CHP'li Zeybek: "Mahkeme heyeti avukatları dinlemiyor, bilgisayarlarıyla oynuyor"

Gezi Parkı Ana Davası'nın karar duruşmasına, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi'nde (SEGBİS) medyana gelen arıza nedeniyle yarım saat ara verildi. Duruşmayı izleyen CHP İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek, "Mahkeme heyeti pek avukatları dinlemiyor. Geçen hafta sanıkları dinlemediler, bugün de avukatları dinlemiyorlar. Bilgisayarları ile oynuyorlar. Umarım akıl galip gelir, vicdanların sesi dinlenir; sarayın talimatlarıyla değil hukukun emrettiği kararlar verilir" dedi.

Video için play'e tıklayın

Tek tutuklusu Osman Kavala olan 17 sanıklı Gezi Parkı Davası'nın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün saat 10:00'da başlayan karar duruşmasında, sanık avukatlarının mütalaaya karşı savunmaları alınıyor. Osman Kavala'nın, duruşmaya Silivri Cezaevi'nden SEGBİS ile bağlanmasında sorun yaşandı. Avukatlar da ses arızası nedeniyle savunmalarını yapmakta zorluk çekti. Bunun üzerine duruşmaya yarım saat ara verildi. Arızanın giderilmesinin ardından da duruşma yeniden başladı.

Duruşmayı izleyen CHP milletvekillerinden Gökan Zeybek, verilen arada ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, "Vallahi gördüğüm, mahkeme heyeti pek avukatları dinlemiyor. Geçen hafta sanıkları dinlemediler, bugün de avukatları dinlemiyorlar. Bilgisayarları ile oynuyorlar" dedi. Zeybek, şunları söyledi:

"MAHKEME HEYETİ SANIKLARI DİNLEMEDİĞİ GİBİ AVUKATLARINI DA DİNLEMİYOR: Cuma günü iddianameye göre sanıklar ifade verdiler. Bugün de avukatlar ifadelerine devam ediyorlar. Tahmin ediyorum akşama kadar avukatların savunmaları tamamlanmış olabilir ama belki bitemeyebilir de. Çünkü savcılık makamının iddialarının ne kadar asılsız olduğu, ne kadar temelsiz olduğuna ilişkin olarak da maddi dayanaklar olan başka mahkeme kararları, ticaret mahkemesinin kararları, bundan önce görüşülmüş olan davalarda verilen kararlar, bütün gerekçeleriyle birlikte avukatlar tarafından mahkemeye delil olarak sunuluyor. Onun ötesinde, polis raporları, kamera kayıtları, her türlü belge, bilgi, doküman mahkeme heyetine sunuluyor. Vallahi gördüğüm, mahkeme heyeti pek avukatları dinlemiyor. Geçen hafta sanıkları dinlemediler, bugün de avukatları dinlemiyorlar. Bilgisayarları ile oynuyorlar.

İKTİDAR DİYOR Kİ 'YARGI SİSTEMİNİ KULLANARAK TOPYEKÛN MAHKÛM EDECEĞİM': Burada yargılanan, doğaya, çevreye, kültüre karşı işlenen kent suçları karşısında bir duruş gösteren, özellikle 2004-2005 yılında, Taksim Yayalaşma Projesi adı altında Taksimi betonlaştırma, yeşil alanları imara açma girişimi karşısında kurulmuş olan Taksim Dayanışması bir biçimde yargılanıyor. Taksim Dayanışması'nın ana omurgasını oluşturan mimarlar, mühendisler, çevre odaları, şehir plancısı odaları burada yargılanıyor. Onun başkan ve yöneticileri yargılanıyor. Çünkü iktidar diyor ki 'Bu kentin yağmalanması karşısında örgütlü olarak mücadele eden herkese ben yargı sistemini kullanarak topyekûn baskılama yapacağım, onları mahkûm edeceğim. Mahkûm edemesem bile bu adliye koridorlarında git-gel yapacağım' diyor. 

OSMAN KAVALA'NIN GÖRÜNTÜSÜ ARIZA SEBEBİYLE EKRANA GELMEDİ: Buradan bir suç oluşturulmaya çalışıyor. Yüreğinde azıcık vicdan olan herkes, bu davanın berat ile sonuçlanacağını öngörüyor. Çünkü hiçbir hukuki gerekçe yok, delil yok, maddi delil yok, yazışma yok, görüntü yok, para transferi yok. Herhangi bir delil olmaksızın savcılık, burada kendine göre birtakım hezeyanlarla suç üretiyor. Üretilmiş olan bu suç için de toplumda en bilinen isimler seçilerek onlar üzerinden bir yargılama götürülüyor. Tabii yine Osman Kavala’nın duruşma sırasında görüntü sistemi arıza sebebiyle ekrana gelemedi aslında. Hukuki açıdan oradaki yargılanan kişinin vücut dilinin, beden dilinin ve duruşunun da görünmesi gerekir mahkeme açısından. O görüntüler şu ana kadar sağlanabilmiş değil. Yani cezaeviyle mahkeme arasında görüntüde bir problem yaşanıyor.

ÜLKEMİZİN DEMOKRASİSİNE, ÜLKEMİZİN GELİŞMİŞLİĞİNE, ORTALAMA EĞİTİM SEVİYESİNE YAKIŞMAYACAK BİR YARGILAMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ: Ama onun ötesinde, İstanbul’un çok saygı değer avukatları, burada yargılanan meslek odaları. Burada 1954 yılında yasa ile kurulmuş olan, özel yasası olan, kendisine kamusal bir yük yüklenmiş, yani doğayı, çevreyi, tarihi kültürel mirasımızı korumak İstanbul’un yağlanmasına engel olmak, bunun için de meslek disiplinleri üzerinde gerekirse üyelerine disiplin işlemi yapabilecek meslek odaları yargılanıyor. Ben de Mimarlar Odası üyesi, İstanbul CHP Milletvekili olarak buradayım ve burada tarihe tanıklık ediyoruz. Burada Cumhuriyet’in 100’üncü yılında kutlamaya gittiğimiz günlerde gerçekten ülkemizin demokrasisine, ülkemizin gelişmişliğine, ortalama eğitim seviyesine yakışmayacak bir yargılama ile karşı karşıyayız.

SARAYIN TALİMATLARIYLA DEĞİL HUKUKUN EMRETTİĞİ KARARLAR VERİLİR: Umarım akıl galip gelir, vicdanların sesi dinlenir. Sarayın talimatlarıyla değil hukukun emrettiği kararlar verilir. Bu ve benzeri saçma sapan uygulamaları biz bir daha ülkemizde hiç görmeyiz. Avukatların savunmaları bittikten sonra mahkeme büyük ihtimalle kararını verecek. Eğer hafta sonu hiç savunmaları bile dinlemeden yazıp getirmemişlerse çekilerek bir değerlendirme yapmaları gerekir. Ama delillere bakıldığı zaman, bu yargılamamanın bile kendisinin saçma sapan olduğu ortaya çıkıyor. Ben, beraat çıkmasını bekliyorum. Ama dediğim gibi siyaset bu davaya müdahil olamaya devam eder, ülkeyi yeniden bir hukuk üzerinden kaosa, hukuk üzerinden Avrupa Birliği ilişkilerini germeyi, hukuk üzerinden mutsuz etmeyi, hukuk üzerinden doğayı, çevreyi korumaya çalışan, İstanbul’a sahip çıkanlara yumruğunu göstermek isterse o zaman biz daha çok buralara gider geliriz.  

HER DEVRİN SONU VAR, BU DEVRİNDE SONU GELECEK: Ama her devrin sonu var, bu devrinde sonu gelecek. Bu adalet sarayları dedikleri beton binaların içerisinde gerçekten hukukçuların karar verdiği, adaletin tecelli ettiği günlerin çok yakın olduğunu düşünüyorum. Sayın Genel Başkanımızın, 2017 yılında ‘hak, hukuk, adalet’ diyerek Ankara’dan İstanbul’a başlatmış olduğu yürüyüş hala devam ediyor. Bu yürüyüş bitmemiştir. Bu yürüyüş, bu ülkede yargının üzerindeki iktidarın veraseti kalktığında, yürütmenin yargıyı dizayn etmesi, Cumhurbaşkanlığı makamının bütün yargıçları atama sistemi ortadan kalktığında, gerçekten demokratik bir biçimde mahkemeler şekillendiğinde, liyakate esas olarak hakimler, yargıçlar atandığında, tahmin ediyorum biz bu süreçleri çok daha hafif atlatırız, geleceğe çok güvenle bakarız. Şunu söyleyeyim; biz domatesi 20 TL’ye yiyorsak, bir salatalığı 20 TL’ye yiyorsak, bir demet marul 15 TL ise bu adalet saraylarında adalet dağıtılmadığı içindir.”

25 Nis 2022 - 18:26 İstanbul- Siyaset