‘’Mesele gerçekten anlayarak, hazmederek okuyabilmek; okuyabilenlere aşk olsun’’

Mesut Bilginer’in “Telif Haklarında Vizyon Arayışlarımız; Destekler ve İstisnalar” adlı kitabı Eğitim Yayınevi etiketiyle yayımlandı.

Büyütmek için resme tıklayın

Kitabın yazarı Mesut Bilginer kitap hakkında, ‘’Bu çalışmamızda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve ilgili mevzuatı esas alarak telif haklarının ve verilen destekleri, ülkemizin bu konudaki vizyon arayışları ile vergi ve muhasebe uygulamalarını ele almaya çalıştık. Konuya ilgi duyanlara yönelik hazırladığımız bu başvuru kitabının okuyanlara yardımcı olabileceğini ümit ediyoruz.’’ diyor.

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olan Mesut Bilginer ile yeni kitabı üzerine konuşmak istedik. Pandemi süreci dâhilinde uzun zamandır yüz yüze görüşemediğimiz saygıdeğer hocamızın daha önceki söyleşilerimizde sohbetine doyamamıştık. Hem özlemimizi giderdik hem de yeni kitabı hakkında söyleşimizi gerçekleştirdik.

‘’Amatörce de olsa yıllar boyu edebiyat ve mûsikîyle uğraştım. Ama ne bir roman ya da bir şiir yazabildim, ne de bir türkü yakabildim. Bir eser telif edemeyecek kadar yeteneksiz (özellikle vurgulayarak, insanın içini ısıtan tebessümüyle) olduğumu anlayınca hiç değilse eser sahiplerinin haklarını araştıran bir kitap yazayım’’ diyerek başladık konuşmaya…

Belirtmekte fayda var, uzun bir söyleşi oldu. Fakat hem söyleşi anında hem de söyleşiyi yazıya dökerken vaktin nasıl geçtiğini anlamadım… Tanışmanızı isterim ki, bir tebessüm bu kadar insana huzur katar…

Önce kitabı okuyun sonra mutlaka o kitabı imzalatın; kapak yazısı bana en güzel hediyesi oldu. İşte o uzun söyleşimiz;

- Son kitabınız basılmış, yazarlık nasıl gidiyor? Kaç kitap oldu?

Kendimi yazar olarak görmüyorum. Çünkü ne bir roman yazabildim, ne de dillere pelesenk olmuş bir şiir. Kendimce, öğrendiklerimi dostlarımla paylaşmak için yazıyorum. Üniversiteden arkadaşlarla ortak yazdığımız kitaplar tamamen meslekî kitaplardı; Dış Ticaret, İthalat-İhracat, Vergi, Muhasebe gibi. Ayrıca Ali Avgın’la hazırladığımız “Hz Mevlânâ, Mevlevîlik ve Maraş Mevlevîhânesi” kitabı ise şehrimizin çok önemli bir konuda bilinmeyenleri ortaya çıkarmak içindi. Son üç kitap ise bu ülkemizin bazı önemli gördüğümüz alanlardaki vizyonunu araştırmak ve katkı sağlayabilmek için amacıyla yazıldı.

‘’Mesele gerçekten anlayarak, hazmederek okuyabilmek; okuyabilenlere aşk olsun’’

-Okuma merakınız nereden kaynaklanıyor?

Okumaya meraklıyım ancak yeteri kadar okuyabildiğimi düşünmüyorum. Tarih boyunca kaleme alınmış o kadar çok eser var ki yeterince okuyabilmek ve istifade edebilmek mümkün değil. Daha Türk İslam klasiklerini okuyup anlayamadık ki, hangi birini okuyalım? Ayrıca unutmadan, Batı klasikleri de çok çok önemlidir. Mesele gerçekten anlayarak, hazmederek okuyabilmek; okuyabilenlere aşk olsun. Onlara Cemil Meriç denir, Nureddin Topçu denir vs. Herhalde okumaktan murat, aydınlanabilmek ve aydınlatabilmektir. Neyse sorunuza dönelim. Merhum Pederim Halil Hoca, çok okuyan bir zât idi. Gençliğinde esnafken Kümbet, Beyazıtlı, Hâtuniye, Divanlı Camiilerinde Fahrî İmam olarak görev yapmış ve kendini yetiştirmiş. Sonra 1958 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı sınavda Türkiye ikincisi olunca İslahiye’ye Müftü olarak atanmış. 1973 yılında aktif memuriyetinin son döneminde Kahramanmaraş’a dönerek Vâiz ve 1978 yılında emekli olunca da Fahrî Vâiz olarak görev yaptı, 2005 yılında ahirete göçünceye kadar.  İlerlemiş yaşına ve birden fazla hastalığına rağmen sürekli okur ve anlatırdı. Hatta bir gün ışın tedavisinden döndükten ve birkaç gün dinlendikten sonra bana “beni Bahçelievler Camii’ne götür, bu gün Cuma Namazından önce vaaz edeceğim, cemaat bekler” dedi. Hâline üzüldüğüm için “yorgunsun, gitmesen olmaz mı?” dedim. Hiç unutamadığım bir cevap verdi: “Ölürsem camide, görevimin başında ölürüm, çok mu görüyorsun?” Hâlbuki o dönemdeki Müftü Beyin ricası üzerine fahrî olarak görev yapıyordu, mecbur değildi. Son günlerine kadar sürekli okur ya da bana okuturdu. İşte Pederim böyle bir insan olduğu için biz çocuklarını sürekli okumaya teşvik ederdi. Daha ilkokul çağlarında Mehmet Akif’in Safahat’ından, Ali Ulvi Kurucu’nun Gümüş Tül ve Alevler’inden beyit ezberlediğimizde harçlığımızdan ayrı ödül olarak da harçlık verirdi. Yine o dönemde Abdürrahim Karakoç’un Hasana Mektuplar kitabından da epey şiir ezberlemiştim. Sonraki yıllarda Necip Fazıl, Peyami Safa, Yahya Kemal, Sâmiha Ayverdi, Cemil Meriç tiryakisi oldum. Velhasıl okuyorum ama onlar gibi yazamıyorum. Ben de isterdim inci kolye gibi cümleler kurmak, sıra sıra beyitler yazmak ama olmadı, yazamadım. Baktım yazamıyorum, hiç değilse  “eser” ortaya koyanların telif hakkını inceleyen bir kitap yazayım dedim ve bu kitabı hazırladım.

‘’Bu ülkenin geleceğine daha fazla kafa yoran gençler yetiştirmemiz gerekir’’

-Son kitabınızda yine vizyondan bahsediyorsunuz; bu kitabı yazma amacınızı anlatır mısınız?

Zaman zaman konferans ve derslerde üniversitede okuduğumuz yıllardan örnekler veriyorum. Bir makalede okumuştum; Türkiye’nin reel GSYH’si 1980’de yaklaşık 210 milyar dolarmış, bu da kişi başı milli gelirimizin yaklaşık 1.500 dolar kadar olduğu anlamına gelir. Bu gün ise fert başına milli gelirimizin yaklaşık 9.000 doları aştığı hesaplanıyor. Eğer darbeler, iç-dış sorunlar ve yönetimlerin hataları olmasaydı çok daha büyük bir ülke olabilirdik. Ben de gençlere şunu söylüyorum; “büyük Türk Milletinin geleceği aydınlık olsun, bizim neslin gücü bu kadarına yetti. Eğer çocuklarınızın fert başına milli gelirin 25-30 bin dolar olduğu bir ülkede yaşamasını istiyorsanız, bizim nesilden daha fazla çalışmanız ve daha doğru işler yapmanız gerekir.” Bu sebeple bu ülkenin gelecek tasavvuruna kafa yoruyorum; ülkemizin vizyon arayışları dediğimiz konu bu. Literatürde “Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi” diye bir konu vardır. Maslow, insan ihtiyaçlarını bir piramide yerleştirerek açıklamaya çalışır. Piramidin temelinde yeme-içme-barınma gibi en temel fizyolojik ihtiyaçlar vardır. Piramidin tepesinde de “kendini gerçekleştirme” vardır. Eğer ülkemiz bilim ve teknolojide, sınâî mülkiyet haklarında yani patent, marka, mikro çip gibi alanlarda gerekli atılımı yaparsa kalkınır, zenginleşir ve böylece “gelişmekte olan ülke” olmaktan çıkıp “gelişmiş ülke” olursa; zenginleşen ülkelerde kişinin kendini gerçekleştirmesi, kültür ve sanat alanlarında da daha verimli ve üretken olması beklenir. Çünkü kültür ve sanata daha fazla zaman ve kaynak ayırabilir. Ancak sadece maddi kaynak yetmez; okuyan, araştıran, fikir üreten, sentez yapabilen, bu ülkenin geleceğine daha fazla kafa yoran gençler yetiştirmemiz gerekir. Bu sebeple 2016’da “Bilim ve Teknolojide Vizyon Arayışları; Teknokentler”, 2019’da “Sınâî Mülkiyet Hakları ve Vizyon Arayışlarımız; Verilen Destekler ve Muhasebe Uygulamaları”  ve 2020 yılı biterken “Telif Haklarında Vizyon Arayışlarımız; Destekler ve İstisnalar”  kitabını yayınladık. Rabbime hamdolsun böylece “vizyon arayışları” üçlemesini tamamladık.

Vizyon meselesini açar mısınız?

Söz konusu çalışmaları hazırlarken devlet aklının nasıl çalıştığını anlamaya çalıştım. Kurumlar arası fikir birliği var mı? Her kurumun bürokratları kendi başına mı çalışmış, yoksa koordinasyon ve hedef birliği var mı? Bu sebeple, 11. Kalkınma Planını, ilgili Bakanlıkların ve kurumların Stratejik Planlarını, Yıllık Faaliyet Raporlarını inceledim, hazırlanan raporları okudum.  Sonuçta ortak aklın devrede olduğunu, kurumlar arasında hedef birliğinin olduğunu gördüm. Hem devlet kurumlarında hem de özel sektörde planlar-bütçeler hazırlanırken gerçekçi hedefler belirlenmesi gerekir. Ancak bazen gerçekleşmesi zor olan hedefler de konur. Yani belirlenen hedefler tutmasa bile bu konuda güçlü bir irade beyanının ortaya konulması, verilecek proje desteklerinin ve hibelerin artırılması önemlidir. Meydana gelen hedef sapmalarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

‘’Yazılım-bilişim-yapay zekâya daha çok önem vermeliyiz’’

-Telif Haklarında Vizyon Arayışları kitabı hakkında bilgi verir misiniz?

Kitabımızda, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nu esas aldığımız için kanun metninde geçen “ilim ve edebiyat eserleri,  musiki eserleri,  güzel sanat eserleri ve sinema eserleri” tasnifine uygun olarak eser çeşitleri, eser sahipleri, bunların hakları, sağlanan hibeler, telif haklarına tanınan vergi istisnaları gibi konuları ele aldık. Zaten Anayasamızın 64. Maddesine göre “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.” Ancak şurası unutulmamalıdır, tarih boyunca pek çok devlet adamlarımız ilim ve fikir adamlarını, sanatçıları himaye etmiş ve desteklemiştir. Bazıları bu himayeyi yanlış anlar ve anlatır; ilim adamlarının ve sanatçıların devlet adamlarından “menfaat sağlamasını” eleştirir. Peki, bu günkü anlamda sosyal güvenliğin olmadığı asırlarda ilim adamları ve sanatçılar nasıl geçinecekti? Tabi ki  “telif hakkını” devlet adamlarından alacak, devlet kurumlarında görev verilecekti. Çünkü “marifet iltifata tâbidir, müşterisiz meta zâyidir”. Muallim Nâci’ye ait olduğu rivayet edilen bu söz, ilmin ve sanatın desteklendiği yerde neşv-ü nemâ bulabileceğini anlatır.

Nitekim Ziya Paşa da,

“Âsâf'ın mikdârını bilmez Süleyman olmayan,

Bilmez insan kadrini âlemde insan olmayan” derken ‘Hazret-i İnsan’ın kıymetini yani Âsaf gibi bilge ve bilgin devlet adamlarının kıymetini, aynı zamanda Hükümdâr olan Süleyman Peygamber bilir; ya da O’nun gibi olmaya gayret eden devlet adamları bilir demektedir.

Nitekim Devletimiz de Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ile çeşitli kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla sinemaya, tiyatroya, edebiyata, yazılıma, tasarıma gerek hibe şeklinde gerekse vergi istisnalarıyla destek vermektedir. Sadece iki örnek vereyim; Kültür ve Turizm Bakanlığı 2020-2021 sezonunda özel tiyatrolara 12 milyon TL ve sinema filmlerine 2020 yılının ilk yarısında 32.178.000,-TL  nakit hibe vermektedir. Bunlar sadece iki örnek, kitabımızda verilmesi planlanan bütün destekler ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bunlar sadece iki örnek, kitabımızda yazılıma, bilişime, tasarıma, sanat eserlerine, etkinliklere, sinema sektörüne ve tiyatroya verilmesi planlanan bütün destekler ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Özellikle hayatımızın her alanında var olan yazılım-bilişim-yapay zekâya daha çok önem vermeliyiz. Bu sebeple gençlerin bu desteklerden haberdar olabilmesi gerekmektedir.

‘’Rabbimizin hoş görmeyeceği bir sanata niye saygı duruşunda bulunayım?’’

-Kitabın arka kapağında “bu kitap, meslek hayatımın 41.yılında ‘bedîî’ olan sanata ve sanatçıya saygı duruşumdur” diyorsunuz, bu konuyu açar mısınız?

Kitabın Önsözünde şunları yazdık; “Sevgili Peygamberimiz (SAV) saadetle buyurdu ki; “ Allah güzeldir, güzeli sever.” Aslında Celal de O’nundur, Cemal de; biz Celal’inden Cemal’ine sığınırız. O ve Habibi güzel olduğu için güzel olan her şey Rabbimizin ve Efendimizin güzelliğindendir. Bu sebeple Arifler der ki; güzel sanatlar Rabbimizin “Bedîî” ve “Mübdî” sıfatlarının tecellisidir. Kubbealtı Lugati’ne göre “Bedîî” kelimesi, “eşi görülmemiş, çok güzel; benzeri ve örneği olmayan” demektir. “Mübdî” ise “yok iken var eden, varlık âlemine çıkaran Allah (CC)” anlamına gelmektedir.  Başımızı kaldırıp tabiatı seyrettiğimizde birbirinin aynı olmayan ve asla tekrarlamayan o güzellikler tablosunu görürüz. Çünkü kâinat, sınırı olmayan bir tuvaldir. O tuvalin üzerindeki eşsiz ve harikulade güzelliklerin küçük bir zaman dilimindeki minnacık bir parçasını 50x65 ebadında bir tuvale aktaran ressamlara çağlar ötesi hayranlık duyarız. Claude Monet’in ‘Gelincikler’i Da Vinci’nin ‘Mona Lisa’sı; Van Gogh’un ‘Yıldızlı Gece’si; Hoca Ali Rıza’nın resmettiği ‘Göl Kenarı’; Şeker Ahmet Paşa’nın ‘Narlar ve Ayvalar’ı gibi. Hepsi güzel de niçin gerçek ressamın yaptıklarının minnacık kısmını tuvale aktaranlara duyduğumuz hayranlığı, gerçek ressam olan Rabbimizden esirgeriz?”

Yine önsözde şunları yazdık, dedik ki; “‘Kaldırımlar’ şairi, ‘Çöle İnen Nur’u anlattığı halde, 

‘Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;

Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış’ derken şüphesiz haklıdır. 

 Nitekim Mesnevi’de yaklaşık 26.000 beyit, Divan-ı Kebir’de yaklaşık 50.000 beyit nutk-u şerif inşa eden söz üstadı Hz. Mevlânâ da  ‘Dostların sıkılmaması için gönül almaya çalışıyorum ve onları meşgul etmek, oyalamak için şiir söylüyorum.  Yoksa şiir söylemek benim işim mi?’ sorar.”  O halde Rabbimizin hoş görmeyeceği bir sanata niye saygı duruşunda bulunayım?

Yine kitabın tanıtımında “Çocukluğumun sinemaları siyah-beyazdı, sonra adım adım renklendi ve çok sonraları netleşti. Netleştikçe “Siyahî kölelere ve Kızılderililere hep iyi davranan ama buna karşılık sürekli isyan ve nankörlük gören beyaz adamların” hakikatini anlamak mümkün oldu” diyorsunuz, bunu açar mısınız?

Hani anlatmıştım, Babacığımın bize ödül vermesini. Çok küçükken filmler siyah-beyazdı, ara ara renkli filmler de gelir ve daha pahalı olurdu. Sinemaya renkli kovboy filmi geldiğinde biz de Bahaeddin Ağabeyimle fazladan şiir ezberler, sinema parasını çıkarırdık. O filmlerde hep siyahîler ve Kızılderililer kötü adam olurdu. Sonradan anladık,  bütün bu filmlerin emperyalist beyaz Amerikalıların propaganda filmleri olduğunu.

(Soruyu sorduğumda önce sessizlik kapladı odayı sonra derin bir ah çeker cevap verdi)

Sizlerin aynı zamanda Kahramanmaraş Hz. Mevlânâ Kültürü Derneği’nde ve Mûsıkî Derneği’nde faaliyet gösterdiğinizi biliyorum. Çalışmalar devam ediyor mu?

Salgın başladığında İç İşleri Bakanlığı’nın ilk genelgesiyle birlikte faaliyetlerimize ara verdik. Maalesef toplanamıyoruz.

‘’Dînî mûsıkîmiz kadim bir medeniyetin geleneğini yansıtır’’

-Kitabınızda Türk Mûsıkîsine de yer verdiniz mi?

Evet, tabi ki yer verdik. Önsözde şunları yazdık: “Âriflerin ifade ettiğine göre bedîî mûsıkî, âlem-i ervahtan haberler getirir. Çünkü Allah (CC) bezm-i elestte sordu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”  Kullar da “bela” dediler. Bu sebeple, bu dünyadaki bedîî mûsıkî, bezm-i elestteki hitâb-ı ilahînin lezzetini aramaktır. Bu sebeple, klasik eserleri besleyen ve ondan beslenen Dînî mûsıkîmiz kadim bir medeniyetin geleneğini yansıtır. Zaten bizim dünyamızın temaşa açısından belki de en muhteşem törenleri Mevlevî Mukâbelesi’dir. Doğduğumuzda sağ kulağımıza okunan Ezan ve sol kulağımıza okunan Kamet, aslında Dilkeşhâverân Cenaze Salâsı ile musalla taşında sona erecek hayatımızın ‘hoş geldin’ törenidir. Bizim mûsıkîmiz bazen Itrî’de Nevâ-Kâr, bazen Dede Efendi’de Hüzzam Âyin-i Şerif’tir. Ya Nutk-u Şerif dediğimiz manzumeler; kimi zaman Yunus Emre’de İlahi, kimi zaman Hacı Bektaş-ı Veli’de Nefes’tir. Kimi zaman Ramazan gecelerinde okunan salât-ı selamlar teravihe revnak katar, kimi zaman “Süleymaniye’deki mehâbetli bayram sabahlarında gönlümüzün aydınlığı artar”; bazen de Segâh Tekbir’in kreşendolarında tüylerimiz diken diken olur. Hemen pek çok vesileyle ve her bir bölümü başka bir makamda okunan Mevlid-i Şerif ise gönlümüzü ferahnâk ederken biz âciz ümmetin Âlemlerin Sultanı’na arz ettiği şefaat dilekçesidir.”

(Ve son olarak Türkü dedik şiir gibi konuştu)

Halk Müziğiyle aranız nasıl?

Özellikle irfan türkülerini çok severim. Çünkü Halk müziğimiz sevdalı gönüllerin türküleridir. Öyle ki, kimi zaman âşıkların sazından ‘taşlama’, kimi zaman da göçüp gidenlerin arkasından ‘ağıt’tır. Kimi zaman Erzurum’da ‘maya’, Kırşehir’de ‘bozlak’, Şanlurfa’da ‘gazel’, Kerkük’te ‘hoyrat’tır. Kilis’te ise ‘barak’, Diyarbakır ve Elazığ’da ‘uzun hava’dır. Bazen ‘şol Revan’da kalan balalara, demet demet kırmızı gül sunulur’; bazen Yemen’den, Çanakkale’den dönemeyen kınalı kuzulara türküler yakılır. Bazen de “köye dönen Yanık Ömer kutlanır, nişanlısı mutlulanır”. Halkımızın müziği Kahramanmaraş’ta bazen “Merik”, bazen de bir irfan türküsüdür:

Harâbât ehliyiz, mestâneyiz biz,

Âlemin nâdanı, bigâneyiz biz,

Vahdet şarabından içmek istersen,

Bizden iç şarabı meyhâneyiz biz,

Ali dost, Veli dost da deli dost.

07 Ara 2020 - 14:13 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.



Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi


Anket Basın Özgür mü?