Uyaran/Eleştirenlerden Ne Anlamalıyız?

Allah insanlara kutsal kitapları niçin gönderdi?

Niçin Peygamberlerini farklı zaman ve mekanlarda yaşayan topluluklar için görevlendirdi?

Evliyalar, Enbiyalar, Allah dostları niye var?

Bu kadar nasihatname, siyasetname bilgili, tecrübeli, hikmet sahibi kişiler tarafından yöneticilere, karar vericilere niçin yazıldı/yazılıyor?

O kadar özdeyiş, atasözü niçin söylenmiş?

Velhasıl kelam dostlar, bütün yukarıda sıraladığımız soruların tek bir cevabı var: İnsanı doğru yolda, istikamette tutmak, Allah’ın kulu olduğunu hatırlatmak, ömrünü faydalı bir insan olarak geçirmesini sağlamak!

Akıllı ve hikmet sahibi padişahlar, krallar, emirler, valiler, insanlar kendilerini uyaranları, yazılanları ve söylenenleri bir kıskançlık, düşmanlık olarak görmekten ziyade hatalarını, yanlışlarını, gafletini, eksiğini hatırlatan, gideren, farkına varma bilincine ulaşıp sonrasında daha etkili, insani, vicdani ve ahlaki davranmasını ve karar almasını sağlayan bir ıslah aracı olarak görmüşlerdir.

Mevlananın “hatasız dost arayan, dostsuz kalır.” tespiti bir anlamda hangi makamda, yetkide ve ünvanda olursak olalım bütün insanların hatalarının olabileceğini kabullenmesi ve bunu hayatın doğal akışı içerisinde yönetebilmesi uyarısıdır aslında. İnsan atasız ve hatasız olmaz.

Allah her insanı farklı yetenek ve kapasitede yaratmıştır. Herkesi gerek sahip olduğu maddi unsurlarla gerekse bedeni ve fikri yönleri ile kendimizle sürekli kıyas edersek bu bizi çok yorar. Hepimizin üstünlük ya da zayıflığı başkalarını ezmenin ya da başkalarının tahakkümüne, sömürmesine boyun eğmenin bir unsuru olarak görülmemelidir. Öncelikle hakkımızı ve haddimizi bilme erdemini göstermek, hata ve kusurlarımızla insan olduğumuzu kabullenmek zorundayız.

Tekrar başa dönecek olursak, bizim başkalarını, başkalarının da bizi faydalı ve istikamete yöneltici eleştirilerini baş tacı yaptığımızda çevremize de en güçlü “dostluk” mesajını vermiş oluruz. Zira eleştiriyi kendisini geliştiren bir uyarıcı olarak gören kimse, karakter ve kişilik olarak olgunlaşmıştır.

Eleştiri ile bize yöneltilen “ayna” kendimizi daha net görmemizi sağlar ve bizim kendimizle ilgili farkında olmadığımız ama başkalarının farkında olduğu şeyleri daha sağlıklı yönetmemize imkan verir. Düşünün, yüzünüzde bir leke var ve siz bunun farkında değilsiniz çünkü yüzünüzü göremiyorsunuz ve bu durumdan dolayı belki de size bakan insanlar sizin hakkınızda birtakım olumsuz düşüncelere de sahip olabilecektir. Ama bir sevdiğiniz, dostunuz (sizi bu durumdan kurtaracak şekilde) size yüzünüzde bir leke olduğunu söylediğinde ona candan bir teşekkür edersiniz değil mi?

Düzeltici ve istikametimizi devam ettirmemizi sağlayan eleştiricilere/uyarıcılara kötü gözle bakmak, onları düşman görmek aslında onlara değil kendimize yaptığımız en büyük kötülük olacaktır. Çünkü onları ötekileştirdik, öcü olarak gördük ve onları bize fayda değil zarar verenler kategorisine yerleştirdik. Bu durumu,  “kendisini gittikçe yalnızlık  bataklığına kendi elleri ile itekleyen ahmak kişi”ye benzetebiliriz.

Çevremizde bize hata ve yanlışımızı söyleyecek tek bir kişi bulamadığımızı anladığımız an, aslında hiçbir “dostumuzun”da kalmadığını anladığımız an olacaktır! Bu çıplak gerçek “yakıcı yalnızlığımızın” bir tescilidir. Hasbi yani hiçbir menfaat beklemeksizin faydalı eleştiri yapanları kaybetmiş olmak sadece onları kaybetmek anlamına gelmemekte: aslında hem bu dünyada hem öbür dünyada bizi istikametten ayırmayacak bir iklimi, bir atmosferi ve gönül dünyasını da kaybetmiş olduk. Kalpten kalbe giden muhabbet kanallarını tıkadığınızda; ruh feryat eder, bir çıkış yolu arar ve bulduğu çıkış yolu çoğunlukla hayatımızı alt üst eder ve bu felaketimiz olur.

Aslında gönül diliyle yapılan eleştiriler bizi kendimize getirir, rahatlatır, huzur verir ve güvenlik sağlar. Eleştirirken huzur verenlere güvenebiliriz. Çünkü onlar hesabi değil hasbi insanlar, dostlardır.

Bizim maddi ve manevi anlamda daha iyi olmamızı isteyenlerin aynı zamanda çok mütevazi olduklarını da bilmeliyiz. Çünkü onlar bağıra, çağıra, göstere, göstere bize bu uyarıları yapmazlar. Onların uyarısı bir nazardır, bir suskunluktur, bir davranıştır.

Sorgulayan ve eleştirenler aslında “bunun daha iyisi, daha güzeli olabilir mi?” peşinde. Dolayısıyla bize yerinde, makul ve mantıklı yapıcı eleştiri yapanları kendimize daha yakın tutmak hem kendimize hem de yaptığımız işe bir saygının, topluma karşı da sorumluluğumuzun bir gereğidir.

Not: Eleştiriyi yıkıcı ve hesabi yapanlardan bir de hiç eleştiri yapmayıp bilakis yaptığımız hata ve yanlışları en hararetli şekilde savunup, alkışlayanlardan da uzak durmakta fayda var.

Prof. Dr. Abdullah SOYSAL

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Soysal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.

01

Hüsniye Ünal - Tebrik ederim. Yazılarınız çok güzel.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Şubat 17:28


İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?