Ah şu ateizm ve deizm yok mu?

Son yıllarda, alanımla ilgili katıldığım tüm toplantılarda ve ekranlardaki din içerikli tartışmalarda; ateizm ve deizm konusu karşımıza, aşılması zor karlı bir dağ gibi çıkıyor. Aşılması zor; çünkü o karlı dağı aşabilecek ne gücümüz, ne vizyonumuz, ne haritamız ne de ekipmanımız var. Var olan tek şey ise; sürekli çözüm diye ağzımızda gevelediğimiz temcid pilavı. Bu pilavın birinci malzemesi dış güçler. “Efendim dış güçler gençliğimizi kendi dini ve manevi değerlerinden uzaklaştırıp bizi zayıflatmak istiyorlar.” İkinci malzeme ise iç güçler. “Efendim içimizdeki din karşıtı ideolojilere sahip seküler kimseler gençlerin aklını çeliyor.” Üçüncü malzeme mealciler. “Efendim bu Kur’an’ı anlayarak okumayı tavsiye edenler, aslında sünneti de devredışı bırakarak gençlere sapıkça bir yol gösteriyorlar. Gençler bu yüzden ateist ve deist oluyorlar.” Bunları söyleyenler, bu pilavın ana ve tek malzemesinin kendileri olduğunu bilmiyorlar ya da bilmek istemiyorlar.

Aslında bu söylemin içerisinde bir de itiraf var. O da şu: “Ben öyle çürük bir din anlayışı içerisindeyim ki; gençliğimi gelen çalıyor, giden çalıyor.” Geçen haftaki yazımda Maide Suresinin 105. ayetine gönderme yaparak; “Biz kendimize bakalım. Eğer biz, Allah’ın doğru yolunda isek; yoldan sapmış olanlar bize zarar veremezler” demiştik. Evet, ateizm ve deizm ortaya çıkışları itibariyle dine karşı birer tepkisel harekettirler ve bir sapmadırlar. Kökeni, batının ortaçağına kadar giden ve fıtrata aykırı hale gelmiş Hristiyanlık inancına bir tepkidir. Tepkisel haraketler olduğu için de, asla tepki gösterdikleri şeyin yerini tutmazlar. Peki nasıl oluyor da Avrupa’da Hristiyanlığa karşı ortaya çıkmış bu fefsefi akımlar, müslüman mahallesinde salyangoz satabiliyorlar? Geldiğimiz noktada, içinde bulunduğumuz din anlayışı, Allah’ın fıtrat dininden koptuğu için, müslüman mahallesi salyangoz pazarına dönüştü de onun için. Bu dönüşümün hikâyesini daha önce defalarca anlattım ama yine anlatayım.

Tarihte ve günümüzdeki genel kabule göre; din hayatımızın ana kaynağı, bazılarının anlaşılmasını sapıklık olarak gördüğü Kur’an’ı Kerim’dir. Zira o; Arap toplumunun, ahlaksızlık dini olan şirkten, ahlak dini olan İslâm’a dönüşümünün vizyon belgesidir. Bir yerde şirk yaygınsa, Kur’an’ı eğip bükmeden aynen uygularsanız aynı neticeyi alırsınız. Kur’an’ın birincil kaynak olduğu tezi, uygulama itibariyle sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. Bunu, Kur’an dışı kaynakların Kur’an’a açtığı savaştan anlıyoruz. Peygamberimizin sünneti Kur’an ile savaşır mı? Asla. Peygamberimiz buna zinhar izin vermez. Çünkü vahiy onun benliğidir ve ahlakının temelidir. Peki sonraki gelen nesillerin, Kur’an’a aykırılığı sabit olmuş yüzlerce söz ve uygulamaya sünnet diye sarılmasına ne demeli? İşin ehli, bu cümleyi okuyunca, neyi kastettiğimi çok net bir şekilde anlayacaktır.

Sünnet konusundaki iki ilkemi burada tekrar etmek istiyorum: Birincisi; Kur’an’a aykırı olmamalı. İkincisi de, peygamberimizin risalet, yani peygamberlik (elçilik) göreviyle ilgili olmalı. Elçilik görevi dışındakilere yaklaşımımız ne olmalı? Onlar; eğer gerçekten peygamberimizin bizzat söylediği ve yaptığı şeyler ise; bunlar onun aziz hatırasıdır ve inanç alanına dahil etmeksizin, bu hatıralar zamanın değişimi üzerinden elverdiği ölçüde, bağlayıcı olmaksızın hayat bulabilirler.

Sünnet konusunda, yukarıda ifade ettiğim yanlış yoldan; tefsir, hadis, kelam, fıkıh, siyer, tasavvuf gibi ilimlerin hepsi de payına düşen nasibini almıştır. Yapılması gereken; Kur’an ve peygamberimizin onun uygulaması olan sünnet gözlüğü ile, hepsinin tekraren gözden geçirilmesidir. Bunu, zihnimdeki yığınla örneğe dayanarak söylüyorum. Peki bu mümkün müdür? Evet elimizde Kur’an olduğu için insanoğlunun buna gücü fazlasıyla yeter. Ama müslümanların gücü ve vizyonu buna asla yetmez, yetemez.

Peki bu durumda ne olur? Gençlerin önüne din diye sunduğumuz din anlayışımız, gençlerin ilk sorgulamasında çöker. Çökünce ne olur? Gençler Kur’an’a ve onun uygulaması olan sünnete yönelirler mi? Hayır. Neden? Çünkü onları, hiç bir zaman Kur’an’ın anlamıyla buluşturma derdi ve davasına sahip olmadık ki. Eğitim politikalarımızda; düşünen, araştıran, eleştiren, kendini geliştiren nesil yetiştirelim dedik ama gençlik eleştirmeye ilk olarak din anlayışımızdan başladı. Sonuç: ateizm ve deizm. Gönül isterdi ki; gençler araştırıp sorgulayınca, ne olduğu belli olmayan bu tepkisel felsefi akımlara değil, Kur’an’daki fıtrat dinine dönseydi keşke. Ama bu konuda gençlere ne verdik ki, anlamadan defalarca okumak ve yarışmalarını düzenlemekten başka? Dindarlarımız; gençlere tıpkı peygamberimiz gibi örnek olabildiler mi yoksa gençliğin diline “Hacıdan ve hocadan korkacaksın” sakızı mı oldular?

Bir tarafta; 28 şubat sürecinde, katsayı ve başörtüsü zulmüne uğradığını, haklarının gaspedildiğini gören gençlik, diğer tarafta da torpil soslu mülakat yoluyla haklarının elinden alındığını görmüyor mu zannediyorsunuz? Biz dindarlar olarak; hakkaniyeti terkettiğimizde, gençler üzerinde nasıl bir tepkiye yol açtığımızı görmek için kaç numara gözlüğe ihtiyacımız var acaba? Dindarlar olarak; kendi kalemizi kendimiz talan ettiğimize, kendi kalemize yüzlerce gol attığımıza göre, gençliğe ateizm ve deizmden başka hangi sığınağı bıraktık? Tarikat ve cemaatlere sığınmalarını bekleyebilir miyiz? Ateizm ve deizmin en yoğun olduğu ülkelerin, şeriatla yönetildiğini iddia eden İran ve Suudi Arabistan olduğunu biliyor muyuz?

Acaba gençleri yerden yere vurmak yerine, oturup onların sesine bir kulak mı versek? Eleştirilerini dikkate alıp kendimize çekidüzen mi versek? Bu gibi felsefi akımlara kapılmak yerine onlara Allah’ın kitabını mı salık versek? Anlayarak okurlar mı dersiniz? Peki bu adresi verebilecek birikimimiz olup olmadığı konusunda ne dersiniz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?