Normal olanı yaşamak meğer ne zormuş

“Beş gün oldu ki, mu'tada inkıyad ile ben 

Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.”

İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy’un küfe şiirinde geçen bu dizelerle başlamak istedim. Psikolojik olarak insanın rutini devam ettirme eğilimi vardır. Bu yüzden de başımıza icat çıkarma gibisinden serzenişlerle bizim gibi farklı şeyler ortaya koymak isteyenlerin önüne türlü bürokrasiyi koyanlarla mücadele içinde bir ömür geçiyor vesselam. Bir keresinde bir il müdürlüğüne gittim. Başka bir ilin yapmış olduğu uygulamanın noksanlarını gidererek daha iyisini ortaya koyma yönünde bir teklifte bulundum. Hocam şimdi bizim uzman arkadaşlar çok yoğun çalışıyor, sizin istediğiniz verileri temin etmek için sürekli sahada olmaları lazım. Bunu da karşılayacak ne personelim ne de bütçem var dediğinde müdür odasına kadar çıkarken gözlemlerim aklıma geldi. Kurum kültürü dediğimiz şey girişteki güvenlikten müdüre dek her yerden algılanabiliyordu.

Bugün kültürel uyum konusunda yazacağımızı söylemiştik. Kişinin kendi içinde yaşadığı toplumdan çıkıp bir şekilde başka bir kültürde yaşamaya başlaması uyum konusunda zorluklar tecrübe etmesine neden olabiliyor. İlkokuldan sonra sürekli yatılı okumuş birisi olarak bunu hayatımda da pek çok defa yaşadım. Bir örnekle ifade etmek gerekirse jetonla çalışan telefonların nasıl çalıştığını bile bilmeden evden çıkan ben uyum için çok zorlanmıştım. Ankara’da kepçe diye adlandırılan şeyin adı Göksun’da çomçaydı. Diğer çocukların konuşmalarına göre bizim ağzımız çok sırıtmasa da kimi yerlerde anlaşamadığımız oluyordu. Bizim nazal “n” genizel “g” harfleri kullanıyor olmamız diğerleri tarafından garip karşılanıyordu.

Bunlara benzer pek çok noktada farklılıklar yaşamamız ister istemez orada bizim coğrafyanın insanlarıyla daha iyi anlaşmamızı sağlamadı da değil. Gettolaşmadan kaynaklı gruplaşmalarla kimi zaman çatışmanın dibine de vurduk. Yeni kültüre adaptasyon konusunda kişinin dil, para birimi, ölçü birimleri, yasalar, resmi işlemler ve bunlara benzeyen hususlarda uyum süreci yaşaması gerekmektedir. Paranın ne olduğunu bilmeyene tarihi geçmiş piyango biletini para diye vererek yevmiye ödeyenler, dil ve yer bilmiyor diye yolcuya şehrin bütün noktalarını gösterdikten sonra gideceği yere götürenler, ölçü birimindeki farklardan faydalanarak inç üzerinden daha yüksek malzeme gideri olacağından aynısını santimetre ile üretip ihracata gönderenler, size kimlik çıkaracağım diye sığınmacının elindeki son parayı da alanlar veya sosyal hizmetlerden faydalanmaları için ücret ödemeleri gerektiğini söyleyerek yardımcı(!) olanlar kültürel uyum düzeyinin henüz istenilen düzeylerde olmaması sayesinde ekmek yiyorlar.

Kişilerin bu tür noktalarda zarar görmelerini engellemek ve topluma zararlı hale gelmelerinin önüne geçebilmek için adaptasyonun her türlü gerçekleştirilmesi gerekiyor. Avrupa’ya çalışmaya kabul edilenlerin zamanında sosyal sigortaya fazla yük olmamalarını sağlayabilmek için ağzındaki dişlere bakarak seçim yapanların amacı da aslında tam olarak buydu. Bizim kültürümüze aykırı olan bu durum yıllarca köle seçimi yapmış olanlar için normal bir durum. Biz onlar gibi yapamayacağımıza göre bu kişilerin uyumu ve ekonomik fayda üzerine yoğunlaşmamız lazım. Bunun için ilk başta dille ilgili problemleri ortadan kaldırmak gerekiyor. Daha sonra sosyal yaşam desteği ile birlikte kişilerin üretkenliğine odaklanmakta fayda görüyoruz. Sonuç olarak uyum düzeylerinin ölçümünü sürekli yaparak kişilerin sosyal entegrasyonu üzerine kafa yoracak kuruluşları ortaya çıkarmak gerekli. Örneğin, ABD’de bu durumda olan birisinin topluma çıkmadan önce geçmiş ABD başkanlarının isimlerine kadar her şeyi öğrenmesi isteniyor.

Bu yazıda kültürel uyumun bireylerin iktisadi hayatta ayakta kalabilmeleri için gerekli olduğuna değinmiş olduk. Öteki türlü gerçekten de zor oluyor. Bir keresinde lisansta okurken aynı gün hem diş randevum var hem de ara sınav. Hocaya sonra girsem olur mu diye sordum olmaz dedi. Diş hekimine sordum o da başka zaman olmaz dedi. Ben de planlandığı üzere önce diş hekimine sonra da vizeye girerim diye düşündüm. Filmi çekerken problem yoktu ama tersten bakınca ben doktor diğer tarafı muayene ediyor diye düşünürken bir anda iğne acısı hissettim. Ters tarafa uyuşturucu yapılmıştı. Sonra doğru yeri de uyuşturunca benim alt çenem tamamen düştü. Hissetmediğim gibi konuşmaya çalıştıkça dilim iki taraftan da uyuşmuş olduğu için sadece “ebeebeeebeee” gibisinden şeyler söyleyebiliyordum. Ankaray vasıtasıyla servisin kalktığı durağa doğru gitmeye çalıştığımda biletimin kalmadığını fark ettim. Bilet gişesindeki kişiye ben derdimi anlatmaya çalıştıkça adam “Lan, size beleş zaten geç oğliim geç” şeklinde şeyler söyledi. Bense bilet almam gerektiğini anlatmaya çalıştıkça “ebeebeebee”ler daha da hırçın bir hal aldı. Sonra bilet gişesindeki adam iki güvenlikçi çağırdı. “Alın şunu trene atın” dedi. Tamamen deliye dönmüştüm. İki yanımda iki güvenlikçi ile trene bindim. Sinirimden ağlıyorum. Servise bindim ama bu sefer şoföre karşı daha deneyimli hale geldim. Adam neden ağladığımı sorduğunda işaret dilinin de aslında faydalı bir şey olduğunu keşfettim. Fakülteye gelip sınava girdim ama halen yapılana kızgın olduğum için ağlıyordum. Hocam ise keşke seni sonra sınava alsaydık çok acı çekiyorsun anlaşılan demişti. Her neyse çenemi hissetmeye başlayınca hocaya olan biteni anlattım. Halden anlamak gerek vesselam. Sonra düşündüm ben bir iki saat bile derdimi anlatamamaya dayanamadım dil bilmeyen ya da engeli nedeniyle bu şekilde sürekli muamele görenlerin hali nasıl olur?

Gelelim teknokentte olan bitenle ilgili bilgilendirme kısmına. Teknoloji Transfer Ofisinden eşleştirdiğimiz bir firmanın TÜBİTAK 1507 kapsamındaki projesi kabul edildi. Üniversite öğretim elemanları ile sanayinin daha fazla etkileşim sağlayabileceği şekilde TÜBİTAK ve KOSGEB için de yeni başvurular için sözleşmeler imzalıyoruz. Genel müdürümüz Prof. Dr. Mehmet TEKEREK’in NVIDIA’nın hibe programına yapmış olduğu başvurusu da kabul aldı. Ayrıca Teknokent araştırma grubunda olan Öğr. Gör. Şerife DURNA hocamızın AB destekli proje önerisi kabul edildi. Diğer projelerle ilgili olağan işlerimiz de devam ediyor. Aileden haberlere devam edersek Bilişim Uzmanı olarak çalışan Hamza AYDEMİR kardeşimiz yüksek lisansı tamamladı. Ön inkübasyona iki proje başvurusu daha aldık.

Gelecek hafta ne yazacağımıza gelince inovasyon kültürü hakkında yazmanın anlamlı olacağını düşünüyorum. Kimsenin kültür şoku yaşamak zorunda kalmadan daha yüksek hayat standartlarına kavuştuğu bir ortamı teneffüs etmemiz temennisiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Selim EREN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?