Maraş Savunması; Sarhoş Bedri

(Maraş’ta Sarhoş Bedri olarak bilinen Bedri, savaşın devam ettiği bir cuma namazı vakti Ulucami’ye gelir. Herkes abdest alıp camiye girerken Bedri, asker nöbetçisi gibi kapıda bekler. Geleni geçeni süzer. Camiye gelenler, Bedri’nin camiye gelmesine sinirlenir. Her geçen mırıldanarak bu sarhoşun camide ne işi var, der.)

Cemaatten Biri– Ulan Bedri, bu sarhoş halinle ne gezersin câmide?

(Bir başkası kızarak:)

Bir Başkası– Hadi çık dışarı. Sarhoş meret!

(Bu ara Evliya Efendi camiye girer. Bedri’ye tebessüm ederek:)

Evliya Efendi– Bedri Efendi, hadi abdest al da beraber namaz kılalım.

(Bedri hem mahcup, hem de bir görev için geldiğini hissettirerek:)

Sarhoş Bedri– Ağam, benim işim var.

Evliya Efendi– Ne işi Bedri? Şimdi namazdan hayırlı iş mi olur?

Sarhoş Bedri– Ağam, bu ellik gâvırının işi belli olmaz. Müslümanların câmiye doluştuğunu fırsat bilip, bomba atabilir, silahlı baskın yapabilir. Siz namazınızı kılın, ben kapıda sizi bekleyim. Namaz bitince çıkar giderim.

CINGIL ALİ

Ulucami’nin önündeki kahvehanenin avlusunda bir kalabalık. Kalabalığın içinde bir Fransız zabiti, Fransızca sağa sola bakarak bağırıp duruyor. Halk bu tepkiye bir anlam veremez.

Halktan Biri – Ede bu gâvur ne diyo anlayanınız var mı?

Bir Diğeri – Gâvurun dilinden anlamıyoruz ki…

Geriden Cıngıl Ali kalabalığı yarıp Fransız zabitinin karşısına dikilir. Zabitin susması için ikazda bulunur. Zabit susmayınca olanca gücüyle zabite iki Osmanlı şamarı atar. Fransız neye uğradığını bilemez. Yüzünü tutarak oradan uzaklaşır.

Cıngıl Ali – Bu it oğlu it ne havluyo? Avara kasnak gibi dönüp duruyor.

Halktan Biri – Ali ede gâvur, sabahtan beri havluyo. Amma da oldu. Silleyi de hak ettiydi. Karşısında konuşan olmayınca kendisini meydan ağası zannetti herhalde.

Bir Diğeri – Cıngıl Ali, bu yaptığını Hürü Ana’n duyarsa ne kadar da sevinir. Hürü Ana da tahta parçasıyla Ermeni döllerini kovalamıştı ya…

MILLIŞ NURİ

(Zülkadiroğlu Süleyman, çetelerle Alemli’deki karargâhta yemek yiyor. İçeri bir çete girer ve Komutan Zülkadiroğlu Süleyman’a bir mektup uzatır. Komutan, hemen mektubu açar ve okur. Mektuptan çok etkilendiği için komutanın yüz hatları değişir. Eli yemeğe varmaz. Bu hali gözleyen Cin Ali Oğullarından Kekeç Nuri, hemen komutana sorar:)

Mıllış Nuri– Hayırdır komutanım? Mektupta yazılanları bize de söyle. (Komutan çok müteessir ve düşünceli. Konuşmak istemez.) Haydi söyle. Bak iştahımız kaçtı.

Zülkadiroğlu Süleyman– Ne desem? Haydin yemeğinizi yiyin. Konu beni ilgilendiriyor.

(Mıllış Nuri ayağa kalkar.)

Mıllış Nuri– Komutanım demezsen, vallaha oturmam!

Zülkadiroğlu Süleyman– Peki peki. Hırlak Avadis beni tehdit ediyor. Çetelerini buradan çek, yoksa hepinizi öldürtürüm, diyor. Hırlak Avadis’in konağı kuvvet ve mühimmat deposu olmuş. Konağı da çok muhkem. Taş bina, kale gibi. Ermeni dölleri konakta pusuda bekliyormuş.

(Cin Ali Oğullarından Kekeç Nuri yüksek sesle:)

Mıllış Nuri– Aha, vallâhi de billâhi de Avadis’in Kuyucak’taki konağını yakmadan yemek yemeyeceğim!

(Der ve dışarı fırlar. Onun ardı sıra Yusuf Hacılı Köyü’nden Kâhya Hasanoğlu Durdu da çıkar. Arkadan çetelerin hepsi sofrayı terk eder. Komutan yalnız kalır. Biraz sessizlikten sonra komutan ellerini kaldırır duaya başlar.)

Zülkadiroğlu Süleyman– Yarabbi, sana şükürler olsun. Böyle serdengeçtilerle beraberim. Bu yiğitlere güç, kuvvet ver. Bu millete, bu milletin yetimlerine, çaresizlere yardım eyle. Düşmanlara karşı bize, hepimize direnme gücü ver.

………………

Çete– Komutanım müjde! Balyoz ve baltalarla Avadis’in konak kapısını kırdık. Kazmalarla ahırını deldik. Ama içeriden Ermeni dölleri bizi sürekli kurşun yağmuruna tuttu. Buna aldırmadık. Paçavraları tutuşturup samanlığı yaktık. İçerideki Ermeni askerleri ve halk arka kapıdan kaçtı. Kovaladık, yandaki kiliseye geçtiler. Şu an konak alev alev yanıyor. Ama iki şehit verdik. Mıllış Nuri, Durdu edem yaralandı. Avedis’in Konağı’ndan açılan ateş, Mıllış Nuri’nin karnına isabet etti. Nuri edemin bağırsakları dışarı çıktı. Ama o, bağırsaklarını tutarak dövüşe devam etti.

Konak’ta işimiz bitince Mıllış Nuri’yi evine götürmek istedik. Evde nişanlım var, beni böyle görmesin, deyip evine gitmedi. Biz de sizin konağa götürdük. Orada tedavi edecekler.

(Çete ağlamaya başlar, boynunu büker. Bir sessizlik olur. Zülkadiroğlu Süleyman ayağa kalkar.)

Zülkadiroğlu Süleyman– Demek Mıllış Nuri’m bağırsaklarını tutup savaştı. İşte vatanı canından aziz bilmek bu işte.

Alnından öpülecek yiğitler; ölümlerini, çocuklarının, can dostlarının ölümünü gördükleri halde siperleri bırakmayan kahramanlar, serdengeçtiler; elinize, yüreğinize kuvvet. Allah yardımcımız olsun. Allah bu milleti bu cedelde muzaffer kılsın. (secdeye kapanırken) Lê İlâhe İllâllah….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Gülsu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?