Helalleşme!

Bu günlerde, siyasetin ve toplumun gündeminde helalleşme ve faiz konuları var. Biri muhalefetin diğeri de iktidarın gündeme getirdiği konu. Her ikisi de kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılıyor. Her ikisinin de ortak noktası din ile ilişkili olmalarıdır. Bir eksende, her türlü gerçeklikten kopuk bir ideolojik tartışma var. Herkes meseleyi kendi siyasi görüşüne puan kazandırmak üzere tartışıyor. Buna göre çok daha küçük olan diğer eksende ise; her iki mesele, gerçeklere dayalı olarak bilimsel temelli ele alınıp değerlendiriliyor. Ben meselenin ideolojik ve siyasi tarafını tartışmayacağım. Zira böyle bir tartışmanın gürültüsü çok çıkar ama sabun köpüğü gibi sönüp gider. Bir iki hafta içinde de söylenenler unutulur. Ama meseleyi bilimsel temelli, akıl ve mantık çerçevesinde tartışmak kalıcıdır. Her zaman yol gösterir. Dolayısıyla burada herhangi bir siyasi görüşün ne sırtını sıvazlayacağım ne de karalama yapacağım.

Tarihte din konusu, dünyanın her yerinde siyasetin ilgisini hep çekmiştir. Bu durumun zirve noktasında, kendisini tanrı ilan eden Nemrut ve Firavun vardır. Zirve noktasının insanlığa neye malolduğunu düşündüğümüzde, siyasette dini söylemin aslında yeri olmaması gerektiğini kolayca anlarız. Ortaçağ Avrupa’sında da krallıklar, kilisenin desteğini arkalarına almışlardı. İslâm tarihinde de siyasetin dini söylem üzerinden devam etmesi konusu pek yabancı olunan bir konu değildir. İslam siyaset felsefesinin odak noktasında “Halife, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” ilkesi vardır. Eğer tarihimizi duygusal olarak değil de, rasyonel zeminde incelersek, bu durumun örneklerini çok görürüz. Cumhuriyet tarihi bile bu durumdan uzak değildir. Miting meydanlarında ayetler okuyan, siyasi söylemini dini motiflerle süsleyen siyasi cereyanları çok gördük.

Acaba bunun sebebi nedir? Yani neden siyaset dini söylemden asla vazgeçemiyor? Bunun bir çok sebebi var ama akla gelen ilk sebepleri ele alırsak şunları görürüz: Halkın güvenini kısa yoldan kazanmaya çalışmak ve otoriteyi pekiştirmek. Her iki yöntem de asla doğru değildir. Halkın güvenini kazanmanın adresi söylediklerimiz değil, yaptıklarımız ve davranışlarımız olmalıdır. Otoriteyi sağlamanın yolu da buradan geçmektedir. İnsanların ne söylediklerine değil, ne yaptıklarına odaklanmak, değerlendirmelerimizi ona göre yapmak bize daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Söylem yalan içerebilir ve onu da farkedemeyebilirsiniz. Lâkin davranışlar yalan içerse bile, kısa sürede sonraki davranışlar o yalanı gün yüzüne çıkarır. Davranışlardaki çelişkiler de aslında bir nevi yalan içerirler ve kolaylıkla farkedilirler. Sözdekine yalan, davranıştakine de gösteriş diyoruz. Din-devlet ilişkileri konusunda çok şey söylenebilir ama konumuz bu değil.

Gelelim helalleşme konusuna. Bizim toplumda helalleşme genelde ölüm sonrasına bırakılır. Çünkü toplumumuzda özür dileme kültürü pek yoktur. Oysa helalleşmenin ilk adımı özür dilemektir. Eğer davranışın ilahi boyutu varsa, onun adına da tövbe diyoruz. Özür dileme ve/veya tövbe konusunun temelinde olmadığı bir helalleşme asla gerçek anlamda bir helalleşme olmaz. Sonrasında da; verilen maddi zarar ise, zararın tazmini (verilen zararın maddi karşılığının hak sahibine ödenmesi) gelir. İnsanlar genelde yaptıklarının yanlış olduğunu kolay kolay kabullenmedikleri için ne özür, ne tövbe eder ne de tazmin yoluna giderler. Bir insan, başka birine kasıtlı olarak asla zarar vermemelidir. Hataen verilen zararların telafisi de kolaydır.

Peki bir insan başkasına kasıtlı olarak zarar vermişse ne yapacak ve nasıl helalleşecek? Kasıtlı verilen zararlarda genelde planlama söz konusu olduğu için, insanlar kolay kolay helalleşmeye de yanaşmazlar. Çünkü planlama aşamasında her şeyin artısını eksisini hesap etmişlerdir ve artık yaptıkları kendilerine göre doğrudur. Bu fikirden, kötülüğü yaptıktan sonra da kolay kolay vazgeçmezler. Eğer vaz geçerse, öncelikle karşıdakinden özür dilemeli ve Allah’a da tövbe ederek verdiği zararı tazmin edip gönlünü almalıdır. Böyle bir helalleşmeye şahit olduğumu pek söyleyemem.

Bir de helalleşme uzun yıllar sonrasına bırakılmamalı ve ilk fırsatta yapılmalıdır. Uzun yıllar sonrasına bırakılan helalleşmeler artık anlamını da yitirmektedir. Zira çoğu durumda hakkaniyetli bir tazmin de söz konusu olamamaktadır. Yıllarca süren anlaşmazlıkların bireyin psikolojisinde açmış olduğu derin yaraların tazmini mümkün müdür? Hele hele helalleşme, ölüm sonrasına asla bırakılmamalıdır. Çünkü karşında artık özür dileyip helalleşebileceğin bir kimse yok, ceset vardır. Helalleşme; dil bilgisi açından da, işteş bir fiil olduğu için iki kişi ya da taraf arasında olur. Geleneksel olarak “kul hakkı”, Allah’ın affetmeyeceği günah olarak görüldüğü için, cenaze namazı sonrasında bir helallik alınır. Peki cenazede bulunanlar diyelim ki haklarını helal ettiler, merhum helal etti mi veya edebilir mi? Dolayısıyla, bu durumun geleneksel ve törensel bir uygulama olmanın ötesinde bir anlamı yoktur. Helalleşme derhal ve sağ iken, iki kişi ya da taraf arasında yapılırsa yerini bulur. Aksi halde helalleşme yaralı ve mağdurdur.

Bir de helalleşilmesi mümkün olmayan durumlar vardır. Bu gün, Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Adem SÖZÜER’in bir twitine rastladım. Onu buraya aynen alıyorum. “Öğrencim Fakülteyi yüksek notla bitirdi. İdeali hakim olmaktı. 21.470 kişinin katıldığı yazılı sınavda ilk yüze girdi ama yeterli "referansı" olmadığı için malum son: Mülakatta başarısız. Büyük üzüntü. Travma. Her sınav sonrası yaşanmakta. Yıllardır çağrımız:Bu referans düzeni değişmeli!” Hadi buyurun. Çıkın işin içinden. Kim kiminle nasıl helalleşecek? Diyelim ki düzen değişti. Geçmişteki haksızlıklar ne olacak? Peki bu arada faiz konusu ne oldu? O da haftaya artık. Biraz daha feyizlenelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?