Tembellik Tutkusu

İnsan; yaratılışı itibariyle çalışmak ve üretmek üzere kurgulanmıştır. Tembellik ve üretmemek insan doğasına aykırı bir durumdur. Tembel insan, yaratılış gayesini yerine getiremeyeceği için mutlu da olamaz. Mutlu olamayan insan da değer üretemez. Ayrıca; Allah’ın, insanlar arasında üstünlük sebebi olarak ilan ettiği takva ile tembellik asla bir arada olamaz. Çünkü takva, temelde sorumluluk bilincidir. Sorumluluk bilinci olan insan da daima aktiftir ve kendi meşru hedefleri doğrultusununda herhangi bir işle meşguldür.

Dinlenmek, çalışmaya galip geldiği zaman bunun adı tembelliktir. Oysa dinlenmek, bedenen ve zihnen yeniden ve daha güçlü bir şekilde harekete geçmek için enerji depolamaktır. İngiliz filozof Francis Bacon “Bilgi güçtür” diyor. Bu gün ve tarihte, dünyaya hükmedenler hep en çok bilenler olmuştur. İşte bu bilgiyi elde etmenin yolu da aşk ve şevkle dur durak bilmeden çalışmaktan geçmektedir.

Çalışmayı ibadet olarak gören medeniyetimizin geldiği noktada, diğer ibadetlerle birlikte çalışmak da terkedilmiş, yerini; tembellik, torpilcilik, akraba kayırmacılığı, kopyacılık, bilimsel intihal, (bilimsel emek hırsızlığı) projesizlik, öğrenciler için kopyala-yapıştır tarzı ödevcilik almıştır. İşin daha da kötüsü, bunlar yaygınlaştığı için kendi alın teri ile bir şeyler yapmaya çalışanlar da asla hedeflerine ulaşamamaktadır.

Mesela; torpilin olduğu yerde, ne kadar emek verirseniz verin, herhangi bir göreve gelemezsiniz. Bu yaklaşımla, nice potansiyel sahibi gencimiz çalışmayı terkederek hayatını heba etmektedir. Çalışanın değil de torpili olanın itibar gördüğü bir ülkede, bilim nasıl ve niçin gelişsin ki? Liyakati esas almak, sadece işlerin gereği gibi yürümesini sağlamaz. Aynı zamanda bilimin gelişmesine de katkıda bulunur. Çünkü kendini en iyi yetiştirenler itibar görmeye başlayacağı için, herkes geleceğine alın teri yatırımı yapar.

Özellikle kamu kadrolarına atanmadan önce yıllar harcanarak hazırlanılan ve girilen sınavlar, liyakati sağlamaya dönük değil, atanacaklar arasında adaleti sağlamaya dönüktür. Böyle olunca da devlet, kendi kadrolarında çalıştıracağı personelin liyakatini asla ölçememektedir. Liyakati sağlamak için getirilen mülakat sisteminde ise, torpili alan Üsküdar’ı geçmektedir. Bir kimsenin liyakatini başkalarının ölçebilmesi imkânsızdır.

Kişiler; kendilerini, atanacakları kadro pozisyonuna layık hale getirmeyi vicdani bir sorumluluk olarak görmeli, atandıktan sonra da o vicdani sorumluluğu asla terketmemelidir. Bireylerin sahip olması gereken kaliteye dönük nitelikleri, dışarıdan birilerinin empoze etmesi ve dayatması tam tersi bir netice verecektir. Bu gün yapılan da budur zaten. Bu yolun sonu “devlet memuru” zihniyetine çıkıyor.

Çalıştığım okullarda, kendime yakın gördüğüm arkadaşlarla sohbet ederken, eğitimin sorunlarını tartışmaya başlayınca hep şu soruyu soruyorum: “Şu okulun sahibi sen olsan, bu okuldaki personelin yüzde kaçı ile çalışmaya devam edersin?” Cevap en fazla yüzde on oluyor. Ben okul örneğini verdim ama bu örnek tüm kamu kurumları için geçerli. İşte kamu kurumlarının bu günkü başarısı, içerisinde bulunan o yüzde onluk vicdan ehli sayesindedir.

Verimsizliği ise vicdan ehlinin oranının düşüklüğündendir. İsterseniz; kamu kurumlarının performansına şöyle bir kakıp, bu soruyu kendi vicdanınıza da sorabilirsiniz. Peki kamuda adalet nasıl sağlanacak? Tek bir yolu var. Tüm vicdanların adil olması. Bu olmadıkça hiç bir kurumda ve atamada asla adalet sağlanamaz. Devletin adil olmadığını savunanlar, aslında devletin kendilerine herhangi bir çıkar sağlamamasından yakınmaktadırlar. Oysa gerçek anlamda adaleti sağlayacak olan, bireylerin ve toplumun vicdanında yer eden sağlam bir adalet bilincidir. Emin olun, o zaman devlet de adil olmaya başlayacaktır.

Öğrenci, sene başında bu yılı sıkı bir çalışma ile geçirmek üzere plan yapar, o plan en fazla bir ay sürer. Vatandaş kendini geliştirmek için herhangi bir kursa başlar, en fazla bir ay sürer. Namaza başlar, en fazla bir hafta sürer. Plan yapmakta ve disiplinsizlikte üstümüze yoktur. Müthiş planlar yaparız hepsi kağıt üstünde kalır. İş akışında artık plan değil, bir başı boşluk devreye girer. Orkestra disiplini gibi herkes aynı hedefe odaklanmak yerine herkes hamam böceği gibi farklı yönlere doğru hareket eder. Buradan bir başarı beklemek, boğadan süt beklemek gibidir. İstediğiniz kadar plan yapın, uygulama disiplini olmadıkça tembelliğe mahkum olursunuz.

İslam dünyasının tamamına şöyle baktığınızda, yukarıda çizdiğim manzarayı bütün ülkelerde görebilirsiniz. Acaba bu bir tesadüf mü? Bence değil. Peygamberimizin getirdiği orijinal inanç sistemi terkedildiği, yerine insanın doğasına aykırı inançlar geçtiği için, bireysel ve toplumsal dinamizm, yerini ölü toprağı serpilmiş bir coğrafyaya bıraktı. İnançlar adeta davranışların babasıdır. Nasıl inanırsanız öyle davranırsınız.

Davranışta sorun varsa bilin ki inançta sorun vardır. Kaynağı bozulmuştur. Tam tersi de geçerlidir. İnançta sorun varsa davranışta da sorun vardır. İnancının gereği olarak, hiç bir şey yapmasa bile, müslüman kimlik bilgilerine sahip olmakla, bir müddet cehennemde yansa da sonuçta cennete gideceğine inanan bir zihin, kendisine tembellikten başka yol bulamaz. Başına gelen her şeyin, ezelde bir “alın yazısı” olduğuna inanan bir zihnin de tembellik son durağıdır. Bireyin hayatında, gündelik tembelliği sonlandıracak bir disiplin sağlayan namaz yoksa tembellik ve atalet, inanç dünyamızın tam göbeğine kurulacaktır. Artık ortada eli, ayakları ve zihni tembellik zinciriyle kuşatılmış bir toplum modeli çıkar karşınıza. Sene başında, çalışacağı günlerden ziyade tatil günlerini, çalıştığı günlerde de emekli olacağı günü hayal eder hep.

Bizde tembellik bir tutkudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?