Gelin Canlar Bir Olalım

Yaşam bir şekilde devam ediyor. Çevrenizin sizi şekillendirdiği kadar siz de çevrenizi bir şekilde etkilemeye devam ediyorsunuz. Şahsen benden tecrübeli olanlardan öğrendiğim pek çok şey var. Yaşıtlarımla kurduğumuz ilişkilerde çoğu zaman kontrolü kaybettiğimiz için genelde onlarla aksiyona dayalı tecrübelerimiz oldu.

Çoğundan pişmanım vesselam.

Okul bahçesindeki börtü böcek ne varsa onları bir kutuya doldurup sınıfta tam hoca derse başlayacakken salıvermek en masumlarından. Hele yurdun çatısındaki güvercinleri çuvala doldurup ateş yakınca nöbetçi hocaya yakalanmayı saymayayım. Güya kendimizi kandırıyorduk. Trenin kaçmak üzere olduğunu fark etmemi sağlayan da benden yaşça çok büyük sayılabilecek biriydi. Hakka yürüdü. Allah rahmet etsin. Onların tecrübelerinden her zaman faydalandım ve bundan sonra da devam edeceğiz.

Gelelim bugünkü konumuza. Örgüt, amaç birliği olan insan topluluğunu temsil eder. Kişiler kendi başlarına başaramayacakları işlerin gerçekleşmesine yönelik ideallerini bir araya gelerek gerçekleştirme eğilimindedir. Siyasi partiler, taraftar grupları ya da bir sanatçının hayranları genel bir amaç doğrultusunda birlikte yürümeyi ister. Ancak terör gibi insanların içinde bulunmak istemeyecekleri işlerde genelde bu kavram kullanıldığı için yanlış anlaşılmalara meyledilebiliyor.

Bir hocamız anlatmıştı. Örgüt kültürü, işletme yazınında önemli yer eden ve işletmeciliği anlamasında kişinin yöneticilik vasıflarını kazandırmasında önemli bir ders. Ancak darbe dönemlerinde okula giden hocamızın çantasında bununla ilgili bir kitap olduğu için çok dayak yemişliği var. Başka bir hocamızın arkadaşı ise o zamanlar yasaklı yayınlar listesinde olan Seyyid Kutup’un “Yoldaki işaretler” kitabını yakalattığında askerin kendisini tebrik etmişliği var. “Aferin, araba kullanmak için ehliyet her zaman lazım olur.” demiş olması ise bu misalin size kadar gelmesini sağlıyor.

Fikirle mücadele etmek kadar lüzumsuz bir şey olmadığını düşünürüm her zaman. İçeriği ne olursa olsun eyleme dönüşmediği sürece kişinin ifade hakkının korunması gerekir. Hatta bu anayasal bir haktır. Elbette kişinin özgürlüğü bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya başlayana kadardır. Bu nedenle derslerde birisi söz hakkı alıp konuştuğunda sözünü bitirmesini sağlarım. Diğerlerinden alay etmeye çalışanlar olduğunda da benim en çok kızdığım işlerden birisini yaptıklarının farkında olurlar.

Örgüt kültürü ise birlikte yaşamla ortaya çıkan bir kavram. Bir işyeri hayal ediniz. Burada yeni işe başlayanın işe alıştırılmasıyla ilgili süreçler genelde tecrübeli olanlarla sağlanır. Onlar olumlu bir örgüt iklimi sağlamışlarsa onlardan sonra gelenler de buna ayak uydurmak zorunda kalır. Ancak ataletin egemen olduğu ve kişilerin kendi çıkarı için fabrikayı bırakın memleketi bile yakabilecekleri bir ortamın olduğu yerde sisteme her yeni giren kişi birkaç ay sonrasında onlardan daha beter olur. Nitekim örgüt içinde kendini ispat etmek için övülen davranışları fazlasıyla gerçekleştirmeye çalışır.

Davranışla ilgili kısmı inceleyecek olursak klasik koşullanma ya da edimsel koşullanma ile açıklanamayacak kadar yoğun düşünce isteyen bir süreç olduğunu görüyoruz. Klasik koşullanmada kişinin uyarana doğrudan tepki vermesi gerekir. Örnek vermek gerekirse size el sallayan bir çocuğa siz de el sallarsınız. Edimsel kısmında ise benzer uyaranlara da aynı tepkiyi vermeye başlarsınız.

Hele bir de rutin yaşamaya alışkınsanız artık her şeye aynı tepkiyi verme gibi bir duruma düşersiniz. Uyaran sürekli olduğunda artık önemsememeye başladığınız için davranış da söner. Örnek vermek gerekirse evde bir satır bile okumayan anne babanın çocuğa sürekli ders çalış diye nasihat etmesi buraya tam oturur. Belirli bir süre geçince çocuk artık anne babasının sürekli serzenişlerinden bıktığı için tepki göstererek ders çalışmamayı kendinde hak olarak görmeye başlar.

Oysa çocuğu ile birlikte ders çalışma veya kaliteli zaman geçirme yönünde bir tavır sergilense o zaman söylemin bir etkisinin olma ihtimali artar. Davranış koşullanmadan çok karmaşık süreçleri içerir demiştik. Bunun için Nedenli Davranış Teorisinden bahsetmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Kişinin tavır ve tutumlarının davranışa yöneltecek şekilde biçimlendirilmesi sayesinde davranışın gerçekleşme olasılığı artış gösterir.

Dolayısıyla toplumu hazır hale getirmeden yapılan ani değişikliklerde adaptasyon yavaş gerçekleşeceği için toplum mühendisinin planını başarıya ulaştıracak algı yönetimine ihtiyacı vardır. Bunun için de planlı davranış teorisine göz atmakta fayda var.

Bir önceki yazıda belirttiğim üzere algı, olgu ile desteklenmediğinde örgüt içinde hayal kırıklığı yaşanır. Bunu gidermek için yapılabilecek en kötü şey örgütü daha büyük ufuklara yönlendirecek şekilde vaatlerde bulunmaktır. Böylece henüz başaramadığınız işten çok daha fazlasını başaramayarak işlerin içinden çıkılmaz hale getirilmesini sağlayabilirsiniz. Sonra çözülme gelir ve unutmayınız ki örgüte devam kişinin kendi amaçlarını örgütün amaçları ile örtüştürdüğü düzeyde sağlanır.

Başarının çok sahibini bulursunuz ama başarısızlığın öksüz ve yetim olduğunu gözlersiniz. Dolayısıyla başarının yanında başarısızlığın da bir erdem olduğunun tüm toplumca kabul edilmesi gerekir. Bu sayede başarısızlıklardan alınacak derslerle aynı hatayı tekrarlamamanın önü açılmış olur. Buradan da daha rasyonel(akılcı) bir bakış açısıyla kriz en az zarar verecek halde atlatılabilir. Hatta öğrenilenler sayesinde tekrarı önleneceği için toplumsal gelişme sağlanabilir.

Genel bakış açısıyla örgüt kültürünü açıkladıktan sonra bireye düşen sorumlulukları hatırlatmakta fayda var. Merak önemli bir erdemdir ve kişinin sorgulaması doğruyu bulmasında önemli mesafe kat etmesini sağlar. Bu nedenle kişinin ilk başta meraklı olması gerekiyor. Bunu bir şeye bağlı kalmayı ifade eden düşkünlükle açıklamak elbette kişinin merakını azaltır.

Örneğin çocuğuna düşkün olan onun hatalarını görmezden gelmeye başladığı gibi her hata yaptığında onun üstünü örtme çabasına girer. Bu bir tür bağnazlığa yol açar ve çocuk tamamen yanlış yola düştüğünde onu oradan çekip çıkarmak da mümkün olmaz.

Dolayısıyla meraklı bir şekilde kişinin doğruya ulaşmaya çabalaması gerekir. Uzun ve gerçekten de yorucu bir yolculuk olsa da kişi doğruyu bulduğunda artık ondan mutlusu olmayacağı gibi başına ne gelirse gelsin kimse onu vazgeçiremez. Örnek vermek gerekirse anne babasından gördüğü şekilde inanan birisinin başka yolları tercih etme eğilimi çok yüksekken, özümsediği bir inancı kimse ondan alamaz.

Bunu gerçekleştirmesi için de bilgi kaynaklarına erişim noktasında kişilerin kısıtlanmaması gerekir. Kıyaslayarak kendisi için en doğruyu bulması sizin olmadığınız yerlerde de aynı şekilde davranmasını sağlar. Parkta oynayan çocuğunuz her zorlukla karşılaştığında siz onu ortadan kaldırdığınızda buna alışır ve artık kendisi için bunu daima yapmanızı bekler. Problem çözme becerisi geliştirmediği için de karşılaştığı her yeni durumda sizden yardım umar.

Ancak her yıkıldığı yere bir han yaptırma olanağınız olmayacağından, içinizdeki koruma içgüdüsü artık çocuğun sizden sonraki yaşamını idame ettirmesinde daha büyük problemler yaşayacağı anlamına gelir. Sizin yerine koyacağı kişi bu sefer onu tamamıyla yönlendirmeye başlar ve artık eserinizle gurur duyabilirsiniz.

Şimdi gel gelelim Teknokentte olan bitenlerle ilgili bilgilendirme kısmına. Araştırma grubumuzda tartıştığımız TÜBİTAK’ın yeni çağrısı için mobil uygulama geliştirme veya spor malzemelerinin farklı kompozitlerle üretilmesine yönelik fikir alışverişi aşamasındayız.

Projeye dönüşürse önemli bir mesafe kaydetmiş olacağız. Ayrıca bir önceki toplantımızda konuştuğumuz dijital olgunluk düzeyi pek çok kişinin ilgisini çekmiş. Bunlarla ilgili önemli geri bildirimler aldık. Netice itibariyle doğru olup olmadığını henüz bilemediğimiz ancak güzel bir yol aldığımızı düşünüyoruz.

Yapay zekâ veri etiketleme merkezi fizibilite çalışması ile ilgili Kalkınma Ajansı da sözleşmeyi imzaladı. Ayrıca moda tasarım merkezi ile ilgili zeyilnamenin eklerini sisteme yüklüyoruz. İleride bununla ilgili eğitimlere başlamayı hedefliyoruz.

Sonuç olarak örgütlü bir yapıdan söz edebilmek için amaç birliği gerekir. Bu yüzden de kaşınız gözünüz oynamadan samimi şekilde insanlara dokunmayı bir şekilde öğrenmek lazım. Ondan sonra çağrılarınız karşılıksız kalmadığı gibi halay çekmek için bile olsa başkalarına ihtiyacınız olduğunu hissedersiniz.

Bu hafta madem bu kadar psikolojiye ve davranış değişikliğine girdik, gelecek hafta konumuz hayat boyu öğrenme olsun. Her zaman sizi en az sizin kadar anlayanlarla muhatap olmanız temennisiyle. Gelin canlar bir olalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Selim EREN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?