“Sen Arapça Bile Bilmiyorsun, Dini Ne Bilirsin” diyor şaşkın, şapşal! Din işte bu dile kurban edildi -2-

Siz ancak bu vesile ile (din diye) milletin malını ve insan hakkını gasp edersiniz bu hezeyanlar da kusmuklarınız işte. Dağılma o asrı saadet denilen, asrı sefaletle başlamıştı. Hz. Peygamberi örtmenin miladıdır. 1400 yıllık hastalıktır. Tapınak dinidir, dinleri Tercihleri teknik değil, tespihtir. (Kuranı bilmedikleri için Kurandaki tespihi de bilmezler) Allah’ın yüzü olan doğadan, onun akrabaları olan yetim, öksüz, yolda, darda kalmışlar umurlarında olmaz ama namazda el nasıl bağlanır, orucu neler bozar detayı ile boğulmuşlardır. İslam’ın evrensel yüzüne kör geleneksel hurafelerle iç içedirler.

Prof. Dr. Mehmet Okuyan: “Peygamberi rüyada değil Kuran’da görürsün. Kuran’ı okumaz isen gördüğün herkesi peygamber zannedersin” diyor. Öyle de olmadı mı?  Özellikle bu durum dinler silsilesinde müntesiplerini kamçılamış; peygamberleri dövüştürmekten tutun, tekke, tarikat, cemaat ve parti liderlerinden, şeyh, gavs, efendi, imama kadar her biri günümüzde bunların yücelttiği kahramanlar haline gelmiştir.

Devamında her cuma, onlarca hayırlı cuma mesajları, yüzlerce mübarek dilekler ve tepeden tabana yüz bin cami cemaati, sürü ile efendi, şeyh, mürşit, üstat, seyit, hazret, gavs, seyda, mübarek duada! Ama ortada görünür hayır ve bereket yok. Neden olsun ki? Aklını çalıştıranların sıçrama noktası ve sorgulayan beyinlerin ışığı olan din, kandil gecelerine, 1001 hatimlere, mevlit törenlerine indirgenerek boş beyinlere afyon kılındı. 

Merhum Y. Nuri Öztürk diyor ki “10 asırdır okunmamış bir kitap Kuran! Arapça bilmeyen elini sürmesin denmiş, Arapça bilenler de TELAFFUZ etmiş. Telaffuza göre okumak, okumak değildir. Telaffuz Arapça’da ATMAK demektir. Yani, şuursuzca bir kelimenin ağızdan çıkması. 

Oysa Kuran kendi okunuşunu, TEDEBBÜR (düşünerek, neden ve niçinini araştırarak okumak) diye nitelendirir. Sizi 1000 senedir “Okuyun, sevap alın, manasını bilmenize gerek yok, onu biz düşünürüz” diyerek ARAP PAPAĞANINA döndürdüler. Sen oku, sevap al. Anlamadığın şeyden ne sevabı alacaksın? Kuran’da böyle bir şey yok. HİNT MANTRASI gibi oku, anlama. Hatta bazıları “Anlamaman daha iyi, anlarsan başına iş açarsın” diyor. Evet Türkiye’de Kuran, anlaşılması için değil, ideolojiyi sürdürmede ritüellerde kullanmak için öğretilir.

Tabloya bakın devlet, “din bize ait” diyenlerle temellendirilmiş durumda. Televizyonlarda her gün ‘akıl ve bilim’ diye bağırıyorlar ama ikisi de bilinmiyor bu ülkede. Çünkü bu işin metodu SORGULAMAKTIR. Sorgulama olmazsa beyin çalışmaz. Bakın bu toplumda “Kuran’ı koruma sektörünün yanında bir de Kuran’ı öğretme sektörü uydurdular ve güzel ses sahiplerine” de ihale ettiler. İşte bu tablodan binlerce kişi kral hayatı yaşıyor. 

Yetmedi bu amaçla “Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve öğretendir” şeklinde çok sayıda hadis uydurdular. “Kuran okumanın tek şartı şeytandan Allah’a sığınıp, okumaya girişmektir” (Tirmizi, Ebu Davut). Kuran’ın anlamlar ve ilkelerden manzum olduğu, ancak akıl ile ulaşılacağı nasıl anlatılır? Böyle yüzlerce saçmalık var. Hem Kuran’da, “Kuran’ı öğretin” diye bir emir yoktur ve bu konuda hadislerin olması da imkansızdır. Çünkü Peygamber döneminde Kuran diye bir kitap yoktu. İkincisi, Kuran Arapça idi ve ilk Müslümanlar Arap idi. Manada olmasa da sözcük olarak anlıyorlardı. Ayrıca anlamını anlamaksızın Kuran okuma diye bir ibadet yoktur. Olsa olsa seslendirmedir. O da okumak değildir. Ondan sonra uydurma hadislerle Kuran’a meydan okumak işte buradan, anlamadan okumaktan çıkar. Kabir azabı gibi. 

“Onu biz indirdik biz koruyacağız (Hicr- 9) kimseye ihtiyacı yok, sen anla kafi” diyor. Ama hala “Türkçesini okumak günah, Arapçasını okumak sevap” saplantısı sürüyor ve bunu ibadet yaptılar. İşte bu olgu Yahudilik ve Hristiyanlıktan mirastır. Kilise etkisi! Hani “Dinde sen oku anlamasan da olur, anlatanlar var. Eh bir de SİYASETTE sen dinle, soru sorma aracılar var” var ya.

Orta çağdaki kilise anlayışı bu idi: Aracısız anlayamayız! Bizim El- Kindi, İbni Sina, İbni Rüşt, Farabi’den aldığı fikirlerle “kendi aracılarını” çöpe attılar. Biz ise attıklarını alıp din yaptık! Bugün de “aracısız gitme” deniyor. Sormak lazım “sen vahiy mi alıyorsun” diye ama soramazsın çünkü sorgulama ve düşünmenin önü kapalı.

Tabloya bakın, tam bir fecaat. Müslümanlar, birbirlerini sömürmek amacıyla Allah, Kuran ve dini öğretme sektöründe, din ve siyaset şeyhlerince; adeta her biri devlet tapınağı ve beyin yıkama merkezleri hüviyetinde ve her biri parlatılarak birbiriyle yarışta. Kuran’ın anlaşılmasına en büyük engel olan Kuran kursları başta, vakıf ve dernekler finans merkezlerine dönüşmüş durumda. Sizce bu vahim durumun kurumsal tamponu kim olabilir?

İşte Hz. Muhammet dönemi ‘Ebu Leheb Düzeni’ yani ‘günümüzdeki FETÖ’ kıtalar arası boyut kazanarak bu tablodan çıktı. Merhum Arif Nihat Asya (o muhteşem naatında) “Ebu Leheb öldü diyorlar. Ebu Leheb ölmedi. Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor.” diyor ya! Allah, Kuran’da “Beni insanlara öğretin” diye bir emrinin olmadığı gibi, Kuran öğretme de görevini hiç kimseye vermemiştir. Tam aksine kavgası bunlarladır. O isteyen herkesin, kendisinin öğrenmesini ister.

Hülasa DİN, DİLE bu kalıp yargılarla kurban edilmiştir. Hal böyle olunca ortalama Müslüman, anlamadan zihninde bir peygamber oluşturmuş, ona tapıyor. Cari din kurumu da bunu teşvik ediyor. Ne yana baksak yaşatılan peygamber profili anlaşılır gibi değil. Keza Kuran’a saygının “onun dediğini yapmaktan ibaret olduğundan” bihaber Müslümanım diyen bir güruh var. Bu güruhun en büyük saygısı onu anlamamakla beraber onu 3 kez öperek başına götürmek ve abdestsiz ele almamaktır. 

Şimdi bu güruha Kuran’ın Enam- 107, Gaşiye- 22 ve Kaf- 45 ayetlerinde Allah, elçisine “sen bekçi değilsin, vekil değilsin ve zorba değilsin, öğüt vericisin” dediğini ve kendisinin “ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim ve arkadaş peygamberim” sözünü nasıl anlatalım? Neredeyse “Allah Arapça’dan başka dil bilmiyor” diyecekler. Dert dava Allah ve Kuran anlaşılmasın, peygamber tanınmasın. Yahu Rum- 22 “Diller Allah’ın ayetleridir” diyor.  “Peygamber ana dili ile ibadet etmişse sen de pek tabi ‘ana dilinle’ ibadet edersin. Asıl sünnet, hatta ‘en büyük peygamber sünneti’ budur” diyor, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hukuk adamı İmamı Azam Ebu Hanife (Yukarıda da ifade ettik.)  

Peki, Allah’ın dininin evrensel olduğu malum! E, dünyada da 4.500 civarında DİL olduğuna göre nasıl olacak bu iş? Tabi “kendilerini dinde temsilci ve Allah’ın icra memuru” olarak görenler sektör oluşturunca, ilim- bilim iflas etmiş, insanlık kültüründen kopmuş ve çağların gerisinde bilim adına zihni donmuş durumda. Şimdi Peygamberin AKIL ve AHLAK yerine KIL ve KIYAFETİNİ sünnet diye alan, Allah’a din öğretmekle görevli bu ruhban takımına soralım: İslam Londra, Moskova, New York’ta yaşayabiliyor mu? Müslüman onu yaşatabiliyor mu, değilse niçin? Niçin çöle hapsolmuş? Bir diğer Türk Müslümanlığı da son kale toprağında can çekişiyor (!) ama din adına türemiş kapalı komünler “devlet içinde devlet olma yarışında” ihtişam yaşıyor ve bu din sektörü an itibari ile klinikte tedavi görmesi gereken meczuplarca yönetiliyor.

Peki bu zihni donmuş kapalı komünlere, bunlara ruh ve beden olarak teslim olan kütüklere, Fussilet- 6 ayetindeki “De ki, siz hangi kanunlara göre hükümlüyseniz ben de sizin gibiyim” diyen Allah kelamı nasıl anlatılacak? 

Hasılı kelam, netice-i meram; anlamadan okumanın doğurduğu sonuç din faşizmidir. Kuran’ı işkence kitabına çevirenlerin beslendiği kaynak tam da buradan başlıyor. Yanı başımızda yaşananlara bakınca Kuran ayetlerinin IŞİD ve TALİBAN türü ile nasıl birer zulme dönüştüğü apaçık ortadadır. Kadercilikle başlayan tağyir, tahrif ve dinsizlik üretir olmuştur. Tabi ki bu durum, dini saltanatlarını takviye ederek bir ideolojiye’ dönüştüren market tanrılarına dolaylı hizmettir. Anlam kaydırmalar, hadis üretmeler ve “sen nasıl Hz. Demezsin” diye böğürenler işte bu anlayışta yeşeriyor. IŞİD, TALİBAN vs. türü oluşumlar ve iğrenç muhafazakarlık buradan besleniyor. Anlamadan okuyan kalın kabuklu, kalıp kafalar için okkalı bir şamar ve ilahi bir tokattır. Fussilet- 26 ayeti: “GÜRÜLTÜ KOPARMAYIN” diyor. 

Bıktık bu Allah’ın kuluymuş gibi davranıp da “her şey bizden sorulur” dayatmasıyla Allah’ı teslim almış gibi konuşanlardan. Bakın; dinde Kürt’ü Türkçe’ye, Türk’ü de Arapça’ya zorlayan devlet içindeki devleşen kurumsal yapıya bakın!  - Orada bilmem ne üniversitesindeki Arapçayı kutsal dil ilan eden, Arapça’sız ibadet olmaz diyen acınası dekanı ve yaşayan Arap aydınları çalıştayı düzenleyen alıkları anarsınız. / Siz hiçbir Arap’ın Türk çalıştayı düzenlediğini duydunuz mu?

- Temcit pilavı gibi durup durup Türkçe Kuran, Türkçe ezan mugalatası ve ölüyle diriyi dövüştürenleri… Besmele ile başlayıp beslenerek yol alanları… Esneyerek hamd edenleri, göbek ovarak şükredenleri ve yaşadıkları şatafatı unutup; fakir fukaraya sabır tavsiye edenleri görürsünüz. 

Prof. Dr. Niyazi Kahveci’nin kısa ve öz tespitine bakınca şaşırmamak lazım: “Türkiye’nin bugünkü dini, bedenseldir. Kuran’ın konseptine aykırıdır. Allah ile ilişkiyi zihinsel değil, fiziksel algılayarak uygulamaktadır ve devletçiliğin diktesidir, formel dindir. Türkiye ilköğretim, lise, imam hatip, Kuran kursları ve üniversite gibi eğitim sisteminin bütününde gerçek dinin felsefesi ile alakası olmayan düşünmeye ve yeniliğe kapalı, kafaları donuklaştıran uydurma birkaç sayfalık kabuk din eğitimi veriyor ve bu din, son din algısı olarak kabul ettiriliyor. Bu din algısıyla yetişen nesiller, felsefi ve bilimsel gelişmeye kapalıdırlar. Toplumun geleceği heba ediliyor” diyor.

Haykırıyorum: “DİLİMİ dilinize dolamayın. Elinizi, dilinizi ve dininizi DİLİMİN üzerinden çekin. Çünkü onunla ne söylediğimi anlıyorum. Çünkü O Allah’ın ayetidir. Yeter! Kuran’ın tamamını anlamadan okumak yerine Allah’ın temel isteklerinden birini yerine getirmek evladır. Ve ana dili ile okumak, okuduklarını hayatına geçirmektir.” / Muhataplarına şifa olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?