“Sen Arapça Bile Bilmiyorsun, Dini Ne Bilirsin” diyor Şaşkın, Şapşal! DİN işte bu DİLE kurban edildi -1-

Bu DİL, İslam tarihinde tüm DİNLERE musallat olmuş, aforoz dilidir. Engizisyon papazlarının dilidir. Birbirinden farkı yoktur. Musevi, İsevi ya da Muhammed-i… Hiçbir peygamber yoktur ki kendi döneminde getirmiş olduğu doğal din; kendinden sonra yaşamış olsun. Sebebi işte bunlardır.

Günümüzdekilerde ‘Allah bilinci ve Kuran idraki olmadığından’ Allah’ı bırakıp peygambere tapan Galat-ı Sünni tayfasıdır. Kuran Müşrik ve münafıkların sorularını dikkate almasına rağmen. Müslüman alemde “soru sormayı şeytanlaştıran” Tevrat geleneğinin kütükleridir bunlar. (Oysa “Niçin ’iniz ne kadar güçlü olursa nasılınız da o kadar dahili olur” diyor. Nietzcshe) Süreçte bir asrı saadet miti yaratarak bedevi ve cahiliye Arap kültürünü İslam’a kakalamış olan bu tayfadan bu dinin peygamberin tanıması tabi ki beklenemez. Günümüzde ne kadar “milletin malını ve insan hakkını gasp eden Kenar mahalle ŞEYHİ, peştamallı İBLİS” varsa bu cücük ve böcek akılların mirasıdır. Pasif müşrikler…

Tıpkı Moav kralının sarayında ağırlanan Hz. Musa’nın düşmanı Bel’am Bin Baura ve Bizans Sarayında ağırlanan Hz. Muhammet düşmanı Rahip Abu Amir ve Hz. İsa’ya musallat olan ‘peygamber düşmanları’ din adamı olarak geçinen kodamanlar gibi. Dün onlar, bugün de (peygamber düşmanı olarak) dışarıda ve içeride kimlerin nerelerde olduğu, hangi role soyundukları ve kimlere sığındıkları malum! 

Sizce bu DİLİN MUHATAPLARI, süreçte beslendikleri kaynağı işaret etmiyor mu? Bence bu kaynak, derin din dedikleri ‘KLONLANMIŞ DİN’dir. Müntesipleri sadece peygamberi değil Allah’ı da dinlemezler. Çünkü tanımazlar.

Bu dipnottan sonra konuya dönersek; Arap coğrafyasında tüm Araplar Arapça bildikleri için akıl, felsefe, ilim, bilim ve medeniyette ihya oldu diyebilir miyiz? Asla! Her biri 1400 yıldır yüz üstü sürünmekte. Demek ki Arap olmaları ve Arapça bilmeleri ‘peygamberin getirdiği dini’ anlamaya yetmedi! Süreçte milleti ezen diktatörler, BEN’ciler birbirini izledi. Bakın tüm coğrafyadaki Araplara, ‘iğrenç muhafazakarlığın muhafızlığını’ yapmaktan başka bir özellik göremezsiniz. 21. Yüzyılda yani bugün bile hala kabile yönetimidirler. Bir türlü kabileleri birleştirip bir devlet kuramadılar. Peygamberin ortaya koyduğu ‘Medine sözleşmesini’ ne gördüler ne de merak ettiler. Yani KUREYŞ oldular. Hz. Muhammed’in ilk karşısına aldığı KUREYŞ kabilesi vardı ya hani. İşte yaşanan din, KUREYŞ’in kabile dinidir. 

Prof. Dr. Hüseyin Atay “Müslümanlar 14 asırdır bir devlet kuramadılar, aşiret yönetimi kurdular. Değişik toplumları eşit olarak yönetmeye ancak devlet denir.” diyerek noktalıyor. E tabi Peygamberin getirdiği dini, başta 4 halifenin 3’ü olmak üzere, kimse anlamadı. Onu KRAL mevkiine oturttular (Kuranın bel kemiği ŞURA kavramını yok saydılar.) Oysa o ELÇİ idi. Dahası onun getirdiği dini de KUREYŞ / KABİLE dini ile temellendirdiler.

Çok sarsıcı bir gerçektir; Kuran’ın bir RİVAYET bir de DİRAYET tefsiri vardır. İlk “DİRAYET (kendi akli tahlilleri ve filolojik birikimi ile) TEFSİRİNİ” yapan, Muhammet Zemahşeri’dir. O bir Türktür ve “ana dili” Türkçedir. Üstelik bu tefsiri Kabe’nin yanı başında yapmıştır. Hz. Peygamber ve Ali’den sonra kendi görüşlerini, akli ve mantıki tahlilini de katarak yapan odur. Vakıadır; Zemahşeri Mekke’de tüm kabilelere haykırarak “gelin atalarınızın dinini benden / bir Türk’ten öğrenin” diyecek kadar konuya hakim. Hani merhum Elmalılı Hamdi Yazır “onlar yerler ve göklere bakar ‘HA’ derler, işte bu anlamaktır” der ya. 

* Okurken ha! 

* Düşünürken ha! 

* Bakarken ha! 

* Dinlerken ‘ha’ diyebilmek adına. Hım! Demek ki Peygamberin yolundan gitmek “ana dili ile ibadetle” başlar. Çünkü o kendi ana dili ile ibadet ediyordu. Müslümanım diyen herkes kendi ana dili ile ibadet etmelidir. Öz ve özet budur.

Hem “diller Allah’ın ayetleridir” (Rum- 22). “Peygamberimiz ana dili ile ibadet etmişse sen de pek tabi ana dilinle ibadet edersin, asıl sünnet budur” diyor, büyük hukuk adamı İmamı Azam. Dili aşağılayan ayeti aşağılar. Marifet 6 yaşında Kuran’ı ezberlemek değil, onunla tanışmak. Lafzıyla değil anlamıyla yüzleşmek. O akılların anası, fıtratın ana sütü, aklı inşa eden ışık kaynağı ve işaret parmağıdır.

Evet, Arapça evrensel bir din olan İslam’ın dili değil, sadece Hz. Muhammed’in ana dilidir. Kuran Arapça değildir. Arapların ne Arapçasına ne de muallakatına benzer. Mana itibari ile Allahçadır. Metafor ve sembollerden manzum, içinde müteşabihler, hurufî mukatta’lar, hakikatlere kodlar ve mücadele vardır. 

Kuran; Allah’ın din gönderdiği her kavme kendi dilinde hitap etme âdetinden dolayı Arapça olarak indirilmiştir. “Biz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın” diye bağırıyor (İbrahim- 4) ayeti.   

Üstelik sözcük olarak da Kuran Nebat harfleri ile yazılmıştır. Hz. Peygamber döneminde Arap Alfabesi ve yazısı yoktu. Kuran Nebat harfleri ile yazılmıştır. Nebat alfabesi, sadece ünsüz harflerin bulunduğu, Nebatiler tarafından M.Ö. 2. asırda kullanılmış alfabedir. Aramice alfabesinden gelmektedir. Bu alfabenin el yazması şekli 4. asırdan itibaren Arap Alfabesine dönüşmüştür.

Dahası asıl tahrifat, Kutsal Metinde değil Kutsal Metni yorumlayan zihinlerdedir. En büyük tehlike, parça parça okuyup bütünü anlamlandırmaktır. Oysa parçanın sıhhati, bütünün sıhhatine kanıt olamaz. Ancak bütünün sıhhati parçanın sıhhatine delildir. Dolayısı ile bağlamından koparılmış bir ayetle (bağlam= amaç, araç, sebep, sonuç) Kuran konusunda bütüncül bir yargı oluşturulmaz.

Tedvin (kitaplaştırma) çağında Arap dilciler, o dönemde Arapçayı en saf biçimde konuşanların çöldeki göçebeler olduğu düşüncesiyle Arap dilini derlemek için onlardan sözcük toplamışlar ve ortaya “muazzam bir sözcük dağarcığı” çıkarmışlardır. Arapçanın zenginliğinin sebebi işte tedvin çağındaki bu DİLSEL derlemedir. Bu hal Arapçada “iki dil” zenginliğini ya da sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu durum çok veya eş anlamlılığın hortlamasıdır. Dahası, unutulmaması gereken şey, dilbilimcilere göre SÖZLÜKLER ÖLÜ METİNLERDİR.

Aristo “bir ifade tek anlama gelir, iki anlama geliyorsa anlamı yoktur” der. Müteakiben dirayet tefsircileri, müfessirleri dil bilgisel çözümleme ile çok uğraştırmıştır. Birçoğu çok net Kuranî ifade olan kelimeleri anlaşılmaz hale getirmiştir. Aristo’nun tespiti gereği medeni bir ortamda oluşan bir metni bedevi sözcükleri ile açıklamaya çalışmanın bedelini Müslüman alem asırlardır ödemiş, ödemeye de devam etmektedir.

İlk tefsir çalışmalarının RİVAYET daha sonra DİRAYET usulü tefsirlerdeki ortak zayıf noktası ise parçadan bütüne yani ayetten sureye olması… Kuran’ın ayet ayet açıklanmaya çalışılması, ifadelerin bağlamından kopuşuna sebep olmuştur. Kuran’ı parça parça (sondan başa, Bakara’dan Nas’a) okuyup anlam çıkarma müşkülünü doğurmuştur. Zira şeriat ahlak üzerine bina edilir. Şeriat üzerine ahlak oluşturma çabaları ise günümüz İslam dünyasını ortaya çıkarmıştır. 

Tevrat Hz. Musa’nın kavminin dilinde İbranice, İncil de Hz. İsa’nın kavminin dilinden ve Aramicedir. Aynı şekilde Hz. Lut’un aldığı vahiyler kendi kavminin dilindendir. Hz. Nuh’a gelen vahiyler de gene kendi kavminin diliyledir. Kuran’ın, Tevrat’ın, İncil ve Zebur’un kutsal olmasının sebebi Allah katından indirilmiş olmalarıdır. Kutsal olan dil değil, mesajın özüdür.

Evet, işte ‘Muhammet Peygamber’ sözüne böğürerek baş kaldıran magandaya soruyorum “Hz. ne demek?” diye. Susuyor. Din hurafelerle zihnine kazımış bir kere, ne mümkün ezberini bozmak! “Bak, onun döneminde ‘Hz.’ yoktu. Hem Kuran’da peygamber isminin önüne ve arkasına bir şey eklenmemiştir. Sahabe hitap olarak asla ‘SAV’ dememiştir. Ya Muhammet, Ey Muhammet, Ebu Muhammet, Ya Resullullah diye seslenmişlerdir diyorum. Duymadığını duyunca trene bakıyor. Hem ‘SAV’ nereden çıktı? Bakın, Allah peygambere salavatı değil salatı emrediyor. “Allah ve melekleri peygambere salat ederler, ey iman edenler Allah ve meleklerin yaptığını siz de yapın” diyor. (Ahzab- 56) Ne demek bu? Bir şey yapacaksınız o şeyde paydaşlarınız olacak, o paydaşlar Allah ve melekler. Yani siz de yapacaksınız, Allah ve melekler de yapacak ama aynı şey olacak. Peki ne yapacaksınız? Allah şöyle mi yaptı: Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammet tercümesi “Ey Allah’ım, efendimiz Muhammed’e salat edin” mi dedi? Allah, Allah’a “Ey Allah’ım” der mi? Peygambere efendim der mi? Allah’ın efendisi olur mu? Şimdi Allah Muhammed’e salavat okudu dene bilir mi? Asla böyle bir şey olamayacağına göre (haşa) bunu söylemek, Allah’ı inkar derecesinde olduğuna göre, Allah ve melekleri ne yapmış olabilir? Peygamberi desteklemiş olabilir. E, DESTEK= SALAT değil miydi zaten. Yani SALAT= insanı dik tutan şey. Bunun açılımı: Başkasını dik tutmak için yaptığınız her şey, kendinizi dik tutmak için yaptığınız şeydir aslında! Başkasına; yoksula, fakire, yetime, öksüze yaptığınız her yardım ve verdiğiniz her destek, kendinize destektir. Trene bakan şaşkına anlatmak muhal tabi. O ayın- kayın patlatarak peygamberi putlaştırmaya ant içmiş bir kere.

Geleneksel dinde nasipsizin peygamber algısı bu işte. Bu kriptolara göre onu anarken metih faslını geçerseniz dinden çıkarsınız. İlle ayın- kayın patlatarak Hz. ile başlayan mefahiri mevcudat, fahri alem, seyidi kâinat, Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz diyerek bitireceksiniz. İşte böyle diye diye peygamberi hayatın dışına ittiler. Böylece peygamberi Rableştirme, Allah’ı beşerileştirme, kitabı objeleştirme gayretinde hız kazandılar. İşte bu yolla dini din olmaktan çıkardılar. Bu gayretten Allah inancı, peygambere saygı ve Allah’ın dini çıkar mı? Sefalete gark olmuş, kendi dinlerinin, mankenliğini yapan hurafe artığı tüm şarlatanlar gizli- aşikar saf tutmuş durumda. Klonlanmış dinin temelleri işte böyle döşenmiş.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.

01

Maraşli - Kalemine sağlık hocam yazı genelinde çok hoşuma gitti.Farklı ve özğün bakış açılarına no kadar çok ihtiyacımız var ki

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Ekim 19:28


İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?