Din Anlayışı Faşizmi

Geçtiğimiz hafta; “Cübbeli Ahmet Hoca”nın; “Çocuklarınızı İmam-Hatip ve ilahiyatlara göndermeyin. Sonra o yok, bu yok, diyorlar” şeklindeki açıklaması özellikle sosyal medya camiasında çok tartışıldı. Bir bakanlık yetkilisi ve bazı dernekler yumuşak bir karşı açıklama yaparak, “Cübbeli”nin bu açıklamasının yanlış ve eksik bilgiden kaynaklandığını belirttiler. Daha sonra “Cübbeli”; ÖNDER başkanı Abdullah CEYLAN’ın, bu yanlış ve eksik bilgi konusunu telafi etmek üzere, kendisini İHL ziyaretine davet ettiğini ve bu davete icabet edeceğini açıkladı. Açıklamasının devamında, kendi dini anlayışının dışında; Ankara İlahiyat ve imam-hatiplerde; düşünme, aklı kullanma, eleştirme eğiliminde olan hocaların vazifeden uzaklaştırılması şeklinde bir tehdit dili de kullandı.

Her zaman ifade ettiğim bir şeyi tekrar ifade edeyim: Terör ve şiddete başvurmaksızın herkes görüşlerini özgürce ifade edebilir. Uluslarası mevzuatta da düşünce özgürlüğü bu çerçevede ele alınır ve doğrudur da. Dolayısıyla; her ne kadar doğru bulmasam da, “Cübbeli”nin açıklamalarını da bu çerçevede görüyor ve saygı duyuyorum. Saygı duyuyor olmam, onu eleştirmeyeceğim anlamına da gelmez tabii ki. İmam-hatip ve ilahiyat mezunlarının bir kısmının “o yok, bu yok” demelerini bir sorun olarak ortaya koymasına asla katılmıyorum. Bu gün toplumun yaşadığı dinin Allah’ın gönderdiği din olmaktan çıktığını defalarca ifade etmiştim. Bu görüşüme objektif kriterler içeren tespitlerim üzerinden vardım. Onları burada tek tek saymayacağım. Allah’ın dinini, yine onun kitabını esas alarak bu gün yeniden anlamaya çok çok ihtiyacımız var.

İşte Allah’ın kitabını esas aldığımız zaman, bu gün toplumun yaşadığı dindeki bazı inanış ve uygulamaların olmadığını, sonradan din kültürümüze gelip yerleştiğini göreceğiz. Allah’ın kitabında olmayan bir inanış ve uygulamayı hayatımızdan elemezsek, peygamberinin yoluna nasıl ulaşabiliriz? Onun peygamberliği bu çerçevede değil miydi? O; cahiliyye döneminde olan bir çok inanış ve uygulamayı vahiy önderliğinde ortadan kaldırmadı mı? Şu an yaşadığımız din peygamberimizin yaşadığı berraklığa sahip mi yoksa bulanık mı? Bulanıklığa sebep olan unsurları ortadan kaldırmazsak, Kur’an’ın uygulanması anlamına gelen sünneti nasıl yaşayacağız? “Yanmaz kefen ve peygamber terliği” ticaretini Allah’ın dininin neresine koyabiliriz?

“Cübbeli”ye karşı yapılan açıklamaların diline ve tonuna bakarsak hepsinin politik bir eda içerdiğini görürüz. “Cübbeli”nin bu açıklamayı yanlış ve eksik bilgiden dolayı yaptığı şeklindeki tespitlerine asla katılmıyorum. Onun gibi birinin, imam-hatip ve ilahiyatlarda ne olup bittiğini bilmeme ya da eksik bilme ihtimalinin olamayacağı kanaatindeyim. Yukarıda ifade ettiğim cümlesi tamamen bilinçli bir cümledir ve imam-hatipleri ziyaret etse bile bu düşüncesi değişmeyecektir. Zira; aynı aynaya baktığınız sürece aynadaki resminiz asla değişmez. Yani, “Cübbeli”nin hurafe ve rivayetlere dayalı, kıssa anlatıcılığı merkezli din anlayışı değişmediği sürece, imam-hatip ve ilahiyatlara bakış açısı da değişmeyecektir. Dolayısıyla resmi hüviyeti olmayan birinin, adeta bir müfettiş edasıyla devlet okullarını ziyaret etmesi doğru değildir. Bununla şunu mu demeye çalışıyoruz? “Bak Ey “Cübbeli”! Biz de senin gibi hurafe ve rivayetlere dayalı, kıssa anlatıcılığı odaklı bir din anlatıyoruz. İnanmazsan gel de bak”

Düşünme, aklı kullanma ve eleştirme eğiliminde olan hocaların vazifeden uzaklaştırılması teklifini de bir hadsizlik olarak görüyorum. Bu devlet 84 milyona ait bir devlettir. Her hak sahibinin, terör ve şiddete bulaşmadığı sürece, bu devletin eğitim kurumlarında hoca olarak çalışma hakkı vardır. Bir tarikat liderinin kendisinden farklı düşünüyorlar diye, donanımları kendisiyle kıyas bile kabul etmeyecek bazı hocaları vazifeden uzaklaştırma teklifinde bulunması faşizanca bir yaklaşımdır. Biri çıkıp; “Cübbeli” gibi düşünen hocalar vazifeden uzaklaştırılsın” dese, bu durum acaba kendisinin hoşuna gider mi? Her grup başkasını hedef göstereceğine otursun kendi işine baksın. Aksi halde toplumsal barış ağır bir yara almış olur. Geçmişte Alevi kardeşlerimize yönelik ötekileştirme nasıl saçma ise, birilerinin kendi muarızlarını ötekileştirmesi, vazifeden uzaklaştırma teklifinde bulunması da aynı derecede saçmadır.

Peki “Cübbeli”nin akla ve mantığa ters olan bu açıklamaları niçin bu kadar ses getiriyor da herkes ardı ardına basın açıklaması yapıyor? Kufeli bir Hz. Ali destekçisi devesiyle Şam’a gitmiş. Devesini bir direğe bağlamış. İşini hallettikten sonra, döndüğünde Şamlı bir tüccarın devesine sahip çıktığını görmüş. Bu deve benim erkek devem diyormuş Şamlı. Tartışmışlar ama sonuç alamayınca görevliler gelmiş. Konuyu Şam Valisi Muaviye’ye götürmüşler. Muaviye meydandaki ahaliye sormuş: “Bu deve Şamlının mı Kufelinin mi?” Ahali bağırmış: “Şamlınııın” Muaviye tekrar sormuş: “Deve dişi mi erkek mi?” Deve dişi olduğu halde ahali hep birlikte bağırmış: “Erkeeek!” Bunun üzerine Muaviye Kufeliyi yanına çağırıp şunu söylemiş: “Git Ali’ye söyle. Şamda bir vali var. Dişi deveye erkek deyince inanan binlerce taraftarı var.”

Peki kıssadan hisse? Onu da siz bulun sevgili okurlarım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?