Yine Bir “12 EYLÜL yıl dönümü” ile İçi Doldurulamayan DEMOKRASİMİZ ve Yakası Paçası Yırtık SİSTEM

Neden İngiliz, Alman, Fransız, ABD silahlı kuvvetleri ya da dış kaynaklı sinsi sivil teşebbüsler, bu ülkelerde idareye el koymaz? Ve umumiyetle Müslüman coğrafya ile Güney Amerika Cumhuriyetlerinde bu ardı arkası gelmeyen melanetlerin nedeni nedir acaba? Mesela bizde 1950’den itibaren;  - 27 Mayıs 1960 ihtilali, - 22 Şubat 1962 ayaklanması, - 12 Mart 1971 muhtırası, - 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi, - 27 Nisan 2007 e-muhtırası, - 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve yarınımızın ne olacağı halen sürprizlere gebe!

Bu durum sosyopsikolojik, kültürel, ekonomik ve ahlaken analitik olarak incelemeye değer sanırım. Esasen kısa ve öz sebep olarak bizde, devletin nasıl yönetileceği konusunda söz birliğine sahip olunsa da fikir ve değer birliğine sahip olunmaması, güven ve inandırıcılık şuurunun olmaması ve devlet- millet mutabakatının söze hapsedildiği apaçık ortadadır.  

Herkes kendi durağında inmek istiyor. * “1960 ihtilali dahil tüm teşebbüsler demokrasi adınadır”. Söz budur! Örneğin 1960 Yassıada Hâkimi Salim Başol’un “hukukun üstünlüğü”nün taraftarı olması beklenirken, aynı adam; Menderes’in usulsüzlüğe itirazına, “SİZİ BURAYA TIKAN GÜÇ BÖYLE İSTİYOR” şeklinde cevap vermişti! Yani bir insanın ar damarının çatlamasına engel olmaya yargıç olması yetmiyordu. * 1962 ayaklanması ve 1971 muhtırasının mecalsizliği ile 12 Eylül 1980 müdahalesinin, 1960 ile arasındaki garabet fark ise “fakir milletin rızkından artırıp kendisini savunmak için aldığı silahları, kendi erkekliklerinin uzantısı sanmaları, bunu her erkekçe beyanatlarında vurgulamalarıydı… 15 Temmuz’da ise askere, “evladım ver o tüfeği o benim malım” diyen vatandaş, muhtemelen Evren Paşanın tavrını hatırlayan biriydi.

*** * Obama “Demokrasi benim için vasıtadır. Otobüs veya tramvay gibi varacağım durağa gelince inerim” demişti ya... İnanmadınız değil mi? Bizim toplumda bu sözü beğenen hala sürü ile insan var ya, ne var ki herkesin inmek istediği durak farklı ve işte bazıları daha sizin durağa gelmeden kendi duraklarında inmeye kalkıyor. * Yakın tarihte Almanya iç işleri bakanı, Alman Anayasasından hiç hoşlanmadığını söylemiş! Merkel de Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymayacağını… Yine inanmadınız değil mi? Evet inanmayın ve böyle de konuşmayın bir gün birileri de sizin sevdiğiniz mevzuatı beğenmeyebilir. * Ha Fransa Başbakanı da “Bizim Ordumuz Fransız Ordusu değil, Aziz Paulus’un ordusudur. Bizim askerlerimiz İngiliz, Arap, Alman fark etmez, onların kalbi sadece Hristiyanlıkla doludur” demişti. 

Sizi gidi inanmazlar sizi hatırlamıyor musunuz; yine yakın tarihimizde bizim Başbakanımızın “Bu ordu ‘İbrahimî Milletin Ordusudur’ onun için ‘Türk, Arap, Çerkez’ fark etmez” dediğini...

& E tabi siz böyle söyler, Başbakanı olduğunuz devletin kuruluş temellerini sarsarsanız bir gün de birisi çıkar “Bu ordu İbrahim’in değil FETÖ’nün ordusudur. İbrahim eskide kaldı FETÖ iri ve diridir” deyip tepenize biner.

Hülasa demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partilerin demokrasi bilinci oluşmamışsa bunlar demokrasiye ait değillerdir.  Sadece aldıkları oy oranına göre, mecliste fişlerin nasıl kullanılacağına parti liderleri karar verir. Günün durumudur bu, bunun adı “HÜRRİYETSİZ DEMOKRASİ”dir. Veya bu demokrasiye “Müşteri odaklı siyasetçilerin demokrasisi” de denilebilir. Hani var ya devlet adamının HÜKÜMET ADAMI, devlet memurun da HÜKÜMET MEMURU olduğu demokrasi...  Evet şakalar bir yana, siyasilerimiz ve entelektüelimiz demokrasiye sadece sözde inanmakta. Bunlar saha çok ‘rutini değiştirmeyen’ seçime inanmaktalar. Hele ki ‘biz seçimden çıkarız’ kanaati yoğunsa ‘anayasal demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı o kadar da önemli değil, nasıl olsa biz de kendimize göre hakim buluruz’ fikri öncelenir. İşte bu HÜRRİYETSİZ DEMOKRASİNİN yani özlemini duyduğumuz demokrasinin partilerce ayaklar altına alınmasıdır.

Ezcümle, devletin nasıl yönetileceği konusunda fikir birliği hale dönüşmemiş, toplumsal şuur oluşmamışsa, demokrasi için şartlar mevcut değildir! Şartların mevcut olmadığı demokrasilerde rejim, soysuzlar rejimidir ve demokrasinin D’si diktatörlerin D’sidir. Hâlihazır İSLAM TOPLUMLARINDA ve bizdeki demokrasilerde buharlaşan adalet, liyakat ve ehliyetle, öncülerinin dilinde ve önünde DİN- İMAN, arkasında CEHALET gibi iki güçlü silahın arasına sıkışmış olan demokrasi; bu iki silah arasında asla yaşamaz ve çalışmaz! Çünkü merkezde nur topu gibi despot ve putlar oturur. Oysa demokrasi, aşağı yukarı eşit insanların var olduğu rejimdir! Ama bizde varlığının teminatı PÜRİTEN (tüm insanları kendi istediği şekilde davranmaları gerektiğine inanan dindar) İNSAN TİPİDİR. Özellikle Müslüman coğrafyasının hakimidir bu tipler. Yani sistemi oluşturan unsurlar birbirinin sigortasıdır.

& Otokrasilerin yazgısıdır; “zalim, zulüm ve mazlum” ortak paydadır. Postalla veya sandıkla gelenlerin farkı yoktur. Hamaset ve belagatle taçlanmış “demokrasi, hak, hukuk, din ve değerler” ile kefenlenerek gelirler genelde. Geliş şekline değil davranış biçimlerine bakın. Hemen tüm muktedirlerinin ajandalarında sırıtan tek şey yasak, biat, itaat ve teslimiyettir. İşte 12 Eylül, postallı garnizon gücün “postal yalayıcılığındaki” zirve… Faturası malum. Öğütülen bir bütünün parçaları: 3 kuşak. Bu 3 kuşak ülkenin en dinamik potansiyeli ve T.C. Devletinin en büyük yitiğidir.

Bir taraf ‘değmesin mabedimin eline namahrem eli’ derken, diğer taraf ‘ille de aş, ekmek, eşitlik ve EMEK’ diyordu. Ne var ki her iki taraf da sözcük boyutunda debelenerek enerjilerini “mensubu olduğu toplum ve millet için aktif değere dönüştürmek” yerine birbirlerini, “küreselin zulmünden, yerelin gafletinden, yönetenin ihanetinden ve sürünün zilletinden” öğütmeye transfer edilip, her iki kesim de mecburiyetleriyle sınanarak budandılar. 

İstikbalin yegâne yıldızları birer, ikişer, üçer söndürülmüştü. Oyunun kahpeliği anlaşılır gibi değildi. Bir ülkenin ikbali ve istikbalindeki 3 kuşak, süreçte sistematik bir şekilde kırıma ve kıyıma işte böyle uğratılmıştı.

Milletin fakir fukara çocuklarının ipi işte böyle çekilip, kafaya verilerek birbirine yedirildi.  Peki ne zaman fark edilecek, derenin taşları ile derenin kuşlarının kurban edildiği oyun? Hala canlı kanlı tezgahlar… AKIL ve VİCDAN üzerinden hınç edilmesi gerekenler ne olacak, nasıl faş edilecek, yaşayan ve sıra bekleyen hainler?

Evet, yetmedi; evet evet, oyun bitmedi. Bütünün parçaları ve ülkenin en dinamik potansiyeli olarak öğütülen bu 3 kuşağın uzantıları an ve gün itibari ile FELÇLİ… Geçmişten günümüze “sağ- sol, ülkücü- komünist, ümmet- millet, kızıl- yeşil, inanan- inanmayan” derken;  * ALLAH ile YOKSULUN arasını açtılar. * Yoksulluk diyenler ise Allah demez oldu. * Allah diyen “yoksul, emek, ekmek, ezileni” unuttu ve bu menfur macerayı fark edenler budandı ha budandı…

&  “Arkası yarın” mottosu, “ARAP BAHARI ve BOP” adıyla yeni bir belgeseli ile bu kez İslam coğrafyasında sahnelendi! TABLO malum; KÜRESEL ZEBANİLERİN YENİ İSTEĞİ BUYDU. Hala gerilim inatla devam ediyor. Bir taraf “sen bunu demeye, onu yapmaya mezun değilsin, din bizim devlet bizim” diyor. Diğer taraf “o sizin işiniz değil, laiklik ve cumhuriyet bizim işimiz, siz kimsiniz” vs. diyor. Toplumun biraraya gelmesinden rahatsız olan bir tasarruf! Aslından o tasarruf ve irade, dün kime ait ise bugün de yine onlara ait! Terkibin ve tertibin kurumsal figüranları malum; dün SİLAHLILAR, bugün ise KÜLAHLILAR… Suflörün ne kadar kabiliyetli olduğunun göstergesi ve aslında oyunun ipucudur: Değişmeyen dışarıdaki KÜRESELLER… Değişen içerideki imtiyaz kullanan YERELLER… Ne yazık ki oyun devam ediyor. Görünen o ki bu kesintisiz olumsuzlukların / hoyrat ve menfur maceranın giderilmesine siyasi iradeler yetmediği gibi hala tahrik unsuru. İşte bunların üstünde bir irade ile toplumsal idrakin arzu edilen noktaya gelmesi gerek! Nasıl mı? Toplumsal bir travma şart. Travma zamanlarında “zaman sıçramaları” olur. Zaman nerede bırakılmışsa, olay orada donmuştur. Yani yukarıda devam eden PARANOYAYA, aşağıda bir TRAVMA gerek. İkisi birbirinin doktoru olursa belki bu toplum tedavi olur. Çünkü coğrafyamız için bedel ödeyen bu toplum, demokrasiyi bedeva (bedelsiz) buldu. Demokrasi adına bir bedel şart. Zira acılar, idrakin iksiridir.

& CARL GUSTAV JUNG; (Psikiyatr, analitik psikolojinin kurucusudur) "Düşünmek zor bir sanattır, bu sebeple çoğunluk sürüyü takip eder" diyor. (Eh hele bir aklımızla tanışalım da düşünürüz inşallah.) İşte değersizlerin değerler üzerine çullandığı felaket toplumu böyle böyle oluşuyor. Kanun çalıyor, adalet oynuyor, sefalet kol geziyor, sistemin iki yakası bir araya gelmiyor. Hülasa, hakikatlerin üstü örtülerek seviyenin zaferi ve bahtiyarlığı böyle tecelli ediyor. Demek ki düşüncesi evrensel olmayanların hizmetlerinin milli olmasının bir önemi ve faydası yok, hatta zararı var. Yaşananlarla toplumsal düzey işte bu çukurda patinajda.  Yine AUGUSTE COMTE ve SPENCER gibi birçok felsefecinin ortak tespitidir; “Sürekli güdülmek derekesine indirgenmiş canlılarda bastırılmış bilinçler, zalimlerin silahı haline gelmişse? Türü tartışmanın mantığı yoktur" derler. (Ben de eğer türler arası farkın muhakeme ve mukayesesi yapılırsa, çok kez iki ayaklıların dört ayaklılardan ibretle alacağı dersler olduğunu düşünüyorum.) 

Aklın diktatörlüğünde KRALLARIN tayin ettiği KURALARIN ve DURUMLARIN son bulmasına… Topyekûn bir vicdani irkilme ile yeniden yapılanmaya… Düşünmeye, irdelemeye, incelemeye, sorgulamaya, ibrete vesile olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?