Şeriat Tutkusu

ABD’nin, Afganistan’ı apar-topar terketmesi ile birlikte; Taliban, çok kısa bir sürede Afganistan’ın tamamını zaptetti. ABD’nin Afganistan siyaseti, Taliban’ın kuruluşu ve sonrasında gelişen olaylar üzerine çok söz söylenebilir.

Seksenli yıllarda, Sovyet yönetimine karşı ABD tarafından tasarlanan ve adına “Afgan Mücahitleri” denen dini görünümlü yapıların tamamı tek çatı altında mücadele etmedi. Çeşitli fraksiyonlara ayrılarak, hepsi ayrı bir liderlik çatısı altında, o zamanki Afgan savaşını yürüttüler.

Bu örgütlerin hepsi de ABD tarafından para ve silah yardımı gördüler. Ne zaman ki; 2001 yılında gizemli bir şekilde ikiz kuleler saldırısı olunca, benim anlam veremediğim bir şekilde ABD, daha önce destek verdiği tüm bu örgütleri, başta el-Kaide olmak üzere, bu saldırılardan sorumlu tutarak Afganistan’ı işgal etti.

Bir devletin kendi elleriyle kurduğu örgüt, o devlete düşman olur mu?

İkiz kuleler saldırısı gibi komplike bir terör saldırısını, elinde sadece hafif silahlar olan bir örgüt nasıl yapabilir?

Yoksa ABD, kendi kurduğu örgütler üzerinden, tıpkı ülkemizdeki FETÖ gibi, Afganistan gibi stratejik bir coğrafyaya hakim mi olmak istedi?

Tüm bu soruları; zihninizde daha önce, bu konuda bildiklerinizle harmanlarsanız, sıradışı sonuçlara ulaşabilirsiniz. Şöyle de bir soruyu düşünce dağarcığınıza ekleyerek bambaşka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:

Neden ABD, İslam ülkelerini hizaya getirmek için hep din-şeriat kisvesi altında örgütler kuruyor?

Boko Haram, IŞİD, el-Kaide, Taliban, FETÖ v.s. örgütlere baktığımız zaman hepsinin bu ilke çerçevesinde kurulduğunu görürüz.

Birincisi kolayca taraftar toplamak, ikincisi de bu örgütlerin hiç bir şekilde ABD çıkarlarına karşı durmayacağı öngörüsü olabilir. Nitekim bu örgütler, hiç bir şekilde ABD çıkarlarına dokunmamakta ve onun işgal planlarına zemin hazırlayan bir aparat olarak kullanılmaktadır. Afganistan’a el-Kaide üzerinden, Suriye’ye de IŞID üzerinden girmiş olması bu tezimizi desteklemektedir.

Taliban, Afganistan’ı tamamen zaptettikten sonra, ülkemizde bir şeriat tartışması alevlendi. Çünkü bir kesim Taliban’ın Afganistan’da şeriat devleti kuracak olmasını sevinçle ve tezahüratla karşıladı.

İşte bu eksende, eskimez bir tartışma yeniden başladı. Din-şeriat-siyaset tartışması, ülkemiz piyasasına yeni çıkmadı. 28 Şubat sürecinde de şeriat tartışıldı, 2021 yılında da Taliban üzerinden şeriat tartışılıyor.

Ancak bu konuda çoğunluk, bilimsel bir görüş üzerinden değil de duygusal bir zemin üzerinden hareket ediyor. Din, iman, şeriat dendiği zaman toplum adeta kendinden geçiyor ve bu meseleyi bir kurtuluş reçetesi olarak görüyor. Çünkü; “din=şeriat” formülüne yaslanıyor. Peki gerçekten öyle mi?

Nasıl ki; bu gün toplumun yaşadığı din, Allah’ın gönderdiği din olmaktan çıkmışsa, şeriat diye uygulamaya konulmaya çalışılan şey de aynı akıbete uğramıştır. Bütün ilahi dinler, özünde topluma bir ahlak nizamı kazandırmak üzere gelmişlerdir.

Her ne kadar kral peygamberler olsa da, Allah’ın gönderdiği hiç bir dinin devlet kurma hedefi yoktur. Bütün devlet felsefelerinde, devlet nizamı toplumsal bir ihtiyaç olarak ortaya çıkar ve daima dinin değil, bilimin konusudur. Çünkü din; ahlaklı bireylerin oluşturduğu toplumun, dinin çizgilerini ezecek bir devlet kurmayacağını öngörür.

Peygamberimizin hayatı da tam olarak bu eksen üzerindeydi. Medine’de kurulan devlet modeli, şeklini şemalini vahyin çizdiği bir model değildi. Yahudi ve Hristiyanların da dahil olduğu bir federe devlet modeli, o zaman için dünyada geçerli olan yaygın bir devlet modeliydi.

Peygamberimiz, peygamberliği gereği devlet değil, toplum tasarlamıştır. O toplum, ahlak toplumuydu.

Peygamberimizden sonra ne mi oldu? Ahlak toplumu tasarımı devredışı bırakılarak, devlet tasarımına odaklanıldı. Tasarlanan devletin toplum nezdinde kabul görmesi için de, ayet ve hadisler nezdinde meşruiyet arayışına girildi. “İmamlar Kureyş’tendir” hadisi tam da bu arayışın ürünü olarak peygamberimizden sonra onun adına uyduruldu. (Bu konuyu merak edenler, Prof. Dr. Mehmet Said Hatipoğlu hocanın “İmametin Kureyşliliği” kitabına bakabilirler.)

Peygamberimizden sonra, İslam toplumunun kısa sürede bir iç savaşa sürüklenmesinin sebebini de bu eksen kaymasında aramak gerekir. Hz. Osman döneminde başlayan iç savaş süreci, onun şehadetine malolmuş, bir daha da İslam toplumu ilelebet birleşememek üzere ayrışmıştır.

Şeriat diye ortaya atılan ve ilk olarak kadınlara yönelik kısıtlama ve cezaları akla getiren sistem, işte bu iç savaş yıllarında, kadınlara yönelik güvenlik endişesiyle verilmiş fetvalara dayanmaktadır.

Okula gönderilmemesi, bir yakınıyla dışarı çıkabilmesi veya seyahat edebilmesi fetvalarının iç savaş ortamında kadını korumaya yönelik bir mantığı olabilir. Ama şartlar değiştiğinde fetvaların da değişmesi gerekirdi. Bu yapılmadığı gibi, bu içerikli fetvalar, şeriat ilkesi olarak sabitlendi.

Mürted’in (dinden dönen) öldürülmesi, içki içene ve namaz kılmayana kırbaç veya hapis cezası tartışmaları, toplumun ve devlet felsefesinin, “Dinde zorlama yoktur” ilkesinden ne kadar uzaklaştığının ayrı bir göstergesidir. Artık belirleyici olan din değil, uygulamalardır.

Devletin uygulamalarına vahiy ve sünnet, acımasızca payanda yapılmıştır. Bu anlayışın geleceği nokta monarşidir ve tarihte de zaten genelde öyle olmuştur. Din, sadece ceza hukukundan ibaret değildir. Oysa şeriat denince akla hemen ve sadece ceza hukuku gelmektedir.

Keşke; herkesin ütopik hayallerinde kurguladığı gibi, şeriat gelince bir anda her yer güllük gülistanlık olsa. Keşke o devlet adil, merhametli, gerçek anlamda demokratik, sanayi ve teknolojide lider bir ülke olsa da, biz de başka ülkelere ideoloji ihraç edebilsek. Ama bunun bir tane bile örneği yok.

Suudi Arabistan, İran, Sudan gibi ülkeler şeriatla yönetiliyor. Var mı dünyaya örnek bir uygulamaları?

Neden herkes kendi ülkesinden kaçıp soluğu bir “gâvur” ülkesinde alıyor?

Bu anlamda Afganistan’dan kalkan uçakların dış yüzeyine yapışanlar niçin böyle yapıyorlar?

Madem ki şeriat var, o halde Taliban neden peygamberimizin Mekke’nin fethi sonrasında dediği gibi “hepiniz serbestsiniz” diyemiyor veya demiyor, veya dese bile o güveni vermiyor?

Öldürme ve yok etme, sebepsiz kısıtlama veya dinin emirlerini dayatma içeren hiç bir sistemin, Allah’ın gönderdiği din ile hiç bir alâkası olamaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?