Şehir, Neden Devlet- Millet Varoluşunun Zeminidir?

Çoğalmamız gereken şehirlerde azalıyoruz

Birleşmemiz icab ederken şehirde bölünüyoruz

Kalabalık olacakken bir şehirde neden yalnızlaşıyoruz?

Farabî, Fâzıl şehir tam sıhhatte bir vücuda benzer. Bütün uzuvları onu hayat devresinin sonuna kadar muhafaza etmek hususunda yardımlaşırlar. Yine Farabî, her insan, yaşamak ve üstün mükemmeliyetlere ulaşmak için yaradılışta birçok şeylere muhtaç olup bunların hepsini tek başına sağlayamaz. Her insan bunun için, çok kimselerin bir araya gelmesine muhtaçdır. Her ferd bu ihtiyaçlardan ancak üzerine düşeni yapar. Bütün insanların birbirleri karşısındaki durumları da bu merkezdedir. Böylece her ferd, tabiatındaki mükemmelleşme ihtiyacını, ancak muhtelif insanların - yardımlaşma maksadıyla - bir araya gelmeleriyle elde edilebilir, tespitleri ile şehrin künhüne dair zihnimize akseder.

 Farabî'nin bu izahı devletin, milletin zuhur ve teşekkülündeki varoluşa dairlikle birlikte düşünülmelidir. Bu cümleden şehir de insan merkezli bir varoluş tasavvurunda ele alınması icap eden bir yapıdır. İnsan kavramının cemiyet teşekkülünün mefhumunda millet ve devlet nasıl varoluş ilkesi ise şehir de bunun diğer bir ilkesidir.  Bu bakımdan şehir modern bir tezahür olmayıp varoluşumuzu tamamlayan bir esastır. Şehirlerimiz sağlıklı bir vücut mudur? Yardımlaşma mefhumumuzda dilenci gördüklerimize üç beş kuruş vermek dışında ne var?

Bir medeniyet kaynağı Kitap'taki şehre dair tezahürlere bakmak meseledeki varoluşa aitliği gösterme yolunda ayaklarımızı yere değdirecektir: Şu şehre girin de onun nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin (2-58), Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl (2-126), Allah bir şehri misal olarak verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdı. (16.112). Görüleceği üzere şehir, insan cemiyetinin Farabî'nin bahsettiği muhtelif ihtiyaçları giderme, güvenlik, yardımlaşma gibi konularındaki toplanma mekânı mefhumunda gösteriliyor.

İnsanın cemiyet teşekkülünün millet ve devlet mefhumundaki zuhurunun daha önceki yazılarda gösterilmesine binaen şehir bu iki tezahürün gerçekleşme alanı ve imkânı olarak görülmelidir. Siyasî, dinî, millî hülasa kültüre dair tüm iltisakları ötesinde var olmamızın manasına aidiyeti noktasında bu kavramlara bakmamız gerekmiyor mu?

Doğamızdaki mükemmelleşme ihtiyacımızı gidermek yolunda devleti ve milleti kuran, organize olan insan tabiatı bunun yanında mükemmelleşmek ve yardımlaşma gibi hacetlerini bu yolda gidermek için Farabî'nin işaret ettiği üzere şehir, şehirlerin toplamı millet ve milletlerin birleşimi insanlık çapında bir yardımlaşma medeniyeti kurmak üzere teşkilatlanırlar, dense çok mu mübalağa olur?

Mefkûre budur dense hatamı olur? Belki de, tarih felsefemizin insan tarihinde araması gereken esas istikamet bu yardımlaşma ve dayanışma medeniyetine yaklaşıp uzaklaşmamız olmalıdır!

Nihayet, Çelebi Mehmet'in, daha önce de bahsettiğimiz, mezarında yazılan nasıru'l-ibâd, âmiru'l-bilad ve dafiu'z-zulumat ve'l-fesat olarak tespit ettiği mefkûreye bu zaviyeden bakılacak olursa şehre dair bu esasların siyasi olmayıp, varoluşa dair yani insanın anlam ve aidiyet gerçeğine tekabül ettiğini unutmamak gerekir.

Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim zaviyesi bir ideoloji değil, var olmaktır. Bir üslup, iman ve gayedir. İnsanlara yardımcı olmak, beldeleri imar etmek ve fesat ve zulmü engellemek devlet, millet ve şehrin insanî varoluş zeminindeki gerçeğine ve mefhum-ı aslisine denk gelir.

Bencil, maddeci bir ruh böyle bir millet, devlet ve şehir anlayışı kuramaz. Farabî, İbn Haldun ve Yusuf Has Hacib gibi medeniyet eserlerimiz yanında Kant, Hegel gibi batılı düşünürler pek çoklarının da ortaya koyduğu devlet, millet ve şehir anlayış ve felsefimizi kendi kıblesine ve üslubumuz istikametine döndürmedikçe azalıp yalnızlaştığımız şehir kalabalıklarında kaybolmaya devam edecek gibiyiz.

İbn Haldun'un bir arada yaşayan ve yerleşik hayata geçen insan topluluklarının kendi aralarında geliştirdikleri ekonomik, siyasi, hukuki, ahlaki ve maddi organizasyonun toplamına medeniyet denir tanımı çevresinde düşürsek varoluşumuzu tahakkuk ettirecek şehirlere bizi ulaştıracak esaslar ve vasıtalar üzerinden düşünmeden devlet ve milletin de varoluş hikmeti ve işlevini tam gerçekleştiremeyeceği aşikârdır.

Kendi eseri şehirlerin nesnesi haline gelen insanların, insanlık adına değer üretmekten ziyade nesnesi oldukları beton yığınlarının amacına hizmet ederek, bu “ruhsuz” kütlelerin zihniyet, ahlak ve hareketine sahip olacağında ise şüphe yoktur.

Bir vicdan şehri ve ahalisi yoksa yalnızca gayba mı dairdir?

 

Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!

Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir! (Yahya Kemal)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Altan Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?