Her Gün Bir İşimiz Olmalı

İnsan dünyaya geldiği günden itibaren kendisine bir amaç bulur. İnsanlığın emaresi içinde olan amaçlarına kavuşmak için elindeki bütün olanakları o yönde sarf eder.

Amaçsız yaşayan yığınlar ise önlerine konana razı olarak başkalarının projelerindeki yerlerini alırlar. Dünyaya nizam verme gibi tarihsel bir amaç doğrultusunda hareket eden bir toplumdan bize biçilmiş olan görevleri yerine getiren bir topluma dönüşmeye başlıyoruz ne yazık ki.

Hocam nereden çıkarıyorsun bunları diyecekler için hemen söyleyeyim Kore’de bizim askerimizin ne işi vardı? Kıbrıs’a barışı getiren harekâtı yaptığımız için başımıza gelenleri ben mi göstereyim? Büyük uluslar önlerine konanla asla yetinmeyecek kadar büyük düşünür.

Milletimiz de asla önüne konanla yetinmemiş ve diğer ulusların bağımsızlık mücadelelerine örnek teşkil etmiştir. Ekonomik iklim açısından değerlendirmek gerekirse küresel dünya ticaretinde her ülkeye biçilmiş olan bir rol bulunmaktadır. Kimisi katma değeri yüksek ürünlerle nitelikli işgücü ve sermaye birikimi sayesinde diğerlerinin kendi işlerini ucuz işçiliklerini kullanarak yoğun nüfuslarını avutmakla görevlendirilmesini sağlamaktadır. Böylece kendi ground (temel) stratejilerini başkaları aracılığıyla bunu en ucuz maliyetle gerçekleştirirken diğerleri de günü kurtaracak kadar gelire sahip olabildikleri için başarılı olduklarını zannetmektedir.

Doğal kaynakların bolluğu bile çözüm olmaktan artık çıkmıştır. Bu kaynakların işlenebilmesi için sermaye birikimi gerekmektedir. Sonuç olarak olağanın dışında düşünen kişilerin fikirlerine karşılık bulabilmek için beyin göçüyle gitmelerinden başka çareleri kalmamaktadır.

Ayrıca mevcutta bir köşe kapabilmiş olanlar onların fikirlerini değersizleştirebilmek için bütün bürokrasiyi onların karşısına dikmekten zevk aldıkları bir ortamı yakalamış bulunmaktadır. Bu bağlam üzerinden işleyen küresel ekonomik düzlem içinde fikir sahibi olanların bir an evvel kümelenmeleri gerekmektedir.

Zamanın iyi yönetilmesi bu kapsamda büyük önem arz etmektedir. Vaktin tazmini olmadığı için bir an evvel proje tabanlı düşünmeye başlamamız gerekmektedir. Kendi temel stratejimizi şekillendirmeye yönelik projeler içinde bulunmak artık sizin bir amaca yöneldiğinizi gösterdiği için kimse sizi bundan alıkoymayı aklından bile geçirmez. Bunları övünmek için yazmıyorum sadece olguyu nakletmek için yazıyorum.

Benim odama gelen ya da iletişime geçen kişi vakit öldürmeye gelemez. Başkalarını çekiştirmeye zamanımın olmadığını bilir. Bunu bildikleri için gelenler makale konuşur, bildiri konuşur ve en önemlisi de proje konuşur. Proje dediğim de aslında herkesin içinde bulunması gereken bir eylem türü. Planlanan eylemlerin zaman ve bütçe kısıtları içinde gerçekleşmesi için iş paketlerinin plana göre uygulanmasıdır.

Günümüzde gençler bu açıdan şanslılar. Nitekim onları yönlendirebilecek nitelikte rehberlik ağı gerek okullarında gerekse de bununla görevlendirilmiş olan kamu kurumlarında yapılmakta.

Burada Teknoloji Transfer Ofislerini, Kalkınma Ajanslarını (Bölgemizde Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı DOĞAKA; yeri de müftülük binasının içinde) ve KOSGEB gibi unsurları değerlendirebiliyorlar. Benim proje kelimesi ile tanışmam ancak öğretmen olduktan sonra gerçekleşti. COSME kapsamında bir proje ile pek çok bağlantı kurma şansım olduğu gibi yine birçok deneyim elde edebildim.

Daha sonra mesleki yeterliğimiz artırmam gerektiğine dair yüksek lisans ve doktora yapma olanağım en fazla proje yazabildiğim için gelişti. Daha sonrasında akademik kariyerimde projeler sayesinde teorik bilginin alanla buluşmasından ortaya çıkan pek çok bilgiyi edinmem söz konusu oldu. Bununla birlikte projeler sayesinde iş ağı oluşturma şansım oldu ve olan biteni yönlendirmeye başlamayı sağlayan idari görevler de bu sayede geldi. Başarımlar ödüllerle taçlandırılmaya başladığında artık referans gösterilen bir kişi haline gelmeniz mesleki tatmin açısından önemli bir konuma getiriyor. 

Belirttiğim üzere bunları övünmek için asla yazmıyorum sadece süt satarak beş çocuğunu okutmaya uğraşan iki emekli öğretmenin çocuğunun bir şeyler yapması için bir yol olduğunu göstermek için kağıda dökülüyorlar.

Hele ki bize daha fazla kalsın ve maliyetler düşsün diye tüm tatillerde bisiklet sırtında (bisikleti de bir sene boyunca hayvan otlatarak almıştım) köyden ilçeye süt taşımış birisinin potansiyelini ortaya koyarak kendini gerçekleştirebilmesi için şartları zorlaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Gece uzun olduğu için sabah sütü daha fazla olurdu ve bozuk yolda dökülmesin diye yavaş yavaş sabahın ayazını yüzünüzde hissetmenin verdiği zevkle yazıyorum.

Hayvanların idrarının gittiği kanal tıkandığında kolumla açmak zorunda kalmış birisi olarak karşınızdayım. Bunu sürekli hatırlatanlar da olmuyor değil. Bir keresinde Yüksekokul müdür yardımcısı olarak görevlendirildiğimde hocam sizi ben tanıyorum sizin oradan kurbanlık almıştık siz de o pisliğin içinde çok gayretli çalışıyordunuz.

Nereden nereye gelmişsiniz diye kendince alay edene “Evet, ben maldan iyi anlarım” diyebilmek de ayrı mutluluk.

Ancak bunlar hiçbir zaman Elbistan’da kireç ocağında çalışanların durumunu unutturmuyor. Rahmetli dedem mahalleye cami yaptırılması için bir arsa vakfetmişti. Sonradan hayır sahipleriyle imece usulünce imar edildi.

Caminin adı Aydınlı Buhara Cami ama Google haritalarda birinin minarenin ustasının adını etiketlemiş olması nedeniyle Ayhan Akbaba Cami olarak geçiyor. Düzeltilmesi için çabalarımız oldu ama çok umursamadılar.

Koskoca Google böyle hatada ısrar ediyor. İnşaat için kireç lazım oldu ve ocağa gittik. Kirecin geldiği kanalın üzerinde toprağın üstünde bile durmak neredeyse imkansızdı. O kadar sıcak ki ayakkabının içinde ayağınız yandığı için sürekli değiştirerek tek ayak üzerinde duruyorsunuz.

Kanala taş tıkandığında orada çalışanlardan birisi oraya atlayarak eliyle taşı çıkardı ve etin yanık kokusu burnumuza kadar geldi. Ne yapıyorsun yanacaksın diye çıkıştığımızda “bu ekmek, ekmek” dediğini hiçbir zaman aklımdan çıkaramıyorum.

Ondan sonra hiçbir zaman işten gocunmadım. Meslek hayatımdaki birlikte çalıştığım pek çok kişi benim deli olduğumu zannetmeye başlasa da elin ne dediğinin benim için zerre hükmü yok.

O kadar fazla çalışınca artık insanlar sizin normal olmadığınızı düşünüyor. Hafta sonu veya tatillerde de çalışınca sizin kendinize kastınızın olduğunu düşünmeleri normal.

Doçentlik jüri raporlarında bile deli olduğumu ima edenler olmuştu. Hoş, öyle zannetmeleri işime gelmiyor da değil. Bizim buralarda akıllı saygı sayana kadar deli oğlunu evlendirmiş derler. Aklımdaki enstitüyü kurmak nasip olacaksa ne dediklerinin bir anlamı yok.

Daha önceki yazılarda belirttiğim üzere insanlar yeni bir şey yapanı eleştirmekten kendilerini alamıyorlar. Göksun, Kanada türü kavaktan önce selvi dediğimiz kerestesi çok kıymetli ama çok uzun yıllarda yetişen ağaçlara bürünmüş haldeydi.

Babam Kanada türü kavağı çelikten (kurşun kalem büyüklüğünde bir filizi dışta kalacak şekilde) dikerken bize çelik çomak mı oynayacaksınız dediler. Bir sene sonra kendi selvileri en fazla 10 cm sürgün verirken Kanada türünün bir metreye yaklaşan sürgünlerini gördüklerinde bizim çelik çomak tayfası bizdeki fidanlardan çelik alabilmek için sıraya girmişti. Aynı şekilde açık besi sistemini denediğimizde “bu ayazda gece hayvan dışarıda kalmaz sizin öteki dünyada yatacak yeriniz yok” diyenler şimdi bu iş nasıl yapılıyor diye sürekli bizim evi aşındırıyor.

İşletmecilik açısından sermaye devir hızı çok önemlidir. Kârınız az olsa bile aynı sermayeyi daha kısa zamanda devredebildiğinizde kârlılığınız artar. Bizim çelik çomak ehli ve öteki tarafta yatacak yeri olan arkadaşlar selvi için 15 sene, hayvan için de üç yılda bir kere devir hızına ulaşabilirken biz dokuz ayda hayvanın dolmasını sağlayabiliyoruz. Böylece onlar bir kere satış yaptığında biz üçüncü satışı yapmış oluyoruz.

Ayrıca içeride beslenen hayvanda idrarındaki amonyak nedeniyle iç organları çok çabuk iflas eder ve kör olma olasılığı artar. Dışarıda istediği kadar güneş, su ve yeme ulaşan hayvanın yetişmesi hızlı olduğu gibi ilaç ve veterinerlik gereksinimleriniz de düşüyor. Et kalitesi açısından da hayvan üşümemek için dış tarafında bir yağ katmanı oluşturuyor ve Tom & Jerry bifteği olarak bilinen en değerli etlerden biri doğal olarak üretilmiş oluyor.

Satarken pancar küspesi kokan etlerini öteki tarafta yatacak yeri olanlar düşük ücretlere razı olurken biz etin kalitesi nedeniyle daha yükseğe satış yapabiliyorduk. İşçilik gereksinimi açısından öteki tarafta yatacak yeri olanlar her bir hayvanın başında neredeyse 10 dakika sulama için, altını temizlemek için de iki dakika harcarken biz sadece yemliğe yem dökme ile uğraşıyorduk.

Böylece onlar her otuz hayvana bir işçi mesaisi öderken biz 150 hayvanı tek işçilikle besleyebiliyorduk. Ayrıca hayvan istediği zaman suya ulaştığı gibi altındaki pisliği de güneş sayesinde en aranan gübre haline geliyor. Solucan gübresi ile uğraşanların en fazla aradığı cinsten.

Şimdi hocam sen projeden girdin besicilikten çıktın şimdi de çelik çomak oynuyoruz diyenler için konuyu dağıtmadan amacımı aktarayım. Bu aslında bir projede olması gereken pek çok özelliği bir arada barındırıyor. İş paketlerini oluşturduktan sonra bunları en düşük maliyetle en yüksek karlılığı oluşturacak şekilde uygulamaya koyduğunuzda önemli derecede başarı elde etmek mümkün oluyor. Böylece hayatınızı önemli ölçüde planlı hale getirmiş oluyorsunuz.

Gelir provizyonunuz (beklentiniz) daha öngörülebilir olduğu için finansal planınızı ona göre yapıyorsunuz. Böylece hem yıpranmaktan kurtulursunuz hem de yaptığınız işten zevk alma olanağınız olur. Bu şekilde bir know-how (bir şeyin nasıl yapıldığı ile ilgili bilgi) oluşturduğunuzda referans kişi olarak sürekli bilginize başvurulur ve bunu ekonomik faydaya çevirme şansınız olur.

Anlattığım sistemin eksikleri yok mu derseniz daha mekanik bir hale getirilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi elbette gerekli. Ancak bunlarla ilgili yeterli ekonomik güce erişmeden yatırım yapmak bizim sanayicilerimizin genelinin fabrika kurmasına benzer. Sermaye olmadan her şeyi leasing (kiralama) ile alırsanız piyasada gereksiz bir pahalılığa neden olursunuz. Böylece satışlar düşer ve kapasite elinizde patlar.

Toparlamak gerekirse proje temelli düşünme sayesinde hayatın sizi yönlendirdiği şekliyle yaşamak yerine hayatı şekillendirenlerden olursunuz. Hayattaki amacınız ne ise projeler sayesinde daha hızlı elde etmeniz mümkün olur. Önce bir amaç elde etmekte fayda var. Böylece her gün bir işimiz olur. Bir sonraki yazıda kariyer planlama üzerine konuşalım. Birbirinize karşı en iyi dileklerinizin gerçek olması temennisiyle. Kalın sağlıcakla. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Selim EREN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?