DEVLET nedir? DEVLET ADAMI kimdir? DEVLETLERİN çöküşü -2

Devlet ve devlet adamı kavramlarına değindikten sonra devletlerin çöküşü ve çağımızda devlet anlayışına değinelim.

Kuşkusuz bir devletin yıkılışı belirli ve kesin nedenlere bağlanamaz. Bir devlet için çok geçerli olan yıkılış nedenlerinin, başka bir devlet için geçerliliği daha az olabilir. Buna rağmen devletlerin yıkılışlarına etki eden bazı genel nedenler gösterilebilir:

a) Asabiyetin zayıflaması: İbn Haldun'a göre "asabiyet" (toplumların ilkellikten uygarlığa doğru ilerlemesini sağlayan temel toplumsal bağ) devletin kuruluşunda oynadığı rolü, eksiksiz olarak devletin çöküşü anında da oynar. Çöküş anında olan bir devlette asabiyet zayıflamıştır. Yöneticiler tarafından, devletin çöküşüne değin hiç gerekli tedbirler alınmamış, medeniyetin meyveleri kapışılırken asil gerekli olan asabiyet unutulmuştur. Asabiyet artık eski değerini yitirmiştir. Zira onlar rahattırlar, mutludurlar, nimetlerden bol bol yararlanmaktadırlar. Onların bu hali asabiyetin ihmaline yol açmıştır. Bunun için asabiyet ilk devirlerde olduğu gibi canlı ve diri değildir, bir enerji deposu da değildir, boşalmıştır. Asabiyetin zayıflaması ilk olarak hükümdar ve tebaa arasında görülür. Hükümdar tebaanın karşısında, tebaa da hükümdarın karşısındadır. Hükümdar tebaasını bir "öcü" gibi görmeye başlar. Ondan korkar. Çünkü hesabını veremeyeceği davranışlarda bulunmuştur. Tebaasının bu tutumu hükümdarı yalnızlığa iter. Yalnızlık ise onu daha çok korkutur. Tebaadan güveneceği kimsesi kalmayan hükümdar askerine yönelir. Askeri onu para karşılığında her şeyden koruyabilir. Fakat bu koruma da uzun sürmez. Bir gün olur ordu da emirlere itaat etmemeye ve kargaşalıklar çıkarmaya başlar. Asker kendine verilen birtakım yetkileri olumsuz yönlerde kullanmaya yönelir. Bunlara tebaadan da katılanlar olur. Özellikle hırsızlar, esrarkeşler, eşkıyalar, haydutlar vs. için bu kaçınılmaz bir fırsattır. Maddi çıkarlarını ön planda tutan birçok kişi bu kervana katılır. Bu kervanın yokuşu olur. Askerin bu duruma düşmesine hiç şaşmamalıdır. Zira onu, maddiyatla donatan hükümdar, ruhunu doyurmamış böylece asker asabiyetini yitirmiştir. Hatta hükümdarlar bilmeyerek asabiyetin zayıflamasına bile yol acar. Devlet kurulup da zamanla hükümdarlığın tabii icaplarından olan tekellüflü (sıkıntı veren bir iş yapma, güçlüğe, sıkıntıya katlanma / bir işi gösterişli bir biçimde yapmaya çalışma, özenme, gösteriş) bir hayat devresi başlayınca hükümdar asabiyetlerin kudretini kurmaya başlar. Asabiyet zayıflayınca devlet adım adım çöküşe gider. Kısa bir süre sonra da yıkılır gider.

b) Yöneticilerin zulmü: Devlet adamlarının zulmü Hükümdar ile tebaa arasındaki uçurum her geçen gün daha da büyürken bir de buna yöneticilerin zulmü eklenirse devletlerin tavanı çatırdamaya başlayacaktır. Devletin her köşesinde sahte yöneticiler vardır. Hükümdarın etrafını sahte dostlar doldurmuştur. Bunlar için hayatta en önemli şey maddedir. Her adım atışlarında hatta her nefes alışlarında maddeyi düşünürler. Madde ise devlet hazinesinde kalmamış, her taraf tamtakır bir vaziyete gelmiştir. Öyleyse tek çıkar yol kalıyor: Tebaaya yüklenmek, onların ensesinde boza pişirmek. Bunun için vergileri birkaç katına çıkarmak gerekir. Halbuki bu vergileri tebaanın kaldırıp kaldıramayacağı hiç düşünülmez. Ağır vergiler altında ezilen tebaa "yok" sözünü hiçbir yetkiliye anlatamaz. Zaten yok diyemez, onun yok demesi bir suç olur. Devletin her köşesinde bir zulüm makinesi kurulmuş, benzinini tebaadan sağlamaktadır. Öte yandan memurların zorla veya diğer yollarla halktan edindikleri bu servetler kendi aralarında da çekişme ve kıskançlıklara da yol açar. Hatta bunu hükümdara şikâyete kadar vardırırlar. Bu ise onlar için daha kötü sonuçlar doğurur. Şikâyetlerin çoğalması yüzünden servetlerine el koymak ve servetlerini meydana çıkartmak için cezalara çarptırmak suretiyle felaketlere uğratılırlar. Bundan dolayı devlet içinde bir buhran, bir kargaşadır baş gösterir. Kimin haklı, kimin haksız olduğu anlaşılmaz. Devletin hiçbir kurumu sağlıklı olarak çalışamaz. Zaten tebaa, kurumlarına olan inancını, devlete olan sevgisini yitirmiştir. Zalim yöneticiler halkı yabancı devletlere hicret etmeye zorlamış, onları kendi devletlerine düşman yapmışlardır, Böyle bir duruma düşen devlet, içten ve dıştan gelecek en küçük tehlike karşısında bile direnç gösteremez.

c) Mali yapının bozulması: Tek başına malı yapının bozulması önemli faktör değildir. Fakat yine de mali yapının devletin en önemli kurumlarından biri olduğunu gözden ırak tutmamak gerekir. Mali yapının bozulmasında devletin yüksek kademelerinde ehil yöneticilerinin bulunmaması önemli bir faktördür. Mali yapının bozulması devletin çöküşünü çok önceden haber verir. Eğer zamanında önemli tedbirler alınamazsa devletin yıkılışında birinci derecede rol oynayabilir. Devletin kurumlarının sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi ve ordunun birliğinin korunabilmesi için para gerekir. Para ise savaşlardaki ganimetlerden ve tebaanın verdiği vergilerle tedarik edilir. Devlet ihtiyarlama çağında olduğu için savaşlarda ganimet kazanılamaz, hatta kayıplar bile verilebilir. Ganimetleri düşman devlet toplar. Bu durumda devletin maddi kaynağını kendi tebaasının vergileri meydana getirir. Tebaanın verdiği bu vergiler, yüksek kademedeki memurların çarçur etmesiyle kısa zamanda tüketilir. Alt kademedekiler ve ordu yine para alamamıştır. Bu sefer yöneticiler tebaanın bütün varlığına vergi koyarlar. Devlet yıkılmaya yüz tuttuğu devirde pazarlarda satılan her şeyden vergi alınır. Vergiler ağırlaştıkça tebaada yılgınlık görülür. Vergilerin ağırlaşması zaten doğru dürüst işlemeyen ekonomik yapıyı felce uğratır. 

Halbuki devletin ilk dönemlerinde hükümdar tebaasının mal ve servetine göz dikmezdi. İktisadi düzenin bozulmaya başlamasından itibaren devlet içte ve dışta zayıflar. Hatta, düşman devletlerden borç bile alır. Bu borçlanmanın tebaa üzerinde olumsuz etkileri büyük olur. Tebaa kendisinin zelil ve hakir düştüğüne inanır. 

Devletin hazinesini bu derece kemiren asalaklar, askeriyenin parasına da göz dikerler. Devlet askere ayrılan masrafları kendi arzu ve şehvetlerine sarf eder. Asker ise parasız çarpışmaz, önceleri uğrunda çarpıştığı yüce duyguları da yitirmiştir. Başıboş kalan asker gücünü, bileğinin kuvvetini tebaada dener. Onlara işkence eder, öldürür, servetlerini talan eder. Tebaanın üstüne bir kara bulut gibi çöken bu asker kaçakları, halkı her şeyden tiksindirir. Zorbalara karşı halk da onların diliyle karşı koymak zorunda kalır. Yaşamak her yönüyle anlamsızlaşır. Bıçağın ucu kemiğine dayanan tebaa, iki alternatiften birini yapacaktır: Ya ölecek ya da öldürmek zorunda kalacaktır. Böyle bir durumda içtimai hayatın düzeni bozulacaktır. İçtimai hayat ile devlet ise birbirleriyle çok yakından ilgilidir. Devlet ile içtimai hayat birbirinden ayrılmayan bir varlık olduğu için birinin düzeninin bozulması diğerinin de bozulmasını icap ettirdiği gibi, birinin yok olması diğerinin yok olmasına sebep olur. Görülüyor ki mali yapının bozulması devletin diğer kurumlarına da yansıyor. Aslında bunların hepsinin ortaya çıkışı asabiyet bozulmaya başladıktan sonradır. Asabiyet kuvvetli iken bu kurumların hepsi sağlamdır. Demek ki bu kurumlar asabiyetin zayıflamasında ortaya çıkarak devletlerin çöküşünde büyük etkendirler

Zihinlerin esnemesine… Aklın diktatörlüğüne ve ibrete vesile olsun.

Ve gelelim ÇAĞIMIZDA DEVLET ANLAYIŞINA.. Prof. Dr. Niyazi Kahveci’ye göre çağımızda devlet yapısı; proton değil, nötron olmalıdır. Proton taraflılık, nötron ise tarafsızlık demektir. Çağımızda devlet zihniyeti, özgür ve eleştirel düşünmeye özgürlük verme çizgisine geldi. Ama hala çok sayıda devlet bu çizgiye gelemedi. Bu çeşit devletçiliğin başında Müslümanların devletleri gelmektedir. Böylece, Müslümanların kabiliyetli ve cevherli insanları, cevher potansiyellerini gerçekleştiremiyor ve insanlığa katkı yapamıyorlar. Çağdaş devletler, Abraham Maslow’un felsefesi ile hareket ediyorlar. Devlet, nötr bir tavırla, bütün vatandaşlarına cevherini gerçekleştirme imkanı sağlamalıdır. Maslow’un çalışmaları, sağlıklı kişiliğin nasıl oluştuğu üzerinde odaklanmıştır. Bunların en tepesinde ‘kendini gerçekleştirme’ ihtiyacı bulunmaktadır. Her insanda bunu gerçekleştirecek güç vardır. Olanak sağlandığında, her insan eninde sonunda kendini gerçekleştirecek gizli güçlerinin farkına varır. Kişinin kendini gerçekleştirmek için, temel ihtiyaçlarını yeterince sağlaması gereklidir. Temel ihtiyaçlarına doyum sağlayan insan kendini gitgide daha özgür ve iyi hissedecek sonuçta kendisinde var olan tüm potansiyelleri açığa çıkaracak, gerçek anlamda kendisi olacaktır.

Mesela 83 milyon nüfuslu ülkede çarkın dönebilmesi için her bir bireyin cevherinin kullanılması gerekir. Kullanılmayan her bir cevherin eksikliği mutlaka toplumsal hayatta görülecektir. Çünkü görevini yapmayan her kişi, görevini yapanların ürününü tüketiyordur, eksiltiyordur. Bu nedenle Maslow ‘Bütün insanlar, neyi olabilirlerse onu olmalılar’ der. Dünya, cevherini işlemeyen kişilere, milletlere ve devletlere artık hayat hakkı tanımıyor.

Milletlerinin ve devletlerinin varlığını sürdürmede samimi olan hükümetlerin görevi; vatandaşlarına, cevherlerini potansiyellikten aktüelliğe geçirme imkanlarını sağlamaktır. Yasaklamak değil, alternatif olanaklar üretmektir. Ama beceriksiz iktidarlar, alternatif üretemediklerinden yasaklama uygularlar. Hayatı kolaylaştıramazlar, zorlaştırırlar.

“Türkiye; avam düzeyini, kafa katmanına egemen kılmaktan bir an önce vaz geçmelidir. Bir an önce kafa katmanını her alanda egemen kılmalıdır.”

“İnsanlık; insanın bedenini değil ama beden serası içinde yetiştirdiği “insan” denen varlığı ölümsüz yapmak istiyor.”

“Din, sorumluluktan kaçanların sığınağı yapılır. Sığınmacı, sığınaksız yaşayamaz.”

İnsanlık uzayla boğuşurken, Müslümanlar hala kendileriyle ve birbirleriyle ahlaklı ve insani olmak için boğuşmakla meşguldürler.”

“Her şeyi, tüketmek için değil, üretici olmak için kullanmak gerekir.”

“İnsanlar, ya teknolojide sergilediği insanlık ürünü akıl çapına ulaşacaklar ya da yaşayamayacaklar.”

“Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır. Ölüm varken ben yokum. Ben varken, ölüm yok. O halde üzülecek ne var” der ya Nietzsche…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?