Eleştiri Vicdanın Sesi Olmalıdır

Sevgili Okurlarım...

Eğer yazılarıma dikkat ettiyseniz, hep eleştirel yazılar yazıyor, doğru bulduğum konuları ve ilgililerini de tebrik ediyorum. Çiçeklerin güzelliğinden, kuşların cıvıltısından, ormanların kucaklayan ikliminden v.s. de bahsedebilirdim. Bir çiçeğin güzelliğinden bahsederken, onun doğal yaşam alanını tarumar eden zihniyeti eleştirmeden geçersem bu bir eksiklik olmaz mı? Kuşların cıvıltısına vurgu yaparken, avcılık sporu adı altında kuş ve yaban hayatına yönelik katliam yapanları sizlerin vicdanına havale etmeyeyim mi? Orman ve ağacın öneminden bahsederken, önce yakıp sonra o bölgeyi betona gömen zihniyeti eleştirmeden nasıl geçebilirim? Kısacası; eleştirinin olmadığı yerde tüm güzellikleri birer birer kaybederiz. Ben bu güzellikleri kaybetmek istemiyorum.

Belki de kendi içinizde, “Yahu bu adam da her şeyi eleştiriyor” babından duygular coşuyordur. “Yeter artık okumayacağım, hiç mi güzellik yok şu memlekette?” dediğinizi duyar gibi hisler oluşuyor zaman zaman içimde. Aslında eleştirmek, tıpkı bir ağacı budamak gibidir. Budadıktan sonra hem ağaç gürleşir hem de verim artar. Nasıl ki, ağacı budamak ağaç düşmanlığı değilse, eleştirmek de doğrulara düşman olmak anlamına gelmez. Ağacı budarken iki şeye dikkat etmek gerekir: Bir doğrulara dokunmamak ve olabildiğince nazik davranmak. Eğer doğruları da budamaya kalkarsanız ağacı yok edersiniz. Nazik olmazsanız da doğruları incitirsiniz. Hiç eleştirmeyip, sadece şakşakçılık ve yardakçılık yapmak, budanması gereken ağacı budamayıp onu verimsizliğe ve kurumaya terketmek gibidir.

Eleştiri, tıpkı budamak gibi bünyeyi acıtır. Eleştirdiğiniz kişinin bu acı üzerinden size düşmanlık beslemesi, kendi kendisine zarar vermesi anlamına gelir. Zira bu, “Ben hata ve kusurlarımı seviyorum ve onlarla yaşamaktan çok mutluyum” anlamına gelir. Aslında eleştirinin hemen ardından özeleştiri gelmesi gerekir. Bu aşamaya geçip geçemediğimiz hep kuşkuludur. “Aslında doğru söylüyor” deyip, macerayı orada sonlandırıyoruz. Başka örnekleri de var ama, geçmişte Timurtaş Hoca diye meşhur bir vaiz vardı. Toplumda kasetleri ilgiyle dinlenir ve takdir görürdü. Şu an geriye doğru baktığım zaman, üslubu ve konuşma içeriğini her ne kadar doğru bulmasam da, toplumsal ahlaka yönelik eleştirileri çok değerliydi. Peki sosyal hayatta bir karşılığı var mıydı? Bence insanlar hocanın konuşmasını, hitabetin büyülü dünyasına kapılıp, tıpkı radyoda maç dinler gibi dinliyordu. Yani bir türlü özeleştiri aşamasına geçemiyorlardı.

Gerçek anlamda dindar, gerçek anlamda aydın, gerçek anlamda akademisyen, gerçek anlamda siyasetçi eleştirel bakış açısını asla terkedemez. Çünkü; yanlışlar hep gözüne batar. Sorumluluk sahibi de olduğu için yanlışları ifade etmeden duramaz. Aslında bu insanlarda vicdan kükremesi yaşanmakta, ve bu da sürekli dışa vurmaktadır. Vicdanını kaybetmiş birinden dindar da, aydın da, akademisyen de, siyasetçi de olmaz. Böyleleri meşhur olmanın, birilerine yaranmanın, ahlakı zincire vurup zengin olmanın peşinde olduğu için eleştiremezler. Bunu yapmaya kalktıkları zaman, önce kendilerinden başlamaları gerekir çünkü. Özeleştiri yapmamış birinin eleştirisinin de bir kıymeti olmaz. Çünkü özeleştiri, üzeri örtülmüş vicdanı ortaya çıkarmaktır.

Eleştiri ve vicdan bir araya gelirse ancak o zaman bir kıymet ortaya çıkar. Siyasi arenada olduğu gibi, karşıdakinin her şeyini eleştirmek, hiç bir doğrusuna vurgu yapmamak vicdanın devrede olmadığı bir eleştiridir. Bir karşılığı da yoktur. Sizi eleştirene güvenebilmenizin tek şartı, doğrularınıza da vurgu yapıyor olmasıdır. Aksi halde onun eleştirilerini hiç dikkate almazsınız. Her ne kadar hoşumuza gitse de, sürekli övgüler dizip, göklere çıkaranların da bundan bir farkı yoktur. Maalesef, siyasi eleştiriler karşıdakine yol göstermeye değil, onu rezil etmeye yöneliktir. Bu yolla başkalarını küçülterek kendi büyüklüğünü perçinlemek ister. Zaman zaman mahkeme konusu da olan siyasi eleştirilerdeki etik dışı söylemlerin kaynağı da budur. İktidara gelmenin yolu; başkalarını küçültmekten değil, kendini büyütmekten geçer oysa.

Önce sizdeki doğrulara ve güzelliklere mutlaka vurgu yapan, size yol gösterirken de nezaketle eleştiren dostlarınız yoksa çoğu zaman rüzgarın önüne kattığı yaprak gibi savrulursunuz. O durumda bile cebinizdeki paraya göz diktiği için sizi alkışlayanlar da çıkabilir. Aldırmayın ve çaldırmayın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?