Maraş’tan Ne Kötülük Gördünüz ki …

İnternet ortamında rastladığım bir değerlendirme üzerine “aman tanrım bu kadar kötülük yapamazsınız” cümlesi döküldü dilimden.

Değerlendirme “Maraş eski adliye ve hükümet binasının yıkılarak…” cümlesiyle başlıyor ve bunun yapılmasının iyi olacağı hükmüyle devam ediyordu. Güya bu sayede çevre genişler, trafik rahatlar, memleket soluk alırmış. Sonrasını okumadım bile.

Sadece bu binaların yıkılmasıyla zavallı memleketin nasıl yolunmuş tavuğa döndürüleceğini düşünmek içimi acıttı. Zaten öyle değil mi diyenleri de duyar gibiyim. Ama ne yapalım, olanlar oldu da, en azından bundan sonrakileri kurtarabilmek adına bir gayret bizimkisi. Şehirden, medeniyetten haberi olmayanlar almış ellerine güzelim Maraş’ı kafalarına göre kesip biçiyorlar Nasrettin Hoca’nın Leyleğin gagasını ve ayaklarını kesip de “işte şimdi bir kuşa benzedin” fıkrasınca.

Hangi şehir yıkılarak güzelleştirilmiş. Tarihte bunun bir misali var mı?

Umarım bir yanlış haberdir ama biz yine de ikazımızı yapalım.

Maraş’ta altı yedi yıl evvel dışardan gelen iki üç tarihçi akademisyene acizâne mihmandarlık yapmıştım. Seyir terasından şehri izlerken misafirlerin dikkatini Mağaralının üst tarafındaki mahalleler ve Tekke bölgesi çekti. O mahalleleri “özgün” buldular. Çok hoş buldular o yatay mimariyi.

O zamana kadar bende ekseriyetin baktığı gibi o mahalleleri “arabesk” yıllara ait, düzensiz, mimarisiz, görüntü kirliliği oluşturan, zevksiz yerleşim nümuneleri olarak düşünürdüm. O akademisyenlerin gözüyle bakınca mahallelerin kendi içinde bir anlamı ve estetiği olduğunu idrak ettim. Hakikaten uzaktan bakınca bir yaşanmışlığı, maziyi, kültürü anlatıyordu o bir iki katlı derme çatma binalar. Tek tek ele alındığında gereksiz gibi görülen o binaların, sokakların ve top yekûn mahallelerin aslında bütününe bakıldığında folklorik bir nesne olarak bir mana ifade ettiği anlaşılıyordu. Aynı zamanda tarihin somut görünür kısmıydı.

Şimdi yeniden yapılaşma adına o tür bölgeler de tar-u mar ediliyor, edilecek.

Kaldı ki Maraş eski adliyesi ve Valilik binası son yüz yıl içerisinde inşa edilen ve kendi içerisinde bir estetiği ifade eden, tarihi sayılabilecek iki bina. Belki merkez Ziraat Bankası binasını da bunların arasına katabiliriz ki zannederim aynı dönemlerde inşa edilmiştir. Trabzon caddesinde yatay mimari anlayışıyla yapılmış olan eski öğretmenevi de bu babtan bir binaydı. Bu binalar aynı zamanda bina edildiği yılların sosyo-ekonomik şartlarına göre en “devletli” binalardır. Osmanlıdan “suyunun suyu mesabesinde” de olsa tevarüs eden değerlerimizin izi vardır o binalarda. Geçiş dönemidir. Dünyanın aklı başında her devleti şehirlerini bu kısımlarını koruma altına alıyor, yıkmıyor…

Bu binaların yıkılması olacak şey mi? Evet bir yer yıkılmalı ama o yer Hükümet binasının önüne 1995 yılında yapılan ek valilik binasıdır. Bir resmi gecekondu olarak bir gece oraya kondurulan o bina işte “arabesk”, lümpen bir bina. O bina yıkılarak Hükümet konağı ilk hüviyetine yeniden döndürülmeli. Ama diğerleri asla yıkılmamalı. Maraş şehrinin “görümlüğüdür” o binalar.

Bu memleketin bahtsızlığı nedir? Aklı başında hiçbir kişi kalmadı mı? Hadi diyelim idareciler “gaflet ve dalalet” içerisinde peki memleketin ruhunu temsil eden, etmesi gereken kişi ya da topluluklar nerede?

Estetikten, sanattan, şehircilikten, mimariden, tarihten anlayan kimse yok mu?

Çocukken yıkıntılarını gördüğüm Ulucami’nin kuzeyinde bulunan ilk belediye binasının yıkılmasına hadi diyelim o zamanın ceberrut uygulamaları gereği mani olunamadı, “şehircilik bizim işimiz” diyen zihniyetin böyle bir teşebbüse yeltenmesi hangi vicdana sığar. Hatta o yıkılan ilk belediye binasının tarihe uygun olarak oraya yeniden inşa edilmeli.

Belediyeciliğin temel vazifesi yıkmak değil, bina etmek olmalı.

Umudum o ki, bu değerlendirmeyi yapan kişi bir işgüzar olsun. Umudum o ki böyle bir teşebbüse girilmez lakin bu zamana kadar yapılan yanlışlara bakınca insanı bir huzursuzluk sarıyor.

Zamanın Maraş belediyesi imar işleri müdürü ile odasında sohbet ediyorduk. Sohbet şehrin estetiği, ruhu gibi konulara gelince müdür bey rahmetli Mimar Turgut Cansever ile olan bir hatıratını nakletti. O zamanlar yapılaşma Kültür sitesi civarından Üngüt istikametine doğru hızlanıyor, ilerde malum Bin Evler bölgesi…

Müdür bey, “biz dedi hocayı davet ettik, şehrin mimarisini anlattık ve bölgeye kısa bir gezi yaptık, gezi sonunda aferin beklerken hoca “memleketin geleceğini mahvetmişsiniz” demez mi dedi. Evet, bugün gerek Tekerek yolu olsun, gerekse de Kayseri yolu dediğimiz ana cadde olsun tam bir bina çöplüğü. Gökten düşmüş kaya parçaları gibi, birbiriyle uyumsuz, sanatsız yapılar. Yeniden yapılaşma adına bazıları yıkılsa da yerine yapılanlar daha zevksiz. Tamam, belki daha büyük, belki daha kâr getiren binalar ama kültür ve sanat bakımından çevre kirliliği.

Hocanın şehir mimarisini ve sanatını anlatan kitaplarına bakılırsa Türk şehir mimarisinin nasıl olduğu çok iyi anlaşılır. Bizim sadece ev, sokak, cadde olarak gördüğümüz o yapıların aslında ne büyük manalara mündemiç olduğu görülür.

Bugün şehrin idarecilerinde böyle bir derdi olan var mı? Hiç zannetmiyorum…

Eski mahallelerdeki bazı binaların restore edilerek, çevresinden kopuk, allanıp pullanması değildir şehircilik. Ağacıyla, taşıyla, kurduyla, kuşuyla top yekûn muhafaza ve geliştirmeye bakılmalı. Yeni kurduğunuz şehirlerle eski şehrin uyumlu olarak bir arada tutulmasıdır marifet. Eski binaları, eski mahalleleri yıkarak yeniyi kuramazsınız ancak şehrin ruhunu imha edersiniz.

Mesela Sarayaltı caddesinin başına gelen de bu. Cesur Sürücü Kursunun oradan başlayıp, Kanlıdere’ye kadar olan çarşıyı, pazarı yıkarak ne yapmış oldunuz şimdi. Oradaki dükkânları, evleri yıkarak şehrin gözlerini oymuş olduğunuzun, oraları bir leş haline getirdiğinizin farkında mısınız? Toplayamazsınız artık oraları.

Tekkenin başına gelecek olanlarda bundan başkası olamaz. Sadece şehrin ruhunu imha edersiniz. O yıktığınız evlerin, caddelerin içindeki yaşanmışlıkları imha ederek nereye varacaksınız.

Ya Ulu Cami’nin karşısında bulunan içinde Balık halinin de bulunduğu mahallin başına gelene ne demeli. Ne yapılmış oldu şimdi orada? O kadar binanın istimlak edilmesi, yıkılması ve en acısı da şimdi ne yapılacağına karar verilememesindeki aculluğa ne diyeceğiz?

Bu işleri güya trafiği rahatlatmak adına yapıyorsunuz. Peki rahatlatabildiniz mi? Bu işlerle bu mümkün değil. Eğer derdiniz trafiği rahatlatmak ise Taş mescid ile Hafız Ali Efendi meydanı arasındaki mesafeyi araçlara kapatırsınız olur biter. Bütün dünyada araçsız şehirler revaçta. Biraz çevrenize bakın. İnsanlar şehrin merkezine araçlarıyla gelmek istediği sürece bu karmaşayı gideremezsiniz. Şehir hayatında araç yasaklanacak. Araçların yasaklanacağı mesafelere basit raylı tramvaylar kurarak hayatı kolaylaştırmanız da mümkün. Bu sayede eski şehir içtimai hayatı da canlanmış olur.

Yeter ki dert edinin göreceksiniz ki neler yapılır.

Marifet eskileri yıkmak değil, onların sürekliliğini sağlayabilmektir. Yeni binalar yaparak yenileştirmiş olmuyorsunuz, başkalaştırıyorsunuz ki buradan ancak mankurtluk çıkar. Bir şehrin iyisiyle kötüsüyle binaları, caddeleri, ağaçları, yolları o şehrin hafızasıdır. Hafızası yok olan bir şehir artık şehir olmaktan çıkar zaten.

Beyler kendinize gelin. Bu memleketi yirmi beş yıldır yönetiyorsunuz ve birçoğunuz bu sayede bütün geleceğinizi ihya edecek dünyalıklar biriktirdiniz. Hadi hakkınız diyelim de size bu nimetleri veren bu memlekete bu kadar kötülük yapma hevesinizin sebebi nedir?

Maraş şehri sadece Türkiye için değil bütün Türk dünyası içinde önemli bir şehirdir. Geçmişte ki yaptıklarıyla ve gelecekte yapacaklarıyla da önemlidir. Bu değeri korumak hepimizin boynuna borç olmalı.

Dediğim gibi, umudum bu bilginin asılsızlığı. Eğer öyleyse mesele yok. Ama doğruysa, bu yanlıştan hemen dönmelisiniz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cüneyt Cesur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?