Sistem Nasıl İşler?

Ekonomik sistemin nasıl işlediğiyle ilgili bilgi vermeden önce sistemin nasıl şekillendiği ve aslında ne olduğu ile ilgili bilgilendirmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Nitekim sistem kelimesi bizde en çok aranan ama yaşayış tarzımız nedeniyle çok göremediğimiz bir kavram.

Sistem, kitabi tanımlara bakacak olursak, girdilerin süreçlerde işlenmesi ve elde edilen sonuçların planlananı ne ölçüde karşıladığını geribildirimle sürekli olarak ölçen ve mükemmelleşmeye doğru yol alan bir yapı olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla her bir parçası büyük önem arz etmektedir. Futbol takımı sahada herhangi bir varlık gösteremediğinde oyun planı sorgulandığı gibi, ekonomik sistemde de planlanan eylemler sonuca dönüşmediğinde sistemin kendisi sorgulanır. Toplumsal yaşamdaki sistemleri ele almak gerekirse sağlık, adalet, eğitim… vb. pek çok sistem iç içe varlığını sürdürmektedir. Bu kapsamda kamu erki toplumun kendisine vermiş olduğu yetkiyi kurumları aracılığıyla gerçekleştirir. Böylece ilk planlamadan itibaren ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilir ve beklenen hale getirilmesi için girdilerde ve süreçlerde değişiklikler yapılır.

Burada iyileştirmeler ifadesini kullanmak isterdim ama gerçekleştirilen bütün değişiklikler iyileşmeyi getirmeyeceği için deneme-yanılma temelli bir yapı sergilenmesi gerekmektedir. Bu yüzden de her değişikliğin olumlu sonuçları olduğunu iddia etmek mümkün olmasa da sınanma neticesinde o fikrin çalışıp çalışmadığı ile ilgili bilgi birikimi oluşturduğu için değerli bulunması gerekmektedir. Nihai olarak tarih tekerrürden ibaret olmaz. Böylece daha önce uygulanmış olan değişikliklerin toplumdaki muhtemel karşılıklarının farkında olarak kurumsal hafızaya doğru bir gelişim eğrisi yakalanabilmektedir.

Sonuç olarak sistemin beklenen sonuçları ortaya çıkarabilmesi için iyi girdiler, iyi süreçler ve iyi bir geribildirim ağının tesis edilmesi gerekmektedir. Basmadan takım elbise olur mu demeye getiriyorum. Denense belki daha güzel olur ama bu bağlamda daha iyi sonuçlar elde edilebilecek girdiler sonucun beklentiyi de aşmasını sağlayabilmektedir. Başka bir örnek üzerinden anlatmak gerekirse oto yıkama istasyonu açıyorsunuz ve bu fakiri yıkamacı olarak işe alıyorsunuz. Daha önce herhangi bir deneyimim olmadığı için günde bir iki araba aynası kırarsam siz dükkânı benim zararlarımı tazmin etmek için ayakta tutmak zorunda kalırsınız. Bana uçak veya helikopter kullanmamı söyleyecek olursanız, iş can kayıplarına kadar vahim sonuçlar ortaya çıkarabilir. Araba kullan derseniz her gün deneyimlediğim için çok problem olacağını zannetmiyorum. Nihayetinde gelmek istediğim nokta Mesut BİLGİNER hocamdan rivayetle Hz. Muhammed (SAV)’in yaptığını yapmamız gerektiğidir. Nitekim Mekke’nin fethinden sonra herkes Kabe’nin bakımını üstlenmek istemiş, ancak kendisi halihazırda bu işi yapanların çok iyi yaptığını ve devam etmeleri gerektiğini öğütlemiştir. Gelmeye çalıştığım ikinci bir nokta ise nitelikli işgücü ortaya çıkarmadan ideal bir ekonomik sistemin ortaya çıkartılmasının olanak dahilinde olmadığıdır.

Sistemin girdilerini en iyi şartlarda sağladıktan sonra süreçleri doğru yapılandırmak gerekmektedir. Şimdi size bir bina yapayım da tüm müteahhitler örnek alsın(!). Önce çatıyı yapıyoruz. İşçilerimiz güneşin altında mı çalışsınlar? Sonra vinç kiralayıp inşaat boyunca onlara gölgelik olmasını sağlıyoruz. Daha sonra duvarları örüp ona göre kolon ve kirişleri ekliyoruz. Daha sonra boya badana işlerini hallederek tesisatları döşemek için tekrar kazı ve onarım çalışmaları yapıyoruz. Bitti mi derseniz elbette hayır. Sonra bütün binayı kaldırıp altına temel koyuyoruz. İşimiz bir ara resmî kurumlara düşerse de belgelendirme, ruhsat ve sigortaları yaptırırız. Unuttuklarım olduysa da topraktan inşaata girenler düşünsün. Nasıl oldu ama? Mükemmel.

Gelmeye çalıştığım nokta süreçleri birbirini engellemeye çalışacak yapıdan kurtararak onları birbirini bütünleyen parçalar haline getirmektir. Bunu sosyal süreçler de dahil olmak üzere gerçekleştirdiğimiz gün her şey emin olun gözünüze daha olumlu görünmeye başlayacaktır. Bunu gerçekleştiren ülkelerde her şey planlı olarak gerçekleştiği için ekonomik yapı da elbette daha olumlu sonuçlar vermektedir. Çocuk doğduğu anda işinin hazır olmasını sağlayacak bir sistemi yaşayanların olduğu bir dünyadan bahsediyorum.

Sonuçlara gelecek olursak iktisadın temel prensiplerinden olan “her arz kendi talebini oluşturur” ilkesine muhalif olduğumu belirtmem gerekir. Şu anda otomatik çamaşır makineleri sizin yerinize bütün işlemi gerçekleştirirken sizin merdaneli makine üretmeye kalkışmanızın sonuçlarının sermaye kullanım etkinliği açısından çok olumlu sonuçlar ortaya çıkaramayacağını söylememe gerek yoktur elbette. Pazarın ihtiyaçlarını sürekli olarak sorgulayan ve ona göre çıktılarını sürekli güncelleyenlerin başarılı olduğu küresel bir yapı karşımızda. Nitekim cep telefonu üreticileri işletim sistemini değiştirmekte geç kaldıkları için piyasanın lideri durumundayken şu an can çekişir hale gelebiliyorlar. Dolayısıyla piyasanın nabzını sürekli olarak gözden geçirmek gerekli. Bu arada dünya çapında en fazla CIP (Commercially Important Person; Ticari olarak önemli kişi) uçuşları Çinliler gerçekleştiriyor.

Sistemin ne olduğunu tanımladıktan sonra küresel ekonomik sistemin nasıl işlediğini anlatayım. Bunun için çok uzağa gitmeye gerek yok. Köylere gelen çerçiler vardı. Bu kişiler genelde bir eşeğin sırtına yüklenebilecek kadar köyde yaşayan kişilerin talep gösterebileceği malı gezerek trampa (takas) diye adlandırdığımız en basit ticaret usulünü uygulardı. 10 yumurta karşılığında naylon leğen alma gibi işlemlerden bahsediyorum. Köylünün takas için kullandığı malların karşılığında başka malların değişimi sağlanmaktadır. Çerçinin getirdiği ürüne çok talep olduğunda çok daha fazla yumurta ile takası gerçekleşmek durumundayken, talep az olduğunda yumurtaların alım gücü yükselmektedir.

Bizden önceki duayen hocalar ekonomik sistemi kümes üzerinden anlatmaya çok meraklıydı. Tavuklar üreticileri, horozlar sermayedarları ve yumurta da nihai sonuçları temsil ederdi. Herkesin aç olduğu ve yumurtadan başka bir şeyin alınamadığı sığ bir piyasada yumurtanın değeri almaya niyetli kişilerin cebindeki bütün paraya eşit olur. Ancak yumurtaların sayısı çok fazla olduğunda rekabet ortamıyla birlikte fiyatlar düzeyinde genel olarak düşüş yaşanır. Böylece üretimin artırılması ile ancak fiyatlar kontrol altında tutulabilir. Tavukların üretime devam etmesi için yem ve güvenliğinin sağlanması gerekir. Horozların sayısı artarsa kavga büyür ve sürünün devamı için horozlardan kimisinin sistem dışına itilmesi gerekmektedir. Ekonomik krizler de genelde bu nedenle çıkar. Sisteme yeni girecek olan civcivlerin sayısı çiftliğin yem bulma kabiliyeti kadar sınırlı olduğunda mevcut kaynakların paylaştırılması gerekir. Horozlar böylece güvenlik ve yeme talebi daha fazla olan tavuklardan fazla mesai isteyebilir. Dolayısıyla ekonominin en az nüfus artış oranı kadar büyümesi gerekmektedir. Böylece tavukların üzerindeki üretim baskısı azalacağı gibi yeni gelenleri de istihdam etmek söz konusu olabilmektedir. Tavukların verimliliği düşecek olursa horozlar yatırım kararlarını gözden geçirerek üretime katkı sağlamak yerine ellerindeki alanı kendilerinden küçük horozlara kullandırma karşılığında onların tavuklarının veriminden faydalanmayı tercih edebileceği gibi, onları tamamen ortadan kaldırarak piyasada sözü geçen tek horoz olmayı sürdürmeyi gözden geçirebilmektedir.

Kümesten kafamızı çıkaracak olursak ekonomide para değişim bedeli olarak en güçlü aktördür. Ancak paranın değeri de ülkenin üretiminin niteliği ve hacmi ile orantılıdır. Dış ülkelerle yapılan ticarette daha fazla karşıdan birim elde edilmesi için çerçinin elindeki mallar misali daha nitelikli ve teknolojik içeriği olan yüksek katma değerli üretim kabiliyeti olması gerekmektedir. Bir konteyner dolusu ekran kartı ile aynı konteynerin domates karşılığını kıyaslamama gerek yok sanırım. Tarihten günümüze kadar gerçekleştirmiş olduğumuz ekonomik faaliyetler neticesinde dış piyasa ile bir takas bedeli oluşmakta ve bu kur olarak adlandırılmakta. Başka bir ifadeyle anlatayım daha iyi netleşir zihinlerde. Bizim şu ana kadar gerçekleştirmiş olduğumuz ekonomik faaliyetler neticesinde altı sıfırı atılmış olarak yerel paramız ABD dolarına karşı sekiz kattan günümüz itibariyle daha düşük olarak kabul edilmektedir. Sekiz buçuk milyon kere adamların bizden daha verimli çalışmasını kabul edemeyiz ve etmemeliyiz. Sonra eline 10.000 birim para alan iki hafta tatil yapıp sonra ülkeden çıkarken para kaybı yaşamadan bizi kullanmış olamayacaktır. Yerel kurun kontrolünü elimizde tutmak istiyorsak ilk başta yapmamız gereken katma değeri yüksek ürünlerle dış ticaret fazlası verir hale gelmektir.

Böylece yerelde fiyatlar düzeyindeki genel artış anlamına gelen enflasyonla uğraşmak zorunda kalmayız. Gelen fazladan dövizle yatırımlar için finansman sağlama kolaylaşır ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıyla ekonomi potansiyelini yakalar ve büyümede dünya rekorları kırar. Bu söylediklerim hayal değil gerçeğin bizzat kendisi. Nitekim Çin ve Güney Kore ekonomik olarak çok zorda oldukları zamanlarda gerçek planlamayı canları yansa da uygulamayı kabul ederek bunu yaptılar. Japonya’da eksi faizlerle yatırım mümkün. Düşünsenize 100 birime yatırım yapacağım batsa bile beş yıl sonra 90 birim ödeme taahhüdüm var. Finlandiya eline geçen para içinde en fazla Ar-Ge yatırımı yapabilen ülkeler içinde. Norveç elindeki fazla parayla yurtiçinde yapabileceklerini gerçekleştirmiş olduğu için yurtdışı alımlara öncelik veriyor. 2019 yılı sonu itibariyle Borsa İstanbul’a 803 milyon $ yatırım yapabiliyorlar.

Sonuç itibariyle artık tek meselemiz Türkiye’de çok iş varmış diye düşünerek bütün dünya mültecilerinin gelmek istediği bir hale çözüm bulmak olur. O zaman kendimiz paranın değerini düşürerek enflasyon biraz olsun da ekonomik büyüme zarar görmesin insanlar yatırıma devam etsinler gibi çözümler önerebiliriz. Ancak bütün bu söylediklerim elbette planlı davranış teorisine ve rasyonel davranış teorisine göre davranmaya başlamamızla mümkün. Öncelikle sistemin işleyişini ele aldık bir sonraki yazıda tasarrufların öneminden bahsedelim. Güzel yorumlarınızı okuyorum ve farkındalığın başladığını görmek ziyadesiyle mutlu ediyor. Ancak görev gereği ancak yazılara vakit bulabiliyorum. Cevap almayınca bizi umursamıyor diye düşünmeyiniz. Irmağının akışına bile sevdalı olduğumuz bu memleket için her yerde bedel ödemiş ecdadımıza karşı görevlerimiz olduğunu, günün şartlarına göre ancak onların elinden gelenin bu olduğunu ve bilhassa sanayinin ve teknolojik altyapının gelişmesi için riske girmiş olanları her zaman hatırlamamız gerektiğini vurgulayarak bu haftaki yazıyı sonlandırıyorum. Her gününüz bir öncekinden verimli olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Selim EREN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?