Eğitim ve Sınav Sisteminin Açmazları

Bir toplumun kalitesini, o toplumu oluşturan bireylerin eğitim ve ahlak düzeyi belirler. Aslında eğitim kavramının içinde ahlak kavramı da vardır. Ancak; uygulamada hiç de öyle değildir. Öğrencinin ve öğretmenin başarısı, akademik başarıdan ibaret olarak görülmekte ve eğitim sistemi tamamen buna odaklanmaktadır. Toplumsal bakış açısı, bu durumun böyle olmasını zorunlu kılmaktadır. Zira hiç kimse; çocuğun akademik başarısı kadar, ahlaki donanımını önemsememektedir. Bu durum din eğitimi veren eğitim kurumlarında da nispeten böyledir. Dolayısıyla; eğitim ile ahlakı maalesef birbirinden ayrı olarak ele almak durumundayız. Eğitirken iyi ahlakı içselleştiremiyoruz çünkü.

Öğretim şekline dönüşmüş bir eğitim sistemimiz olduğuna göre, öğrettiklerimiz ve öğrencinin kendi öğrendikleri; bir meslek edinmeye, böylece hem toplumda bir statü elde etmeye, hem de hayatını idame ettirmeye yönelik gelir elde etme amacını hedeflemektedir. Öğretim konusundaki zaafiyetimizin, ahlak eğitimi konusundaki zaafiyetimizden pek geri kalır bir yanı yoktur. Bu durum yıllardan beri kılıktan kılığa girip, zaman zaman merdiven altına saklanan, okul dışı öğretim kurumlarını ve sistemini doğurmuştur. Klasik adıyla “dersanecilik”, hedefi yüksek olan bir öğrencinin vazgeçilmezi haline gelmiştir. Bu durum, okullarımızda verilen öğretimin, sınav sisteminin beklentisini tam olarak karşılayamadığının göstergesidir. Daha doğru bir ifadeyle; mevcut sınav sistemi, okulların “dersanecilik” mantığı ile çalışmasını gerektirmektedir. Nitekim, ancak bu sistemle çalışan okullar sınavlarda başarı sağlamaktadır. Ya öğretim sisteminde ya da sınav sisteminde bir hata vardır. Çünkü sistem birbirini bütünleyememektedir.

Peki okullarda “dersanecilik” sisteminin uygulanması mümkün müdür? Mevzuat itibariyle kesinlikle mümkün değildir. Mevzuat ve müfredat ile, sınav sistemi arasına sıkışan okullar, öğrenciler ve veliler; sistem içerisinde yeni bir öğretim arayüzü tasarlayarak, okullarda mevzuat gözlüğüyle bakılınca görülemeyecek bir “dersanecilik” sistemi oluşturmaktadırlar. Seviye sınıfları ve özel dersler, sınav sisteminin kaçınılmaz bir gereği olarak eğitimin ana gündemini oluşturur hale gelmişlerdir. Zaman zaman duyduğumuz, mevzuatın da izin vermediği; dersi okulda tadımlık olarak verip, kendi öğrencisine özel ders verme girişimleri, ahlak ve değer eğitimini yerle bir etmektedir. Bu sistemi sahiplenen öğretmen, okulda son derece verimsizken, özel derste süpermene dönüşmektedir.

Bu ve buna benzer yapılan çeşitli uygulamalar, okullarda yürütülen değerler eğitimini de “Dostlar alışverişte görsün” anlayışına indirgeyip, işleyişin kendisini değersizleştirmektedir. Oysa değerler eğitimi, söylem değil, eylem ekseninde şekillenir. Değerler eğitimini, iyi atılan nutuklarda ve sergilenen görsellerde aramaya devam edersek, değerler ve ahlak hep yetim kalmaya devam edecektir. Zaten eğitim sistemi ile sınav sisteminin uyumsuzluğunun arka planında da, iyileri konuşan ama yapmaya gelince çekimser kalan anlayış vardır. Dört yıllık emeğin ölçümünü birkaç saatlik sınavlara sıkıştırmak zorunda olmak, gençliğin psikolojisi ve gelecek algısı açısından acı vericidir.

Okullarda; öğretim ile ahlak aktif hale gelmedikçe, hiç bir sistem değişikliği asla sorunu çözmeye yetmeyecektir. Eğer sistem değişiklikleri sorunu çözseydi, yapılan onca sistem değişikliği ardından hala bu sorunları konuşuyor olmayacaktık. Sorunun hep sistemden kaynaklandığını düşünmekle aslında yanlış teşhis yaptık. Sorun, insan ve onun ahlaki kalitesiyle ilgiliydi. Peki bu konuda bir şey yapılabilir mi? İstenirse elbette yapılır. Ancak bu; sistemi değiştirmekten çok daha zor ve uzun solukludur. Bu başarılmadıkça, sınavsız lise ve üniversite bir hayal olarak kalmaya devam edecek, herkesin yaka silktiği sınav sistemi “ne seninle, ne de sensiz” modunda varlığını devam ettirecektir.

İstisnası olmakla birlikte, bu sistemin ürünü olan tüm nesiller, içine atıldığı her alanı mahvetmektedir. Devlet kurumlarındaki yolsuzluk, adam kayırma, torpilcilik, rantçılık, ihale takipçiliği v.s. yapanların bir kısmı, acıdır ama “din eğitimi” almış olmasına rağmen yapmaktadır. Yanlış anlaşılmasın, burada bir kesimi değil, bir zihniyeti eleştiriyorum. İfade ettiğim sorun, sadece devlet yetlililerinin marifetiyle aşılabilecek bir sorun da değildir. Topyekün bir milli seferberlik gerektirmektedir. Devlet, sivil toplum örgütleri, medya ve toplum tamamen buraya odaklanmadıkça, bu sorunu aşmak mümkün değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?