Dil; Bayrak, Para

Devlet olmanın üç temel ayağıdır bu mefhumlar. Tarih boyu bütün devlet oluşumları iddialarını bu kavramlar üzerinden beyan etmişlerdir. Yeni kurulan bir devletin ilk işlerinden biri tedavüle para sürmek olmuştur hep. Bayrak hâkimiyetin temel vasfıdır zaten. Dil ise devletin medeniyet kurmasının temel vasıtasıdır. Ruhudur. Bütün medeniyetlerin serencamı böyledir. Aklı başında devletler bu üç temel varlıklarının gelişimini önemser. Bugün Dünyada Rusya, Çin, ABD, İngiltere, Almanya gibi devletler bundan dolayı dillerinden vazgeçmiyorlar. Devletlerarası toplantılarda her devletin kendi dilinde konuşması, merasimlerde, kabullerde bayraklarını en görünür yerde sergilemek istemeleri, milletlerarası müsabakalarda sporcuların maçlardan sonra bayraklarıyla görüntü vermelerinin ruhunda hep bu var.

Ancak bizim ülkemizde bir savrukluk var. Bu mefhumların kıymetinin pek bilinmediği çok âşikar. Millet olmamızın temel vasıfları olan bu kavramların kıymetinin bilinmesinde, yönlendirilmesinde sorumluluğu olan devlet müesseselerinin de gereken ciddiyeti göstermediklerini söylemek lazım. Devlet müesseselerinin bu ciddiyetsiz, ufuksuz davranışları ahali içinde bir mazeret oluyor ne yazık ki. Özellikle dil konusunda çok ciddi bir sorumsuzluk gösteriliyor. Eğer bir devletin dili olmazsa onun siyasi varlığı da şaibeli hale gelir. Eskilerin tabiriyle “batman çağıla karışır”. İşte o zaman beka derdi başlar. Dili koruması, geliştirmesi gereken müesseselerin başında da resmi ya da özel bütün eğitim kuruluşları gelir. Eğer bir dil üniversitelerde ciddi olarak kullanılmıyorsa o dil zamanla erir, dağılır gider. Bunun tedbirini almanın yolu da başta üniversiteler olmak üzere bütün eğitim kurumlarında dilin kullanılması ve geliştirilmesidir. Dilin gelişebilmesinin tek yolu da onun eğitimden, ticarete, askeriyeden siyasete, hayat içinde faal olarak kullanılmasıdır. Bu işlerin zirvesi de üniversitelerdir.

Peki, Türkiye üniversitelerinde durum ne? Ne yazık ki içler acısı. Türkiye üniversitelerinde bilimsel faaliyetlerde Türkçenin esamisi yok. İster YÖK’ün idaresinde, politikalarında olsun, ister üniversitelerde olsun Türkçe kitap ya da makaleler, akademisyenlerin istikbal gelişiminde hiç etkileri olmaz. Onlarda bundan dolayı bütün sözüm ona ciddi çalışmalarını yabancı dillerde yaparlar. Bu duruma sebep de doğrudan YÖK’tür. Mesela yabancı dilde yayın yapmazsanız doçent olamazsınız ama hiç Türkçe makaleniz olmasa da olur. Yabancı dilden belirli bir not alamazsanız doktoraya başlayamazsınız gibi… Bütün bu düzenlemeleri yapan kuruluş YÖK’tür. Türkiye’de halen özellikle fen bilimlerinde Türkçe yayın yapan ciddi bir akademik dergi yoktur gibidir, birkaç tane olduğunu varsaysak bile onlarda Türkçe-İngilizce usulündedir. Olanları da akademisyenler mecbur kalmazsa tercih etmez zaten. Çünkü o makale mesleki gelişimlerinde yok hükmünde olacaktır. Fen bilimlerinde yapılan çalışmaların uzun sürmesi, büyük emekler istemesi gibi durumları göz önüne alırsanız kimse bu kadar verilen emeği boşa harcamak istemez haliyle.

Bir başka önemli nokta da şudur ki: Üniversitelerdeki yapılan çalışmalar ekseriyetle devlet tarafından desteklenen çalışmalardır. Yani bilimsel araştırmalar devlet kuruluşları tarafından bilimin yanında ülkenin, dil de dâhil bütün değerlerine katkı olsun diye maddi ve manevi her açıdan desteklenir. Yüksek Lisans ve doktora çalışmalarının gayelerinden biri de Türkçenin gelişimine katkı sağlamak diye yazar YÖK’ün yüksek lisans yönetmeliklerinin bir yerlerinde. Ama kimin umurunda! Yine bir başka örnek Tübitak. Türkiye’nin gözbebeği müesseselerinden biri olması gereken Tübitak’ın bünyesinde bilime katkı olsun diye neşredilen bilimsel dergilerin tamamı İngilizcedir. Masrafları gariban Türk milletinin vergilerinden karşılanan bir müessese kendi milletinin diline katkı sağlaması gerekirken, İngiliz diline hizmet eder, bilerek, ya da bilmeyerek. Hem de en “yerli ve milli” olanından. Yani bizim devletimizin tarihi düşmanı, son yüzyıldaki yaşadığımız bütün olumsuzlukların müsebbibi olan İngilizlerin dili bugün ülkemizin bilim kurumlarını işgal altına almış durumdadır, kimin umurunda? Cumhurbaşkanı da ha bire “yerlilik ve millîlik üzerine konuşadursun. Bu ülkenin en birikimli insanları kafa göz yarmadan İngilizce makale yazacağım diye kafasından, gözünden olmakta haberi olan var mı? Daha feci olanı ise mevcut YÖK başkanının akademik sahasının Türk dili ve Edebiyatı bölümü olmasıdır. Böyle bir vasatta kime neyi şikayet edeceksiniz, değil mi?

Hani biz İngilizleri Çanakkale’de durdurmuştuk. O zaman bu kadar İngiliz sevdası niye? İşin daha acısı bu öğretilmiş çaresizlik o kadar ruhumuza sinmiş durumda ki sözüm ona milliyetçi hislere sahip olduğunu düşünen akademisyenler bile İngilizcesiz bir bilimsel faaliyet olamayacağı zokasını içselleştirmiş durumda. Bu “mustazaf”lar, bir devletin bilimsel kurumlarında yabancı dil olursa o devlet varlığını devam ettiremez dendiğinde, öğretilmiş çaresizliği itibariyle, bilim İngilizcesiz olmaz diye basıyorlar çığlığı. Sanki Dünyada bilim İngilizce ile başladı. Daha iki yüzyıl evvel Dünyada varlıkları bile şaibeli olan bir devletin dili nasıl olurda bizim bu kadar vazgeçilmezimiz olabilir. Hâlbuki söylediğimiz şey yabancı dilin bilinmemesi, öğrenilmemesi değil. Tabi ki yabancı dili isteyen istediği kadar öğrensin. Devlet ya da özel iş âlemi yabancı dilli insan ihtiyacını gidermek için üstüne düşeni yapsın. Bizim söylemek istediğimiz, bizim devlet olmaklığımız için elzem olan dilimize sahip çıkmamızdır. Haysiyetli bir memleket kendi dilini bırakıp da eğitim, bilim, kültür, medeniyet faaliyetlerinde yabancı dil tahakkümüne esir olmaz. Bilim yapacaksa kendi dilinde yapar.

YÖK’ün idare ettiği üniversitelerde malum yüksek lisans ve doktora eğitimleri de var. Bu eğitimlerin temel gayelerinden biri de Türkçenin gelişimine katkı sağlamaktır. Ama gelin görün ki hazırlanan tezlerin bırakın Türkçenin gelişimine katkı sağlaması, okunup anlaşılması bile zor çok zaman. Ne yazık ki tezi yazan yazdığını, okuyan da okuduğunu zannediyor. Gerçekten içler acısı. Muhakkak ki tezi yazanın Türkçesi zayıf olabilir. Önemli olan müessesenin bu yanlışların düzeltilmesini sağlaması. Bunun olması içinde yazılan tezlerin jüri tarafından bilimsel incelemeye alınmadan evvel bir Türkçe uzmanı tarafından düzenlenmesi gerekir. Bu sayede hem tezi yazanın Türkçesi gelişebilir, hem de yazılan tezin Türkçeye katkı sağlaması mümkün hale gelir. Ülkemizde o kadar istihdam bekleyen yetişmiş işgücü varken bunlardan faydalanılmamasına da yazık. Her üniversitede oluşturulacak ya da görevlendirilecek birimler sayesinde bu eksiklikler giderilebilir.

Yabancı dilin gerekliliğinden dem vuranların bir başka iddiaları da Dünyadaki bilimsel çalışmaların takip edilmesi için yabancı dilin şart olması. Sanki Dünyada sadece İngiliz dili var ve sanki sadece bilimsel çalışmalar İngilizcede yapılıyor. Dünyada İspanyolca, Portekizce, Rusça, Çince, Arapça, Almanca hâsılı irili ufaklı birçok dil var ve bu dillerde de bilim yapılıyor. Şimdi bu kadar çok dil bilen kaç kişi olabilir? Birden fazla dili akademik manada anlayıp takip edebilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçemeyeceğine göre hatta bunun sağlıklı bir durum da olamayacağına göre ne yapacağız? O zaman biz sadece İngilizceyi takip edip, diğerlerini yok sayarsak, zaten gönüllü bir İngiliz sömürgesi olup çıkarız. O zaman ne yapılmalı? Şu yapılamaz mı? Ülkemizde her kişiye yabancı dil öğretme derdinden kurtulup, bir tercüme merkezi kurarak, sadece bir dilde değil, dünyada yayınlanan her dilde yayını Türkçeye çevirtip, bütün Türk milletinin bunlardan faydalanmasını sağlayamaz mıyız? Kuracağımız bir tercüme merkezinde dünyada yayınlanan bütün eserleri Türkçeye çevirip, devlet kuruluşlarını, isteyen özel işletmeleri ve dahi üniversiteleri bu yayınlardan faydalanmaları için elektronik bağ ile birbirine bağlayamaz mıyız? Yapabiliriz. Dolayısıyla her Türk çocuğuna yabancı dil öğretme yükünden ve insanımıza yabancı dil eziyeti etmekten kurtulmuş oluruz. Bu sayede o kadar masraf etmemize rağmen “öğretemediğimiz” yabancı dillerden faydalanmayı daha sağlıklı bir zeminde yürütmüş oluruz.

Özel kabiliyeti olan, seven, merak edip öğrenmek isteyenlere de her türlü desteği kolaylığı sağlayacak imkânları daha iyi bir seviyede verebiliriz. Türk üniversitelerinde akademisyenler akademik gelişimlerini tamamlayabilmeleri için YÖK’ün mecbur tuttuğu yabancı dil imtihanından 55 alma mecburiyetinden de kurtulmuş olurlar. Bu insanların yılları heba olmaktadır bu puanı alabilmek adına. Hatta bazıları bu puanı hiç alamadığı için çok iyi bilimsel çalışmalara imza atsalar da ne yazık ki akademik ilerlemelerini sağlayamamaktadırlar. Yazık değil mi, biz insanlarımıza bu işkenceyi niye yapıyoruz. Ayrıca bu baraj puanı birkaç yıl evvel 65 idi. Siyasi karar gereği 55’e düşürüldü. Şimdi ise yeniden yükseltmek için kıvranıp duruyorlar. Neyse…

Buranın esas püf noktası da şudur ki; bu baraj puanını almak için yıllarını veren akademisyenlerimizin ekseriyeti bu puanı aldıktan sonra bir daha İngilizceye dönüp bakmazlar bile. Yani çok azı yabancı dile ehemmiyet verir. Çünkü Türk olmak böyle bir şeydir. Katılmış olduğum milletlerarası kongrelerde bu durumu müşâhade ettiğim için rahatlıkla söylüyorum. Yine bu konu üzerinde yapmış olduğum sohbetlerde de bunun böyle olduğunu görmüş durumdayım. Türk akademisyeni yabancı dili önemsemez, eyvallah etmez ki bu benim Türk milletinin lehine olduğunu düşündüğüm bir durum. Biz iyi ki böyleyiz. Evet, akademik kariyer için çalışır, gereken puanları ekseriyetle alır ama çok azı hariç dili günlük hayatta kullanmaz. Kullananlar tabî var. Özel ilgisi olan, kabiliyeti olan veya yurtdışı bağlantısı olanlar tabî ki de bu melekesini geliştiriyor ki bundan elbette ki mutlu oluruz. Ama bu durum ülkemizde ki umumi halin de göz ardı edilmesine sebep olmamalı.

Demek istiyoruz ki ülkemizdeki akademisyenlerin yüzde doksan beşi yabancı dili angarya olarak görür. Zaman, enerji, emek boşa gidiyor yani. O zaman bir tercüme merkezi kurarak bu israfın önüne geçilmesi daha verimli olmaz mı? Yabancı dil eğitimine harcamış olduğumuz kaynağın çok azına bu tür merkezler kurulur ve sadece İngilizce değil, bütün dünya dillerinde yapılan yayınlar insanımızın, memleketimizin istifadesine sunulmuş olur. Ülkemizde ilkokuldan başlayıp, son okula kadar öğretmeye çalıştığımız ama öğretemediğimiz eğitim işkencesinden de on beş milyon öğrencimizi kurtarmış oluruz.

Bir devlet için hâkimiyet âlemlerinden olan diğer önemli kavram da para birimidir. Türkiye ne yazık ki bu hususta da parasının kıymetini bir türlü koruyamaz haldedir. Ne demeli, nasıl söylenmeli bilemiyorum ama o kadar ilgili bilim adamı, tüccar, işadamı hâsılı paranın kıymetinin oluşabilmesi için her türlü varlığa sahip olan Türk devletinde para birimi dünya para birimleri karşısında yerlerde sürünmektedir. Her türden fikir, düşünce siyaset adamı bu ülkede iktidar olmuştur ama muhalefetteyken söylediklerini iktidar olunca yapamazlar? Sebebi nedir? Türkiye cumhuriyetinin ekonomik sıkıntıları niye bir türlü giderilemez? İki yüzyıldır yaşadığımız bu durum bizim kaderimiz mi? Yoksa her iktidar yolsuzluklar sebebiyle mi başarısız oluyor? Eğer böyle ise bunun tedbiri alınamaz mı? Türk gençleri dağlarda “hilal-i ahmer” için şehit olurken, onları oralara gönderenler arka planda devleti soymakla mı meşguller? Yok öyle değilse ne? Bu ülkenin iktisatçı, işletmeci hocaları meselenin en azından teorik çarelerini niye ifade etmez? Soru, soru, soru… Bir sürü soru var kafalarımızda ama cevap veren yok.

Ekonomi haberlerinde her gün Türk lirasının değer kaybını görmekten, dinlemekten bıktık usandık. Geleceğimiz için büyük bir manevi engel bu durum. Bu yapıda yeni nesiller ümitsizlikten başka bir şey göremiyor ne yazık ki. Genç nesillerin kendilerini Türk milletine ait hissedememelerini engellemek mecburiyetindeyiz. Yoksa nasıl büyük Türk devletini yeniden inşa edeceğiz.

Evet, geriye kala kala elimizde bir bayrak kalıyor ki, dil ve parasını güçlü kılamayan devletlerde bayraklarını uzun vadede eskimekten kurtaramaz ne yazık ki. Tarihe bakıldığında bunların çok misali var.

Acilen bu temel mefhumlarımıza gereken ehemmiyeti göstermek mecburiyetindeyiz. Yarın çok geç olacak…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cüneyt Cesur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Hbrma Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Milletvekillerinin Sizi Temsil Ettiğini Düşünüyor musunuz?