Reklamı Kapat

Rengarenk Sardunyalar ve Renksiz Yaşamlar

Her gün değişen ve her güne özel farklı güzellikte görünen doğanın farkında mıyız? Doğa bize ne fısıldıyor, hissedebiliyor muyuz?

Yoğun programlı işlerimizle meşgulken, özgürlüğe kanat çırpan kuşların cıvıltılarına ne kadar da yabancılaştık. Kafese koyduklarımızla doğayı da unutmuş olduk.

Nasıl bir yaşam telaşı bu! Oysa dünya insanoğlu için yaratıldı.

Göğe bakıp derin bir nefes almak yerine gürültülü telaşın içinde yok olup gidiyoruz ve farkında değiliz. Sadece istek ve arzularımız var. Ve isteklerimizin dahi ne olduğunu bilmeden yarından umut ya da bir umut günü geceye kavuşturmaya koşuyoruz.

Sakince yürüyüp rahatlamak yerine koşarcasına hızlı adımlarla rengini kaybetmiş bir bulut kümesine benzeyen kalabalığın içinde fark edilmeyi ve mucizeleri bekliyoruz.

Mucize nedir, hiç sordunuz mu kendinize?

Doğanın uyanışından, sunduğu güzelliklerden ve insanın ruhuna terapi olan iyileştirici yanından bihaber beton duvarların bir parçası olurken yaşamdan mucizeler beklemek, anlamsız ve bir o kadar da umutsuz. Kendi isteklerimizden dahi emin değiliz.

Her gün yeşil alanlara beton dökmeye ve binaların yüksekliğini yarıştırmaya devam ediyoruz. Binaların yüksekliği bulutlara yaklaştıkça suni ışıklara daha fazla hayran kalıyoruz. Yine de mutsuz ve umutsuz bir şekilde daha fazlası için çalışıyor ve yaşamı kaybediyoruz.

Gün ışığından faydalanmadan günü yaşıyoruz. ‘’Şehirleşme’’, “yeni şehir”, “akıllı ev“ kavramlarının cazibesine kapılıp doğayla aramıza devasa binalar şeklinde setler çekiyoruz. Yıldızların gökyüzünden silindiği, ışıklı şehirlerin sokaklarında gezerken gökyüzünde karanlığın içine karışıp gidiyoruz.

Doğanın asıl benliğimiz olduğunu fark edip feda ettiğimiz tabiatın en seçkin kitap olduğunu anlayabilseydik huzuru uzaklarda aramazdık. Seher vaktinde yapraklara dizilen çiğ tanelerine dokunmak, günün en saf rüzgârını hissetmek, açmak için güneşi bekleyen çiçekleri seyretmek, göllerin duruluğuna dalmak, bülbüllere kulak kesilmek güne başlar başlamaz huzurla buluşmak. İşte aradığınız her şeyin daha fazlası ve umut ışığı olan huzur…

Her doğan gün bir önceki günden farklı ayrıntılarla süsleniyor, yeni bir sayfa açılıyor en baştan. En baştan ahenge bürünüyor yeryüzü. Evrenin saati hiç şaşmıyor, doğa daima muazzam biçimde görevini yerine getiriyor. Güneş, çiçeklere dokunduğunda yeryüzüne güzellikler serpiştiriyor, su damlacıklarındaki yansıması renklere dağılıyor. Dağlara, taşlara, ağaçlara ve dokunduğu her nesneye kendinden bir parça armağan ediyor. Ve bunu her gün yapıyor.

Güneş, vedasını ederken yerini mükemmel şölene hazırlayan yıldızlara bırakıyor. Uçsuz bucaksız gökyüzü, birbirinden parlak yıldızlar. Gecenin yüreklere iyi gelen huzuru ve sessizliği; güneşin ölçülü vedası ve ardında bıraktığı yıldızların ışıltısında gizli. Bu huzur; erişilmez, erişildiğinde anlatılmaz bir sır gibi insana dokunuyor. Tabiat, kendini yeniden insana sunuyor; gecesi ve gündüzüyle insanoğlu için çalışmaya devam ediyor.

Gece gündüz kovalamacası devam ederken, doğa canlanır, coşar, yorulunca da yavaş yavaş uykuya hazırlanır. Yıl boyu değiştirdiği giysileriyle kendine has tavrını sergiler. İlkbaharda uyandığı derin uykuyu üzerinden silkeleyip, yaz boyu serilir, serpilir ve gülümser. Kışın serdiği beyaz örtü ile toprağını dinlendirir, su kaynaklarını besler. Sonbaharda ise hâkimiyeti sarının tonlarına bırakarak gözleri dinlendirir.

Dökülen yapraklar, yeşeren bitkiler, kuruyan otlar, akan sular, esen rüzgârlar tabiatın sesi, nizamının sembolleridirler. Tabiat, başlı başına en güzel öğreti kaynağıdır; dinlendirir, sakinleştirir, ilham verir, azmin gücünü gösterir, direnmeyi ve yeniden doğmayı öğretir.

En son ne zaman ağaçların arasında oturup yükselen bahar kokusunun benliğimizi yinelemesine izin verdik ya da esen rüzgârı tenimizde hissederek gökyüzünü seyre daldık?

Güllerin gülümsediği, kuşların ötüştüğü bir balkonunuz olsun istemez misiniz? Bir kap su ve birkaç ekmek kırıntısını tam da pencerenin önüne günlük hiç bıkmadan koyarsanız birkaç gün içinde her sabah size merhaba diyen bir dostunuzun olması kaçınılmaz olur. Rengarenk sardunyalar neden süslemesin ki balkonunuzu, merdiven boşluklarını, kapı girişini, pencerenizin önünü…

Ezginin Günlüğü- Sardunya şarkısıyla başlayabilirsiniz yeni güne! Mutluluk için mutluluk dilenmeyin, bir bebeğin ilk adımlarında yaşadığı mutluluğu unutmayın. Ve mutluluğa adım atın.

Sevgi alın bolca yanınıza, o sizi yolda bırakmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Melek Demirkol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.

12

Serp - Zaman ilerledikçe çogu şeyide yitirp gidiyoruz gözümüze güzel daha kolay gelebildigini düşündükçe herşeyi zorlaştırıyoruz ve onları kendi ellerimizle yok ediyoruzz aslında güzel bir yazı olmuş emegine saglık

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Nisan 20:52
11

Zeynep - Bir kare fotoğraf için güzel manzaraların tadını çıkaramaz olduk.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Nisan 20:48
10

Arzu - Diğer yazılarınız gibi bu da çok güzeldi kaleminize sağlık..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Nisan 20:43
09

Nehir Su - Ağaçlar yıkıldı, apartmanlar dikildi, bütün insanlar hep; dört duvara tıkıldı.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Nisan 00:49
08

Naz Demi̇rkol - Eğitim öğretim süreçlerini doğanın kanunları, stratejileri ve ilkelerini esas alarak bir yeniden yapılandırma ihtiyacı olduğu açık tebrikler cok güzel anlamışsınız.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Nisan 00:44
07

Melike Karslı - Okurken mutluluk dolduğum bir yazı olmuş. Hem yazdığınız için hem de okumama imkan sağladığınız için teşekkürler.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 17:05
05

Dursun Bey - Doga bekçi ile değil sevgi ile korunur :) daha fazla nefes almak istiyorsak daha az bina yapıp daha çok orman bırakmalıyız yazınızı daha çok dikate alırlar inşaallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 12:58
04

B/m - Doğa insan olmadan da yaşar; ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz;( tebrik ederim,,,, kuslari çok seviyorum ve siz cok guzel anlatmişsiniz

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 12:46
03

Aga Yorgun - Öyle güzel dalıp okudum ki sanki kaybettiğin bir şeyi üzün süre sonra bulmak gibi oldu iyiki varsin yüreğine sağlik güzel kız

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 12:08
02

Seher Genç - Malesef teknoloji şimdiki çocukları hayal kurmaktan, dostluk edinmekten, oyunlar oynamaktan paylaşmaktan çok uzak tutuyor. Herşey parmaklarının ucunda gökyüzüne bakmayı dışarı bakamayı bilmiyoruz.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 10:01
01

Cihan - Doğanın içinde doğadan bi haber yaşayan yeni nesil umarım yazınızı okur ve doğanın huzuruna kavuşur.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 03:32


İstanbul Markaları

Hbrma Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Basın Özgür mü?