Adalet Akşama Kalmamalıdır

3 Aralık 2020 tarihi şehrimiz adına bir şehadet makam ehlinin daha uğurlandığı tarihtir.

Gün içinde yerel basın ve sosyal medya üzerinden paylaşılan haberlerle şehrimizde bir katil zanlısının polise ateş ederek kaçtığı, yaralanan polislerden birinin bütün müdahelelere rağmen şehitlik makamına ulaştığı ve akşama kalmadan zanlının yakalandığı bilgisi bütün şehre ulaştı.

Milletimizin, emniyetimizin, şehrimizin başı sağ olsun. Makamın mübarek olsun Barış GÖL. Herkes seni bir baba- polis olarak yad edecek. Allah, ailesine sabırlar versin. Ölümün neredeyse sıradanlaştığı şu günlerde içimiz yandı.

Oldum olası dayanamadığım, öfkemi kontrol edemediğim birkaç durum vardır. Polise her şekilde mukavemet edenlerin, askere kurşun sıkanların, doktora, öğretmene saldıranların ve kadına şiddet uygulayanların hiçbir savunma halini düşünemiyorum.

Haberin başlangıcını ilk gördüğüm andan itibaren takip ettim. Canımızın yangını sönmeden zanlının yakalanma görüntüleri ile bir nebze yüreğimize su serpildi. İçimden geçeni söyleyeyim: Kahramanmaraş Emniyetiyle gurur duydum. İşte bu. Akşama kalmamalı!

Şehrin malum süreçten dolayı evlerine çekildiği saatler içinde son düşen haberlere göre katil de ölmüştü.

Gün içinde olup bitenleri gecenin ilerleyen saatlerinde yeniden muhasebe ederken benim “Eski Kurtlar’dan” bir masal geldi aklıma.

Masal bu ya:

Memleketin birinde asayiş iyiden iyiye bozulmuş, her türlü başıbozukluğun önü alınamıyor, her geçen gün yoksulluk artıyor bir türlü önü alınamıyormuş. Bunlardan şikayet etmeyenler her şartta kazanmaya devam edenler imiş. Memleket yöneticileri aslında işin farkında lakin ellerinden bir şey gelmiyormuş. Çareler aranıyor fakat cezaevlerinin dolup taşması önlenemiyormuş. Sonunda bu gidişatı durduracak bir fikri olan var mı diye tellal bile çıkarmışlar. Olup bitenlerden yılgın düşmüş halkın ağzını bıçak açmazken kulaktan kulağa bir ses, başa kadar ulaşmış. “Bana kırk gün müsaade etsinler, yaptığım hiçbir şeyi sorgulamasınlar, ben bu işi çözerim.”

Başkaca talip çıkmayınca “Çağırın şu kimseyi!” diye emir çıkmış. Bu arada memleketin ileri gelenleri, zenginleri de – çoğu meraktan- toplanmışlar. Gele gele, üstü başı perişan, elinde bir asa ve bütün şehrin neredeyse tanıdığı, memleketin delisi çıkagelmiş.

Padişah:

“Sen misin bu çözecek olan?”

“Benim efendim, dediklerimi yapın, bana da kırk gün müsaade edin, sonrasında memleketi hem daha zengin hem de olaysız teslim alın.”

O an orada olan herkes şaşkınlık içinde bir deliyle yapılan bu anlaşmayı dinlemişler. Masal bu ya, Padişah “Tamam demiş, memleket kırk gün senindir.”

Deli, onayı alınca ilk iş, “Hazinede ne kadar altın var, sayın bana bildirin,” demiş. İstediği bilgi gelince yeteri kadar görevliye, “Bu altınları şehrin sokaklarına serpin, atın ve bir hafta sonra geri toplayın!” emrini vermiş. Anlaşma gereği denileni yapmışlar.

İkinci emir olarak, “ Bütün cezaevlerini yıkın içerdekileri serbest bırakın ve şehrin ortasına ancak bir kişi sığacak kadar sağlam kulübe yapın, yanına da bir darağacı koyun, başına da kimseyi koymayın,” demiş.

Bütün halk, sokaklara serpilen altınlardan, yıkılan cezaevlerinden ve tek kişilik kulübe ve idam sehpalarından, Delinin işe el koyduğunu öğrenmiş.

Bu arada çarşı pazara yollanan görevliler halkı takip ediyormuş. Yapılan bir haftalık takipten sonra bir kişinin yerden bir altın aldığı tespit edilmiş. Bir hafta sonra görevlilere sokaklardaki altınları toplamalarını ve sokaktan altın alan kişinin de yapılan kulübeye konmasını istemiş.

Toplama işi bittikten sonra herkesin gözü önünde bilgiler yeni Padişaha yani bizim deliye bildirilmiş.

“Efendim, biz hazinede bulunan yüz bin altını sokaklara atmıştık, ancak toplayıp saydığımızda altınların yüz otuz bini geçtiğini gördük.”

Deli, yüzüne yayılan gülümsemenin keyfini çıkarırken asıl yönetici şaşkınlıkla olup biteni izliyormuş. Bu arada nerdeyse her saat başı gelen asayiş haberleri kesilmiş, şehir kendi kendine bir düzene girmiş. On gün, yirmi gün, otuz gün…

Hâlâ sokaklardan altın çıkıyor, en ufak bir olay bile olmuyormuş.

İşin sonuna doğru asıl Padişah, “Deliyle beni baş başa bırakın!” diyerek herkesi uzaklaştırmış. Baş başa kalınca “Anlat bakalım şu işin sırrını,” demiş.

Deli, “Sadece adalet,” efendim diyerek karşılık vermiş. Şöyle ki;

“Siz de biliyorsunuz ki halk sefil ve perişan, memleketin bütün zenginliği belli ellerde toplanıyor, işin aslına bakarsanız her şey kurallara uygun lakin sonuçları itibariyle, halk her geçen gün yoksullaşıyor hem de asayiş tutmuyor. Şimdi merak ediyorsunuz neden altınları sokağa attırdım diye? Açıklayayım; bu işi emrederken ne kadar zengin varsa burada mıydı? Evet! Geri toplanıldığında eksik çıkarsa ne olacağını düşünmüşler midir? Evet! Çünkü ben bir deliyim ve görevi sorgulanmamak üzere devraldım. İşte bunun için onlar her gün sokakta gezerken ceplerinden ha bre altın attılar. Ola ki fakir halktan biri dayanamaz alırsa eksik çıkar, herkes de bilir ki altın fakir hanede bulunmaz. Cezası bize kalır, bu delinin ne yapacağı belli olmaz, hem malımızdan hem canımızdan oluruz korkusuyla ellerindeki altınları hazineye katmış oldular.

Cezaevlerine gelince, mesaj zaten açık: Bir kişilik kulübe ve önünde idam sehpası. Bunun anlamı nedir? Meğerki bir kişi herhangi bir suç işler ve bu sabit görülürse içerdekini asın yerine yenisini koyun. Bu kadar basit! Şimdi gidin dinleyin, o kulübedeki sabah akşam dua ediyordur. “Allah’ım bir kişi suç işlemese!”

Efendim, ekmeğin adil paylaşılmadığı her sofrada kavga kaçınılmaz olur. Bu durumda her türlü asayiş olayı çıkar mı çıkar.

Adaletin tam olmadığı yerde güven olmaz, başıbozukluk alır yürür. Adaletin kılıcı keskin, sonucu tam, halkın vicdanında karşılık bulanı ve gecikmemiş olanı makbuldür. Adalet akşama kalmamalıdır.

Benim söyleyeceklerin bunlardır. Şimdi gerisini siz idare edin.”

Kırkıncı günün sonunda sözünü ve iddiasını yerine getiren deliye, Padişah hem teşekkür etmiş hem de sormuş:

“Benden ne istersin, ben senden alacağımı aldım.”

Deli, “Değneğimi bana bırakın yeter, onunla geldim onunla giderim,” demiş.

Muhabbetle...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Niyazi Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.



Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Basın Özgür mü?