Sömürgecilikle Gelen Barbarlık: Fransa’nın Hal-i Pür Melali

Sömürgeciliği meslek haline getiren Fransa, sömürdüğü ülkelerin insanlarını kan ve gözyaşına boğmuş, Cezayir, Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon gibi 14 Afrika ülkesinin ulusal rezervlerini 1961’den beri elinde tutmaktadır. Bu bağlamda Fransız Sömürge İmparatorluğu 19. ve 20. yüzyılda Britanya İmparatorluğunun ardından dünyanın 2. büyük sömürge imparatorluğu olarak sıralamada yerini korumaktadır. Kölelik müessesesi aslında bireysel olarak bitti gibi gözükse de aslında tüzel olarak devam etmektedir.

Dikkat buyurun; Fransız hazinesi, Afrika’dan yıllık 500 milyar dolar kazanç ve getiri elde ediyor. Bu rakam dünyanın birçok ülkesinin Gayri Safi Milli Hasılasından (GSMH) daha büyük. Fransa Afrika’yı sadece ekonomik olarak değil sosyal ve kültürel olarak da sömürmektedir. Afrika’da 100 milyona yakın kişi Fransızca konuşmakta ve 54 ülkenin 27’sinin resmî dili Fransızcadır ve eğitimin bu dilde yapılıyor olması nedeniyle her yıl kıtada Fransızca konuşanların sayısı hızla artmaktadır. Yine Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından denetlenen çeşitli uydular ve bağlı kuruluşlarla “Francophonie” adlı bir Fransız dili ve kültürü yayma organizasyonu oluşturulmuştur.

Fakat Afrika ülkeleri artık halklarının çıkarlarını kendi bağımsız politikalarıyla belirleme girişimleri Fransa’yı eskisi gibi kendi vatandaşlarına konforlu ve lüks yaşam sunamayacağı paniğine sevk etti. Yani bundan sonra Fransa’nın deyim yerindeyse Afrika’da “borusunun ötmesi” kolay olmayacak.

Zira aşağıda sömürülmüş bir ülkenin milli marşı Fransa ve onun nezdinde tüm sömürgecilere önemli Mesajlar veriyor:

“Ey Fransa azarlama zamanı geçti ve kitap katlayarak defterini dürdük,

Ey Fransa hesap günü geldi,

Hazırlan ve cevabımızı bekle.

Devrimimizin hitap bölümü geldi.

Azmimiz kesin, yaşasın Cezayir!

Şahit olun, şahit olun, şahit olun.”

Bu marş Cezayir devletinin milli marşı ve milli marşında sömürgecisinin ismi geçen tek ülke. Çünkü bu sömürdüğü ülkeyi kan ve gözyaşına boğan Fransa bu ülkede 1.5 milyon Müslümanı işkencelerle şehit etti. Fransa’nın yaptıkları İçin hesap günü yaklaşıyor tıpkı diğer sömürgeciler de olduğu gibi.  Çünkü insanlığın şerefi, iffeti, izzeti, onuru ve namusu sömürgeciler tarafından ayaklar altına alındı. İnsan bunlara bakarak insanlığından utandı. Kendi insanını, dindaşını bile Haçlı seferlerinde yakan, yıkan, tecavüz eden bu barbar, sapık zihniyetin torunları bugün de aynı misyonu devam ettiriyorlar.

Rahmetli Arif Nihat Asya’nın aşağıdaki Naat şiirinde bu zihniyet şu şekilde anlatılmaktadır:

"Elçi geldin, elçiler gönderdin. Ruhunu Allah'a, Elini ümmetine verdin. / Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke'de bunalırsan, Medine'ye göçerdin. / Biz bu dünyadan nereye göçelim, ya Muhammed? / Yeryüzünde, riya, inkâr, hıyanet; Altın devrini yaşıyor... / Diller, sayfalar, satırlar; "Ebu Leheb öldü" diyorlar: / Ebu Leheb ölmedi ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! “

Maalesef Ebu Lehebler, Ebu Cehiller günümüzde de İslamiyet’e, Peygamberimize (sav) hakaret etmeye devam ediyorlar. Şeytanın yakın arkadaşı olan bu güruhun görevini yapmasına şaşırmamak gerekir. Allah (C.C) Al-i İmran 119. Ayette:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında «İnandık» derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.”

Bu ilahi uyarıyı çok dikkatli analiz etmemiz gerekiyor. Bugün Müslüman coğrafyasına baktığımızda müthiş bir parçalanmışlık söz konusu.

Bu parçalanmışlıktan daha kötüsü ise Müslümanların giderek kendi kutsallarına uzaklaşması, donuklaşması, hissizleşmesi. Bu içi boşaltılmış Müslümanlık esaretten daha kötü bir gönüllü köleliği öngörüyor. Bütün maddi ve manevi değerleriyle beşere kulluğu Allah’a kulluğa tercih eden iğdiş edilmiş güdük zihniyetlerin dünyaya yeni bir medeniyet tasavvuru sunamayacağı çok açık!

Fransa’nın darbelerle başa getirdiği kukla postkolonyal yönetimlerle sömürüye devam etmesi bundan sonra zor gözüküyor.

Bu zorluk sadece sömürdüğü ülkelerden gelen tepkilerden kaynaklanmıyor. Zira Avrupa’da insanların sınıf düşme korkuları, kariyerlerinden düşme kaygıları, konfor ve yaşam standardından ödün vermek istemeyişleri de bu süreci hızlandırmakta. Yani yönetimlerin bu talepleri karşılamada başarısız ve beceriksiz kalması, yönetimleri meşru olmayan yollara itebiliyor.

Yönetimler bu anlamda çıkış ve çözüm yolu olarak kendi yönetememe beceriksizliğini aşmak için halklarına, göçmenleri ve daha çok da Müslümanları hedef gösterip bu kötü durumdan sıyrılma gibi bir acemi taktik uygulama yoluna gitme yolunu seçebiliyorlar. Zira çaresiz kalanlar kutsallara saldırırmış. Bu durum ise sağ ve faşist söylemleri Avrupa’da giderek güçlendiriyor.

Kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan bu dışlayıcı zihniyet egoist bir şekilde kendi ülkesinde yaşayan, işveren olup istihdam oluşturan, vergi ödeyen, herhangi bir yasadışı eylemlerin içinde bulunmamış, kendi dinini, kültürünü başkalarını da ötekileştirmeden yaşamak isteyen mütedeyyin insanları da kendine ve vatandaşlarına düşman olarak gösterme algısını her daim körüklemeye devam ediyor. Özellikle ezber bozan ve tüm sömürü otoritelerinin tahtlarını yerle yeksan edecek “ Dünya beşten büyüktür” söyleminin kararlı ve inançlı bir duruş bu dışlama politikasını bir paranoyaya dönüştürdü. Bu bir ideolojik söylemden öte zulme ve ona rızayı kabul edenlerin çok olmasına da aldırmaksızın sömürü düzenini paramparça edip, merhametli, vicdanlı, ahlaklı ve erdemli bir dünyayı yeniden tesis etmenin haykırışıydı.

Yine bu haykırışın somut sonuçları olarak Türkiye’nin bu sömürülen ülkelerle her alanda (ulaşım, eğitim, sağlık, ticari vb.) karşılıklı faydaya dayalı önemli ilişkiler içinde olması, Türkiye’nin bu ülkelerle tarihi, dini ve kültürel bağlarının olması, geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türkiye’nin kendilerini sömürmeyeceğine aksine ülkelerini geliştireceğine dair güçlü inançlarının olması gibi bir dizi olumlu bakış açısı bu ülkelerde Türkiye’yi lider ve model ülke olarak görme algısı da sömüren ülkeler için ekonomik, sosyal ve kültürel olarak bu ülkelerdeki hegemonyalarının bitmesi anlamına geliyordu.

 Çünkü örneğin bu ülkelerde daha önce ihalelerde Fransız şirketlere öncelik verme zorunluluğu uygulaması bundan sonra farklı ülkelerin alternatif olarak düşünülmesinin gündeme gelmesi, ulaşımda Fransa’nın havayolu şirketlerini kullanmak ve dünyanın neresine gidecekse Paris üzerinden gitmek zorunda kalan Afrikalılar için artık Türk Hava Yollarının ( THY) önemli bir alternatif haline gelmesi gibi gelişmeler Fransa’nın bu ülkelerdeki kontrolünü giderek kaybettiğini göstermesi açısından önemli.

500 milyar dolarlık Afrika pastasından olacağını düşünen ve bunu Türkiye’ye kaptıracağını varsayan Fransa, önce adalar sorununu kaşıyarak Yunanistan ile,  Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Mısır’la Türkiye’ye karşı oluşturduğu blok ile ve dolaylı olarak Türkiye’yi bataklığa çekmek için Ermenistan’ı Azerbaycan’a saldırtarak Türkiye’yi zor durumda bırakmak istemişti. Fakat bu operasyonlarında başarılı olamayıp aksine eline yüzüne bulaştıran Fransa,  bu sefer Türk insanın en hassas olduğu İslamiyet’i karalama gibi ilkel ve gayri medeni bir yola saparak artık bir devlet disiplininden çıkarak tam bir kabile anlayışı ile hareket etmeye başlamıştır. Kendi çıkarı olunca BM, NATO gibi uluslararası kurumların kural ve uyarılarını hiçe sayacak kadar insafsız ve ahlaksız bir politikaya devam eden Fransa, gerçek (barbar/vahşi) yüzünü bir kez daha göstermiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Soysal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.



Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Basın Özgür mü?