Devletin Dini Olur mu?

Baştan söyleyeyim, bu konu bir sayfalık makale ile işlenebilecek bir konu değildir. Aksine bir çok kitabın işlemesi gereken bir konudur. Ancak; kendi ezberimi bozan üç-beş cümle sarfetmek istiyorum. Belki düşünen okurların zihninde daha geniş bir ufuk açmış olabilirim diye ümit ediyorum.

Geçmişten günümüze din-devlet ilişkileri konusunda çok yazıldı ve çok konuşuldu. Batıda farklı, ortadoğuda farklı bakış açıları gelişti. Ancak; bu konu bir türlü çözüme kavuşamadı. Çünkü; hemen hemen mesele etrafında seyreden bütün kavramlar ya yanlış kullanıldı ya da içi boşaltıldı. Bu tartışmada, gücünü, bireylerin zihnindeki sabit inançlardan alan kurumsal din, daima bir adım önde oldu. Buna karşılık da, kutsal devlet fikri gelişti. Dünyanın bir çok bölgesinde, devleti yönetenler tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülmeye başlandı. Emevi ve Abbasilerde de “Halife, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” anlayışı gelişerek devlet bir nevi kutsallaştırıldı. Bir şeyin kutsallığı, o şeye asıl gücünün çok çok ötesinde bir güç katar ve inananların zihninde de büyük bir saygı uyandırır. İşte bu durumdan dolayı, kalabalıkların yönetimi de kolaylaşır.

Aslında din-devlet ilişkileri kurumsal din ile, devlet arasındaki güç mücadelesinden başka bir şey değildir. Düşünce ile, ne kurumsal dini ne de devleti yenemezsiniz ve ortadan kaldıramazsınız. Bu tartışmanın bir türlü bitmemesinin sebebi de aslında rakiplerin birbirlerini bir türlü yenememiş olmasıdır. Eğer yenmiş olsalardı, bu tartışma da yıllardan beridir sürmeyecekti. Bu iki kurumun birbiriyle çekişmesinden daha çok birbiriyle uzlaşması, kendileri açısından daha mantıklıdır. Çünkü çekişme her ikisine de kan kaybettirir. Uzlaşma söz konusu olunca da hiç bir zaman eşitlerin uzlaşmasından bahsetmiyoruz. Eşitler uzlaşma aramazlar. Uzlaşma birbiriyle eşit olmayanlar arasında olur. Sebep ise zayıf olanın kendini güçlünün baskısından koruma isteğidir. Kurumsal din ile devletin uzlaşması demek, her ne kadar bir orta yol gibi görünse de toplum açısından aslında durum hiç de öyle değildir. Uzlaşma masasında devlet güçlü ise; kurumsal dini kendi hegemonyasını perçinlemek için kullanmış, yanlışlarını dahi dinin kutsal suyu ile vaftiz etmiştir. Yok eğer uzlaşma masasında kurumsal din güçlü ise; bu yolla kendisini, - ABD, İsrail ve İran’da olduğu gibi- derin devlet haline getirmiştir.

Bu çerçevede bakıldığında “İslam devleti”, “İslam ekonomisi”, “İslam bilim ve teknolojisi” v.s. gibi kavramlar, çağrışımı hoş, ancak pratikte karşılığı olmayan kavramlardır. Çünkü İslam’ın ilk peygamberden son peygambere kadar ana fikri ahlaktır. İslam; temel ekseni ahalka olduğu için evrenseldir. Ahlak haricinde yer alan bütün pratikler, ahlakı kalıcı hale getirmek içindir. İslamın şartı olarak bildiğimiz bütün ibadetler de buna dahildir. Allah, ahlak hedefini gerçekleştirmeye çalışırken, bunu temelde teslimiyete bağlamış, bundan dolayı, dinin adı teslimiyet anlamına gelen “İslam” kelimesi olmuştur. Tam teslimiyet olmadıkça din olmaz. Ondan sonra da din, Allah’a niçin inanmamız gerektiği ile ilgili çeşitli ikna edici örnekler vermiştir. Yerine göre dağları, güneşi, ayı ve yıldızları örnek vermiş, yerine göre de sivrisineği, deveyi, bal arısını, örümceği ve karıncayı örnek vermiştir. Çünkü bunları ibretle izleyen birinin teslimiyet duygusu gelişecektir. Allah kulunu teslim aldıktan sonra; onun, Kur’an’da çizdiği sırat-ı müstakim (iyi ahlakı esas alan bir ömür) üzere bir hayat yaşamasını da sağlamış olacaktır. Bireysel ve toplumsal özgürlüğün nirengi noktası da burasıdır.

Ahlakın olmadığı bir toplumda tam anlamıyla bir özgürlükten bahsedemeyiz. Çünkü ahlaksız bir toplum, dizginlenmesi gereken çılgın bir fil gibidir. Dizginlemek için de sürekli sınırlama ve kısıtlamalar konulması gerekir. Yasakların çok olduğu toplumları şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Belki aklınıza şöyle bir soru gelecek: Yasakları diktatörler de koyuyorlar? Doğru ama, diktatörlerin toplumların başına neden bela olduklarını sanıyorsunuz? Size belki garip gelecek ama bunun da sebebi toplumsal ahlaksızlıktır. Çünkü; ahlaksız bir toplumda, özgürlüklere dayalı hiç bir düzen dikiş tutmayacağı için, toplumsal yasaların doğal bir süreci içerisinde sistem ister istemez diktatörlüğe evrilecektir. Dolayısıyla; ahlaki eğitim, toplumların özgürlüğü açısından vazgeçilmezdir. Peki bu ahlaki eğitim nasıl olacak? Elbette ki din eğitimi üzerinden. Peki şu andaki din eğitimi üzerinden mi? Kesinlikle hayır. Çünkü şu andaki din eğitimi, anlam ve anlamaya dayalı değildir. Anlam ve anlamanın olmadığı bir sistemle, asla ahlak eğitimini başaramazsınız.

Bugün önümüze “İslam devleti”, “İslam ekonomisi”, “İslam bilim ve teknolojisi” v.s. diye konulan ve kulağa hoş gelen kavramlar, İslam dinine değil, İslam düşüncesine ait kavramlardır. Bu ayırımı yaptıktan sonra yolumuza daha rahat gidebiliriz. Şöyle ki; İslam tarihi içerisinde oluşan devlet geleneği, Medine devletinden başlamak üzere toplumların kendi şartlarını gözeterek oluşturdukları devletleri ifade eder. Yani; devlet, dinin değil, toplumun bir ürünüdür. Sonraki “İslam Devletleri” ile Medine devletini ayıran tek fark, devleti yönetenlerin ve bürokrasinin iyi ahlak sahibi olmasıdır. Dolayısıyla; devleti bir ata benzetirsek, önemli olan jokeydir. Eğer jokey iyi ise, zayıf bir atla iyi işler başarabilir. Ama jokey kötü ise iyi atı da mahveder. Kötü jokeyin, iyi atı olamayacağını da göz önünde bulundurmak gerekir bu arada. Toplumsal alan ve kurumların tamamının bünyesine, iyi ahlak ve liyakat sahibi bireyleri dahil etmedikçe, devletin adının ve görünen niteliğinin ne olduğunun zerre kadar dahi önemi yoktur.

Özellikle kurumsal dini oluşturan düşünce geleneğimizin, taklit edilmeye değil, örnek alınmaya ihtiyacı vardır. Tabir caiz ise; Ebu Hanife’nin pişirdiği pilava, bu günün hormonlu tereyağını dökmenin kimseye bir faydası yoktur. Çünkü pilav artık eskimiş, eskimiş pilavı yemeyi gelenek haline getiren toplum da, işi daha ileri götürerek hormonlu tereyağını keşfetmiştir. Günümüzde “İslami Finans” diye ortaya konulan sistemin özeti de budur. İslam ve ekonomi konusundaki görüşlerimi de bir sonraki yazımda ele alacağım inşallah. Hoşça ve düşüne düşüne kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.



Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Kahramanmaraş Sahipsiz mi?