Filozof mu Veli mi Deli mi?

Bu yazımda, bu günlerde sosyal medyada çokça tartışılan bir isimden ve onun etrafında dönen tartışmalardan bahsederek, “tebliğ” kavramı konusundaki düşüncelerimi ortaya koymaya çalışacağım. Mesele ilk ortaya çıktığı zaman bir çok kimse ilgili şahıs ve olay üzerine bir çok görüş serdetti. İlahiyat konuları üzerinden yürüyen bir tartışma olmasına rağmen ben sosyal medyada bu konu üzerine herhangi bir görüş beyan etmedim. Çünkü; bir olayı yap-boza benzetirsek, ortaya çıkar çıkmaz, daima parçaların bir çoğu eksik olur. Bu eksiklik tabiiki konu ile ilgili bilgi eksikliğidir. Şu an itibariyle hala da bu eksikliği hissediyorum. Bir konu ya da olay ile ilgili bilgi eksikliği varsa, o konu ya da olay ile ilgili görüş beyan etmek çoğunlukla yanılmak anlamına gelir. Toplum olarak; anlamadan, dinlemeden, kesin bilgi edinmeden, dedikodu ve iftiralar üzerinden fırtına koparmayı seviyoruz. Bizim ideolojik dünyamızdan olan biri yanlış yapmışsa bile, daha olayı anlamadan ölümüne onu savunuyor, karşıt ideolojiden olan herhangi birinin doğrularına bile kulp takmayı seviyoruz. Dolayısıyla bir türlü adil ve objektif bir bakış açısı yakalayamıyoruz.

Aynı olayı değerlendiren insanların bir gurubu, olayı ve ilgililerini yerin dibine geçiriyor, diğer gurubu da göklere çıkarıyorsa, yapılan değerlendirme olay ile ilgili olmaktan çıkmış, olayı değerlendiren kimselerin adaletsiz vicdanlarının pençesine düşmüş demektir. Bir adım sonrası ise; ideolojik kamplar arasında çıkacak kayıkçı kavgasıdır. Bir de bakarsınız ki; olay veya ilgili kişi unutulmuş, hakkında konuşanlar ise kavgaya tutuşmuşlardır. Bu manzara, toplumun provokasyonlara ne kadar açık olduğunun da bir göstergesidir. Böyle bir sosyoloji, her türlü toplum mühendisliğine açık bir alandır. Böylesine, tutuşmak için bir kibrit misali bekleyen bir toplum olduğumuz içindir ki; birileri sürekli aptalca provokasyonlar yapıyor.

İzmir’de; camilerin minarelerinden şarkı çalınması gibi aptalca bir olay sonrasında bile, failleri devletin polisine bırakmamız gerekirken, oradan bile bir ideolojik sürtüşme çıkarabiliyoruz. Aynı şekilde birileri çıkıp, ezanın aşırı yüksek sesle okunmasını eleştirdiğinde, hemen o kişiyi din ve ezan düşmanı olarak yaftalıyor, kamplaşıyor, geriliyor ve gittikçe de birbirimize kin ve nefret beslemeye başlıyoruz. Oysa ki; ezanın kendisini eleştirmek başka, aşırı yüksek sesle okunmasını eleştirmek başkadır. İdeolojik gömleklerin altında, bu fark bile görmezden geliniyor. Eğer sapla samanı birbirine karıştırmak işimize yarıyorsa ve bize çıkar sağlıyorsa, bu konuda hiç tereddüt göstermiyor, sapla samanın karıştırılmasını hakikat olarak savunmaya bile kalkıyoruz.

Bahsetmeye çalıştığım kişi Diyarbakırlı Ramazan hoca. Hakkında bilgi noksanlığı o kadar fazla ki, soyadı konusunda bile ittifak yok. Kimi diyor “Böçkün”, kimi diyor “Pişkin”. Akademik hayatı konusunda herhangi bir bilgiye ulaşamadığım Ramazan hoca, okuyarak kendini geliştirme konusunda her türlü takdiri hak ediyor. Kur’an’ı, tarihi, coğrafyayı, sosyoloji ve psikolojiyi gerektiği kadarıyla hatta daha fazlasını biliyor. Kendi çapında, düşünsel ve mantıki bir çerçevesi de var. Bundan dolayı dinleyiciyi sürüklüyor ve etkiliyor. Gündeme bu günlerde gelmiş olmasına rağmen, Diyarbakır Ulu Camii’ndeki “tebliğ” faaliyetine uzun zamandır da devam ettiği, bunun yanında maddi imkanları son derece kısıtlı bir insan olduğu da anlaşılıyor. Temelde herhangi bir art niyet taşıdığını da asla düşünmüyorum. Eğer kişiler niyetlerine göre değerlendirilecekse, bu açıdan da Ramazan hocayı eleştiremeyiz. Kendince, “tebliğ” sorumluluğu hissetmiş ve yine kendince geliştirdiği bir yöntemle, bu sorumluluğunu yerine getirmeye çalışan bir insan nihayetinde.

Diyarbakır Ulu Camii’ne gelen turist kadınları ve İŞ-KUR aracılığıyla çalıştığı okuldaki bayan öğretmenleri kıyafetlerinin İslam dininin koymuş olduğu ölçülere uymadığı için açıkça uyardığı anlaşılıyor. Bunun üzerine, “taciz” suçlamasıyla hakkında dava açılıyor ve suçlu bulunmasına rağmen, sağlık açısından suç ehliyeti olmadığı için ceza verilmiyor. Sonrasında da infaz amaçlı olarak, 14.05.2020’de Elazığ Fethi Sekin Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılıyor. Ama bizim sosyal medya tetikçileri, bu durumu “cinsel taciz” gibi göstermeye çalışarak Ramazan hocayı itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu arada yargılama öncesinde bir akıl hastanesi serüveni var ki, tüm boyutlarını tam anlamıyla bilen varsa beri gelsin. Kimi diyor şizofreni hastası, kimi diyor hakkında açılan davalardan beraat etmek için bilinçli olarak ailesi tarafından hasta olduğuna dair rapor alındı. Raporun sebebi ve sonucu ne olursa olsun, ciddi mağduriyetler yaşayan bir insandan söz ediyoruz.

Ancak; Ramazan hocanın hem kendini yetiştirme metodolojisinde, hem de “tebliğ” metodunda bazı sorunlar olduğu anlaşılıyor. İçinde bulunduğu şartlar itibariyle her ikisi de hoşgörü ile karşılanabilir ama insanların huzuruna çıkıp, yıllardan beri “tebliğ” yapan birinin, bu konudaki eksiklerinin elbette ki kendisine olumsuz yansımaları da olacaktır ve olmaktadır. Zihninde bir çok malumat olduğu halde, konuşmalarını dikkatlice dinlerseniz bir çok çelişkiyi de barındırdığını rahatlıkla görebilirsiniz. İşte bu durum metodoloji konusundaki eksikliği ile ilgili. Ayrıca; “tebliğ” kavramı dediğimizde Allah’ın gönderdiği vahyi insanlarla buluşturmak anlaşılır. Dini düşünce üzerinden tebliğ olmaz, o olsa olsa görüş alışverişi olur. Dolayısıyla konuşmalarına baktığımızda “tebliğ” yerine, metodolojiden yoksun bir düşünce turuna çıkmış oluyoruz.

Tebliğ denince benim aklıma hemen Şuara Suresi 214. ayet geliyor. O ayette Yüce Allah “(Önce) en yakın akrabanı uyar” diyor. Demek ki tebliğin içeriği Allah’ın gönderdiği ayetlerden oluşması gerektiği gibi, öncelikle yakın akrabadan başlaması gerekiyor. Yakın akrabayı etkileyip kendi eksenine katan bir tebliğ, diğer insanlara daha rahat ulaşacaktır. Kadınları giyimlerinin İslam’a uygun olmadığı gerekçesiyle eleştirmek yerine, tavır ve davranışlarıyla onların takdirlerini kazanmış olsaydı daha etkileyici bir yöntem izlemiş olabilirdi. Bu devirde tebliğin olmazsa olmazı İnsanlara Kur’an’ı yaşatmaya çalışmak değil, yaşayan Kur’an olmaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbrma Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbrma Haber değil haberi geçen ajanstır.



Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Kahramanmaraş Sahipsiz mi?