Reklamı Kapat

Covid-19 Dışındaki Hastaların Çilesi

23 Mart 2020 tarihli yazımda sağlık çalışanlarımızın canla başla verdikleri mücadeleyi gündeme taşımış ve aynen şöyle demiştim: “Bu süreçte sağlık çalışanlarımız adeta cephenin en ön safındalar.

Daha üç hafta önce Suriye’de mazlumu korumak için cephenin ön safına giden askerin durumu neyse, bugün de sağlık çalışanlarımızın durumu hemen hemen aynıdır. Bir canı kurtarmanın, bütün insanlığı kurtarmakla eşdeğer olduğuna inanmış olan bir toplum olarak, her gün yüzlerce canı kurtarma mücadelesi veren sağlıkçılarımızı, başta sağlık bakanımız olmak üzere yürekten alkışlıyoruz her akşam.

Askerin, hayatını hiçe sayarak yaptığı mücadele nasıl cihad ise, bugün aynı ruhla yerine getirilen doktorluk, hemşirelik ve diğer sağlık alanlarında çalışmak da öyledir şüphesiz. Cephe gerisini oluşturan toplumun diğer kesimleri de, onların işlerini kolaylaştırmalı, önerilerini dikkate almalı ve onlara destek olmalıdır.”

Bu süreçte toplum olarak, hem dayanışma hem de sağlıkçılarımıza destek olma konusunda iyi bir sınav verdik. İlk zamanlarda onları her akşam alkışladık. Aynı zamanda toplum olarak, münferit ve haberlere konu olan sosyal mesafesizlik örnekleri olsa da, genel itibariyle sağlık bakanımızın önerilerini başarılı bir şekilde uyguladık.

Sağlık bakanımız tarafından her gün açıklanacak covid-19 istatistiklerini de “inşallah vak’a ve ölüm oranları düşmüştür” havasında heyecanla bekledik. Sağlık çalışanlarımızdan testi pozitif çıkanlara daha çok üzüldük.

Çünkü biliyoruz ki, bir sağlık çalışanımızın testinin pozitif çıkması demek, cepheden bir neferin geriye çekilmesi, hizmetin, onun mesleki özgül ağırlığı oranında azalması demekti. Yine bu süreçte sağlık çalışanlarımıza döner sermaye ödemelerinin tavandan yapılması da hepimizi mutlu etti.

Ayrıca; sağlık çalışanlarına zaman zaman uygulanan şiddeti önlemeye yönelik yasa da, onların yüreklerine olduğu kadar, bizim de yüreklerimize su serpti. Bu mücadelede sağlık çalışanlarımızın moral ve motivasyonu çok önemliydi çünkü.

Ancak; sağlık bakanımızın, covid-19 dışındaki hastaların kolay kolay hastanelere gitmemeleri gerektiği yönündeki telkinleri çerçevesinde, insanımız virüs bulaşması korkusuyla hastanelere gidemez hale geldiği gibi, en azından yaşadığım şehirde, sağlık sistemimiz, covid-19 dışındaki hastaları görmezden gelmeye veya ikinci sınıf hasta olarak görmeye başladı.

Polikliniklerde, diğer hastalar için hizmet neredeyse durma noktasına geldi. Halbuki, hayati derecede hasta olanlarla ilgilenmek, en az virüs bulaşmış hastalarla ilgilenmek kadar önemlidir. Virüsten ölen hasta sayısının düşmesi çok önemli olduğu gibi, sağlık hizmetlerini gerektiği gibi alamadığı için, diğer hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin artması da önemli ve hayatidir.

“Yeter ki, günlük virüs istatistikleri düşsün, diğer hastalıklardan kaynaklanan ölüm istatistikleri ne olursa olsun” diyemeyiz. Nasıl ki; Atatürk’ün ifadesiyle “Eğitimde feda edilecek tek bir fert dahi yoktur” diyor ve eğitim sistemimizi ona göre dizayn ediyorsak, sağlık sektöründe de feda edilecek tek hasta dahi yoktur mantığıyla hareket etmek ve sağlık sektörümüzü ona göre dizayn etmek zorundayız.

Covid-19 dışındaki hastalarla ilgili bu vurgulamayı bir yaşanmışlığa dayanarak yapıyorum. Yoksa oturduğum yerden ahkâm kesiyor değilim.

Geçtiğimiz hafta bir yakınımı, mutlaka acil tedaviye alınması gereken çok hayati bir hastalıktan dolayı tıp fakültesi hastanesine götürdük. Orada gördüğümüz manzara karşısında donakaldık. Bizim hastamızla ne doktor ne de hemşire ilgilenmedi.

Kelimenin tam anlamıyla, hastane yerine bir duvarla karşılaştık. Daha önce de yakınımın sağlık durumuyla ilgilenen devlet hastanesi doktoru, bize göre günden güne kötüye giden hastamızın hiç bir şeyi olmadığını, sağlığının yerinde olduğunu söylemişti.

Belki de haklı olarak, bütün enerjisini covid-19’a vermiş, diğer hastaları görmezden gelen bir sağlık sistemiyle karşı karşıyaydık. “Ne yapalım? Madem ki hastane yetkilileri ilgilenmiyor, bari kendi haline bırakalım da ne olursa olsun” diyemezdik ve demedik.

Bir özel hastaneye başvurduk. Orada yüreğimize önce su serpen, sonra da yüreğimizi kökünden söken bir durumla karşılaştık.

Hastamızı önemseyen ve tepeden tırnağa yapılan muayenelere o kadar sevindik ki, burada tarif edemem. Ama sonrasında hastamızın hayati derecede sağlığının kötü olduğunu öğrenince de adeta yıkıldık.

Aynı gün, hemen tıp fakültesine gittik ama acil servis ile poliklinik arasında adeta mekik dokumak zorunda kaldık. Oruçlu bir halde anlamsız koşuşturmalara mı, yoksa hastamızın içinde bulunduğu aciliyete mi yanacağımızı dahi hesap edemez hale geldik. Sürekli olarak, poliklinik acile yönlendiriyor, acil servis de polikliniğe yönlendirerek sabrımızı test ediyordu.

Ertesi gün bir ümitle tekrar tıp fakültesine gittik ama yine netice alamayınca hastamızı Gaziantep’e götürmeye karar vermişken, son bir defa yol üzerindeki yeni açılan şehir hastanesinde, daha önce hastamızın tedavisiyle ilgilenen doktora uğrayıp durumu sorduk.

Birkaç tetkik yaptıktan sonra, hastanın durumunun, özel hastanede ifade edildiği kadar kötü olmadığını, kesinlikle tedavi edilebilecek durumda olduğunu söyledi. Hastaneye yatması gerektiğini ifade edip, ağır aksak işleyen işlemleri başlattı.

Önce boş yatak yok dediler, birkaç saat bekledikten sonra bir boş yatak bulundu ama bu sefer de bir türlü doktorun tavsiye ettiği tedavi başlamıyordu. Defalarca ilgili hemşireye başvurup durumu hızlandırmaya çalışsak da nafile.

İki-üç saat bekledikten sonra, hemşirenin temizlik görevlisine “Şu hastanın aşağıdaki ilacını getir de verelim” demesiyle, ağlasak mı gülsek mi bilemedik. Demek bir alt katta bulunan bir ilaç için iki-üç saat bekletilmiştik ha?

Her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da sorumluluk bilinci taşımayan personelin, hastaların hayatını nasıl tehlikeye attığını yaşayarak görmüş olduk. Bununla ilgili, hastanelerin bekleme salonlarında nice hikâyelere de tanık olduk.

Bu sorumsuzlar tayfası, sağlıkçılara şiddeti önlemek amacıyla çıkarılan yasayı kendilerine kalkan yapıp, hastalarımızın üzerinde tepinir ve boza pişirirlerse, halimiz ne olacak?

Nasıl ki, sorumsuz bir öğretmenin, sorumsuz bir memurun cezasını biz çekmek zorunda değilsek, sorumsuz bir sağlıkçının cezasını da biz çekmek zorunda değiliz. Yanlış anlaşılmasın, asla toptan bir yaklaşımla tüm sağlık çalışanlarını itham ediyor değilim.

Esrarengiz bir şekilde, en azından şehrimizi esir almış olan, içlerindeki çürük yumurtalara dikkat çekiyorum. Rabbim hiç bir hastayı bunlara denk getirmesin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Kahramanmaraş'ta Eğitim Kalitesini Nasıl Buluyorsunuz?