Virüsle Mücadelenin Ön Cephesi: Sağlıkçılar

Bu günlerde, dünyanın gündemi tamamıyla koronavirüs olmuş vaziyette. Daha önce haber bültenlerinin çouğunluğu, 3. sayfa haberleri diyebileceğimiz haberlerle doluydu. Şimdi ise korona ile başlayıp korona ile bitiyor. Bizler de haliyle korona haberleri ile yatıp, korona haberleri ile kalkıyoruz.

Dünyada bu virüsle mücadele konsunda çok ilginç örnekler var. Ülkelerin virüs karşısında geliştirmiş oldukları politikalar da, insanların virüse bakış açıları da çok büyük farklılıklar arzedebiliyor.

Başlangıçta İngiltere ve Hollanda ortaya attıkları “sürü bağışıklığı” modelini benimserken, daha sonra İngiltere, bu politikadan hızla vazgeçip, sıkı tedbirler almaya başladı.

Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla Çin, virüsü büyük ölçüde yendi ama İran ve İtalya’nın durumu içler acısı. Her iki ülke de başlangıçta virüs konusunu ciddiye almamanın cezasını çekiyor.

İran’ın durumunda şöyle bir fark gözlemliyorum: Devlet, özellikle “dini ve kutsal” mekanlardan insanları uzak tutmakta büyük güçlük yaşıyor. Devletin, türbelerden uzaklaştırma girişimine halk büyük gösterilerle karşılık veriyor. Çünkü; İranda türbeye gitmek, kültürel bir gelenek değil, o toplumun inancının bir parçası. Dolayısıyla türbeleri kısıtlayınca, insanların inançlarını da kısıtlamış olduğunuz için tepki alıyorsunuz.

Bu örnekte görüldüğü gibi, doğru inanç olmayınca, toplumun çeşitli musibetler karşısındaki tutumu da akıl ve bilim çizgisinden uzaklara sapıtıyor.

Devlet ve toplum, makul çözümler üretmekte zorlanıyor. Bizde de, az ve münferit de olsa, camiler kapatılınca sanki din iptal edilmişçesine tepki gösterenler oluyor. “Bize birşey olmaz. Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır” havasına bürünüp, insanların hayatını tehlikeye atmak, büyük bir aymazlık örneğidir.

Bu konuda bilim insanlarının önerisinden başka sığınacak güvenli bir liman yoktur. Virüsten korunmak istiyorsak eğer, bir zorunluluk yoksa, olabildiğince evde kalmamız gerekiyor. Meselenin ciddiyetinin anlaşılmadığının bir göstergesi de asker uğurlama merasimleri.

İnsanlar düğün-bayram havasında asker uğurluyorlar. Sanki virüs, asker uğurlama törenlerine uğramayacak. Tabiki normal zamanlarda asker uğurlama adına mevcut geleneklerimiz devam edebilir ama, bu günler o zamanlar değil.

Bu süreçte sağlık çalışanlarımız adeta cephenin en ön safındalar. Daha üç hafta önce Suriye’de mazlumu korumak için cephenin ön safına giden askerin durumu neyse, bugün de sağlık çalışanlarımızın durumu hemen hemen aynıdır.

Bir canı kurtarmanın, bütün insanlığı kurtarmakla eşdeğer olduğuna inanmış olan bir toplum olarak, her gün yüzlerce canı kurtarma mücadelesi veren sağlıkçılarımızı, başta sağlık bakanımız olmak üzere yürekten alkışlıyoruz her akşam.

Askerin hayatını hiçe sayarak yaptığı mücadele nasıl cihad ise, bugün aynı ruhla yerine getirilen doktorluk, hemşirelik ve diğer sağlık alanlarında çalışmak da öyledir şüphesiz.

Cephe gerisini oluşturan toplumun diğer kesimleri de, onların işlerini kolaylaştırmalı, önerilerini dikkate almalı ve onlara destek olmalıdır.

Doktorların bu konudaki tutumunu, kendisi de bir tıpçı olan, Prof. Dr. Zeki BAYRAKTAR hocanın anlatımına bırakarak yazımı noktalamak istiyorum.

“Olağanüstü bir dönemdeyiz ve ilginç olaylara tanık oluyoruz. Doktor camiası olarak kendimizi adeta yeniden keşfediyoruz. Camia olarak topyekun farklı bir moda girmiş durumdayız. İlk kez böyle bir şeye tanık oluyorum. Demek ki daha önce böyle bir dönem yaşamamışız… Herkesin endişe içinde beklediği bir dönemde, doktor camiası, üzerindeki tükenmişlik sendromunu bir kenara koyarak teyakkuza geçti... Tüm doktorlar ‘’işte biz bu günler için hazırlanmıştık, bu kadar uzun ve meşakkatli bir eğitime tabi tutulmamız işte bu günler içindi, gün bugündür…’’ demeye başladı... Endişe ve korku yerine sanki yıllardır bu günleri bekliyorlarmış gibi bir havaları var... Sanki şimdiye kadar ‘’biz bunca eğitimi boşuna mı almıştık?'' diye düşünüyormuş da salgın çıkınca ‘’hah, boşuna değilmiş, boşa gitmeyecek emeklerimiz’’ der gibiler... Sanki hepsi işsiz-güçsüz imiş veya verdikleri –hayat kurtarıcı- rutin hizmetler onları kesmiyormuş da ilk kez şimdi işe yarayacaklarmış gibiler… ''Ne olursa olsun, biz buradayız ve hazırız'' diyorlar. Demek ki 17-18 yaşlarında başlayan ve 30’lu yaşlarımızda biten o uzun/meşakkatli eğitimler, çetrefilli stajlar, uykusuz geçen nöbetler, yoğun akademik ve iş stresi altındaki koşuşturmalarımız bu duyguları içgüdülerimize nakşetmiş… Herkesin evine kapandığı ve nefesini tutarak beklediği bu riskli zamanlarda, sağlık camiası içgüdüsel bir refleksle meydanlarda. Ve daha da kızışacak olan bu savaş için son sürat bir şekilde hazırlığını yapmaya devam ediyor. Rutindeki bütün problemlerini unutmuş, bir kanara almış durumda… Tehlike anında evladını korumak için içgüdüsel olarak ortaya atılan bir anne/baba gibi ortaya atılmış ve hastalarına karşı kalkan oluyor... Öyle bir motivasyon ki bu, uzmanından hocasına kadar hepimiz öğrenme ve etkinlik düzeyimizin maksimum olduğu asistanlık yıllarımıza geri dönmüş haldeyiz... Her gün COVİD-19 ile ilgili yeni çıkan çalışmaları takip ediyor, onlarca makale okuyor ve gün boyunca WhatsApp gruplarımızda vaka analizleri yapıyoruz. WhatsApp gruplarımız gece yarılarına kadar multidisipliner bir tıbbi konsey alanına dönüşmüş durumda… Şimdilik tabi ki daha çok ilgili branşlar sahada ama hepimiz tetikteyiz… Salgın başladı başlayalı, risk nedeniyle küçük kızımı öpemiyorum, oysa bu her sabah ve her akşam benim için olmazsa olmaz bir rutinimdi, ama şimdi uzaktan bakmakla yetiniyorum/z. Ve ayrı odalarda oturuyoruz. Zaten doktorların çoğu evinde müstakil bir odada kendisini izole ediyor... Tıpkı cepheye giden askerler gibi aileleri ile vedalaşanlar var… İki yaşındaki bebeğini –risk nedeniyle onlara gel diyemediği için- uzak şehirdeki ailesine gönderen var… Nöbet sonrası evine dönünce ‘’anne’’ diye üzerine atlayan yavrusuna ‘’benden uzak dur, odana git’’ demek zorunda kalan anneler var… Sağlık ordusu tetikte bekliyor, içgüdüsel olarak… İnanılmaz bir motivasyon var, içgüdüsel olarak… Çünkü bize ihtiyaç duyuluyor ve biz bunun farkındayız… Ve herkes de bunun farkında… Allah yar ve yardımcımız olsun…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Kahramanmaraş'ta Eğitim Kalitesini Nasıl Buluyorsunuz?