Aklını Kullanan Sigara Kullanmaz

Şu sigara konusu yıllardan beri gündemde. Kimi haram diyor, kimi mekruh diyor, kimi de tahrimen mekruh diyor. Kur’an’da zikredilmeyen bir şeyin dinen iyi mi kötü mü olduğunu aklımızla gayet güzel bilebiliriz. Ancak sorun, bu bilgiyi uygulayıp uygulamamakta. Mesela içki, kumar, falcılık ve putçuluk Maide suresinin 90. ayetine göre kesin olarak yasaklanmıştır ve haramdır. Müslümanlar hemen “Madem ki harammış, biz de vazgeçtik” diyorlarmı ki, insanları sigaradan vazgeçirmek için dini hüküm koymaya girişiyoruz? “Haramdır” fetvası veren diyanetin görevlileri bile bugün sigara içmeye devam ediyorlar. Bazen, bazı konularda “Dinde Zorlama” olamayacağını göz ardı ederek hareket ediyor ve insanlar üzerinde psikolojik baskı oluşturmaya kalkıyoruz. Dolayısıyla koymuş olduğumuz hüküm de hiç kimsenin umurunda olmuyor.

4207 sayılı yasa gereği yapılan uygulama, bence “Sigara haramdır” fetvasından daha etkili oldu. Sigara olabildiğince sosyal hayatın dışına çıktı. Eskiden şehirlerarası otobüslerde, öğretmenler odalarında sigara dumanından geçilmezdi. Hele kahvehaneler tam bir facia idi. Görüş mesafesi bir metreye kadar düşen yerler vardı. Ben hayatında hiç sigara içmemiş biri olarak şöyle düşünürdüm: “Bu sigara dumanından bize kurtuluş yok.” Ama ilgili yasa çıkıp, titizlikle uygulanınca bu konuda devasa bir mesafe alındı. İyiki de böyle bir yasa çıkarıldı. Bu yasa çerçevesinde yapılan uygulamaların ve sık sık yapılan zamların sigara tüketimini belirgin bir şekilde düşürdüğü kanaatindeyim.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, bir televizyon programında, kendisine yöneltilen "Sigara içmek haram mı?" sorusunu, "İnsanın bedeni mukaddestir. Bedeni beş açıdan korumak gerekiyor. Dinini korumak, aklını korumak, malını korumak, nefsini korumak, yani canı korumak, bir de nesli korumak. Sigara sadece birini bile korumaya engel olsa, bu bile haram olması için yeterli. Kaldı ki beşine de zararı var. Dine zararı var, akla zararı var, mala zararı var, cana zararı var, nesle zararı var. Dine zararı, sigara sarhoş edici maddeler arasında sayılıyor. Sigara uyuşturucu vazifesi yapıyor. Uyuşturucuya götüren yol sigarayla başlar. Kesinlikle sigarada uyuşturucu özelliği var.” ifadeleriyle cevapladı. Başkanı, bu iyi niyetli çıkışından dolayı tebrik ediyorum. Yukarıda değindiğim 4207 sayılı yasa, sigara içmeyenleri korumaya yönelikti. Bu da, içenleri vazgeçirmeye yönelik bir çıkış.

Ancak; bu görüş kısa süreli toplumsal bir infial yaratmaktan öteye geçmiyor maalesef. Sigara içenlerde “Madem ki harammış o halde vazgeçeyim” düşüncesi oluşmuyor. Acaba neden? İçki ve kumar konusunda müslümanlar neden vazgeçmiyorlarsa, bana göre sigaradan da aynı sebepten vazgeçmiyorlar. Yaşadığımız din, olabildiğince aslından uzaklaştığı için, maalesef işlevselliğini de yitirmiş vaziyettedir. Kur’an’da herhangi bir tahrifat yoktur ama yaşadığımız din baştan ayağa tahrif edilmiş durumdadır. Dolayısıyla; din kimin umurunda ki; “Sigara haramdır” fetvası da müslümanların umurunda olsun?

Eğer bir insan Allah’ın gönderdiği “Halis dini” gereği gibi yaşıyorsa, ona sigara konusunda herhangi birşey söylemeye gerek kalmaz zaten. Aklıyla düşünerek bundan vazgeçer. Oysa ki; geleneksel olarak yaşadığımız din, aklı tamamen devredışı bırakarak, insanları toplum olmaktan çıkarmış birer sürüye dönüştürmüştür. “Bizim aklımız Kur’an’ı anlamaya yetmez” diyen bir toplumun, aklının olup olmadığı da tartışılır. Zira Kur’an, anlaşılması oldukça kolay olan bir metindir. Onu bile anlayamıyorsak, din diye yaşadığımız her neyse, bizi fıtratımızdan kilometrelerce uzaklaştırmış, aklımızı iptal etmiş demektir. Bizim aklımız iptal olduğu için, hocaların iki dudağının arasına bakıyoruz “Sigara haram mı değil mi?” diye. Herkesin aklı, sigara konusunda, sağlık uzmanlarının verdiği bilgileri esas alarak kendine fetva vermedikçe, sigara illetinden asla kurtulamayız.

Aklın iptal olduğunun bir göstergesi de, her Ramazan ayında “Hocam sakız çiğnemek orucu bozar mı?”, “Kopya çekmek günah mı?” v.b. sorulardır. Bu kadar basit soruları bile döndürüp döndürüp soran bir toplumun akıl sağlığı kesinlikle şüphelidir. Fıtratı ve akıl sağlığı iptal olmayan birisi, kolay kolay şirke de bulaşmaz. Bir yerde, bir tarafta din adamları, diğer tarafta da onlara tabi olanlar varsa, orada İslam dini gereği gibi yaşanmıyor demektir. Çünkü “din adamı” ifadesi, İslam’a olabildiğince yabancı bir kavramdır. Dinini kendisi araştırarak öğrenen kişi, onu gereği gibi yaşar. Ama din adamlarının görüşlerine göre bir yol çizmeye çalışan kişi ise büyük bir ihtimalle yolunu şaşırır.

Bu ifadelerimden “Hocalara hiç bir şey sormamalıyız” neticesi çıkaranlar için de şunu söylemeliyim: Evet. Elbette ki hocalara herşey sorulabilir. Ama onun söyledikleri din değil, kendi görüşüdür. Hocadan cevabı alınca, kendi aklın devreye giriyor ve yerine göre, gerekiyorsa hocanın söylediğini bile Allah’ın dinini referans alarak eleştirebiliyorsan, o zaman her hocaya her türlü soruyu sorabilirsin ve görüşlerini dinleyebilirsin. Çünkü artık senin için din, beşer kaynaklı bir inanma biçimi olmaktan çıkmış, ilahi kaynaktan beslenen bir şekle bürünmüştür.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Hangi Milletvekili Halka Daha Yakın?