İçerik Bakımından Adalet Çarkı

Her insanın sahip olduğu, gerek doğuştan getirdiği verili yapısı ve gerekse de sonradan kazandığı özellikleri bakımından, kendisini ifade edebilme koşullarına sahip olması için, adaletin cari olduğu bir ortama ihtiyaç vardır.

İnsanın kendisini ifade etmesi derken, kendisi hakkında sadece sözlü veya yazılı olarak yapılan bir tanıtım imkânı akla gelmemelidir. İfade etmeyi, sözlü ve yazılı anlatım imkânı ile birlikte, sosyal hayat içinde yeteneklerini ortaya koyma imkânı olarak da anlamak gerekir.

İnsanın kendisini ifade etmesi demek, bütün potansiyellerini kullanabilmesi demektir.

İnsanın potansiyel olarak, her açıdan kendisini ifade etmesi demek; insan, eşya, statü ve diğer varlıklar karşısında sahip olduğu şahsiyetle varoluşunu gerçekleştirmesi demektir. İnsan herhangi bir özelliği (dini, etnik, coğrafi, kültürel…) sebebiyle baskı altına alınıyorsa, bu durumda şahsiyetine ve özgürlüğüne bir saldırı yapılıyor demektir.

Yapılan her türlü saldırı karşısında insanın kendisini savunması, yapılan saldırıyı bertaraf etmesi en tabii hakkıdır. Bu manada –dışarıdan gelen saldırılara karşı- yapılan her türlü faaliyet ve imkân arayışı bir hak kapsamında olup meşrudur.

İnsanlar arasında meydana gelen münasebetlerin en dikkat çeken tarafı, münasebetlerin adalete uygun olup olmama durumudur. Bu husustaki rahatsızlıklar, sadece muhatabı etkilemekle kalmaz, bütün bir toplumsal bünyeyi de etkisi altına alır.

Yaşam içinde, insanın vicdanını sarsan ve harekete geçiren birçok trajik ve dramatik olay olagelmektedir. Fakat hiçbir trajik ve dramatik olay veya felaket, insana yapılan zulüm kadar vicdanı sarsarak harekete geçirmez.

Zulüm, sadece zulme maruz kalanı değil, bütün bir toplumsal yapıyı sarsarak etkisi altına alır. Çünkü zulümle birlikte, var olan dengeler alt üst olmaktadır. Liyakat, hakkaniyet ve eşit muamele ortadan kalkmaktadır. Böylece yapılmakta olanla, işlenmekte olanla ne oluşmaktadır? Felakete bir çağrı oluşmaktadır.

Toplumsal manada felaketlerin yaşanmaması için, adaletin oluşturduğu güvenli ortamlara ihtiyaç vardır. Adaletin var olduğu ortamlarda huzur ve istikrar da var olacaktır. Bunun için de toplumu oluşturan güvenli insanlara gereksinim vardır. Eğer bir toplumda insanlar güven vermiyorsa, o toplumda huzur, istikrar ve adaleti temin etmek de imkânsız hale gelecektir.

Adalet dairesinin sekiz halkası vardır. Bunlar, dünya, devlet, hukuk, hükümdar, ordu, hazine, halk ve adalettir. Bu sekiz halkadan her biri, bir diğerini gerektiren sıkı bağlardan oluştuğu için, adalet çarkı olarak adlandırılmıştır. Adalet çarkı şu şekildedir:[1]  

“Dünya, duvarı devlet olan bahçedir.

Devlet, hukukla yönetilen egemenliktir.

Hukuk, hükümdar eliyle icra edilen yasadır.

Hükümdar, orduyla ayakta kalan yöneticidir.

Ordu, hazineyle oluşan teşkilattır.

Hazine, halkın vergileriyle oluşan güçtür.

Halk, adaletle korunabilen kullardır.

Adalet, dünyayı ayakta tutan direktir.”

Bir duvarı oluşturan yapı taşları gibi birbirine kenetlenmiş olan yukarıdaki halkalardan birinin olmaması, adaletin olumsuz etkilenmesi veya zaafa uğraması demektir.

Fıtratı bozulmamış bir dünyanın sahip olduğu sistematik yapı, her açıdan güzel bir bahçe metaforuyla anlam bütünlüğü oluşturur. Ancak bunun muhafazası, fesadı önleyecek yaptırımların geçerli olduğu bir hukuka sahip olan devletle mümkündür. Hukuksal yapıyı zaafa uğratmayacak bir yürütme (hükümdar) olmadan devlet ayakta duramaz. Yürütme ancak güçlü bir ordu varsa ayakta durabilecek ve işleri sürdürebilecektir. Ordunun ayakta durması ise hazine yani paranın varlığına bağlıdır. Hazineyi oluşturan kaynak ise halktan alınan vergilerdir. Halkın var olabilmesi, adaletin var olabilmesi şartına bağlıdır. Adalet ise ilk cümlede dile getirilen dünyayı ayakta tutan direktir.

Adalet çarkı olarak adlandırılan adalet dairesinin içeriğini adaletin kendisi oluşturmaktadır. Adalet, bütün bir varlık âlemini oluşturan canlı cansız, iradeli iradesiz her varlığa sahip olduğu değeri vermektir. Yani her varlık, sahip olduğu konum itibariyle, ne aşağılanmalı ve ne de yüceltilmelidir. Örneğin bu bağlamda insanın diğer varlıklara karşı tutumu, emanet bilinci çerçevesinde olduğu zaman, adalete de herhangi bir halel gelmeyecektir. Ama diğer varlıkları hükmü altına alması gereken nesnelerden ibaret görürse, o zaman da adaletin temeline dinamit konmuş olur.

Adalet çarkından alınması gereken en önemli mesaj; akıl ve iradesini kullanan insan, hiçbir varlığı sahip olduğu konumun dışına itmemelidir. Bu durum hayatın bütün ayrıntıları için de geçerli bir durumdur. Bu hususta sahip olunan güç, büyük bir önem arz etmektedir. Devletin sahip olduğu güç, diğer güç odaklarının sahip olduğu güçten, daha üst düzeyde olduğu için, Hz. Ali’ye atfedilen şu söz söylenmiştir: “Devletin dini adalettir.” Hz.Ömer’e atfedilen sözde ise “adalet mülkün temelidir” denmiştir. Rabbimiz Teala ise “bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın” diyerek, izlenmesi gereken yolu belirlemiştir.


[1] Söz konusu adalet çarkı, Ömer Çaha’nın Yetkin Düşünce dergisinin ikinci sayısındaki yazısından aldım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cevdet Işık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Hangi Milletvekili Halka Daha Yakın?