Eğitimin Sosyolojik Temelleri

İl dışında olduğum için geçen hafta yazı yazamamıştım. Ondokuz yıl görev yaptığım Eskişehir’e gittim. İki yıl önce ayrıldığım şehrin sokaklarına çıkınca ne kadar özlediğimi farkettim. Orada; yılların ve oradan ayrılmanın eskitemediği dostlarımla buluşup hasret giderme imkanım oldu. İnsanın dostları neredeyse gönlü hep orada kalıyor. Eğitim yöneticisi dostlarımla oturup muhabbet ettiğim zaman Eskişehir’deki eğitimin dinamizmini gözlemledim. Birçok okul kendi bünyesinde, 2023 Vizyon Belgesi’nde ve gelecek yıldan itibaren uygulanacak yeni müfredatta yer alan beceri atölyelerini kurmuş durumda. Henüz kurmamış olanlar da yaz tatilini bu işlere hasretmiş vaziyette. Kendi şehrimizde bu anlamda herhangi bir çalışma henüz görmüş ya da duymuş değilim.

Maalesef şehrimizin hiçbir alanda bir dinamizm yakalayamamış olması son derece üzüntü verici. Statik bir toplum ve statik devlet kurumları adeta üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi. Yenilik ve değişime kapalı bir bürokrasi, yenilik ve değişimi istemeyen bir aristokrasi, yenilik ve değişimi sağlayamayan bir demokrasi hayatımız var şehir olarak. Sosyal muhafazakarlığın (mevcutla yetinmeyi seven, değişim ve yeniliklere kapalı toplum) bizi getirdiği nokta burası. Sosyal muhafazakarlık; sadece geçmişe bakan, geçmişle övünen, geçmişi hiç eleştirmeksizin eğrisi ve doğrusuyla benimseyip yaşam tarzı haline getiren, içinde bulunduğu durumun olumsuz yanlarını göremeyen sosyal bir felç halidir aslında. Bu felç halinin ilk başlangıcı da inançlarla ilgilidir. Geçmişin küllerini inanç haline getirip sorgulamayan bir yapı, tarihin diğer unsurlarına da maalesef aynı muameleyi yapmaktadır.

Sosyal muhafazakarlığın bugünü anlama, geleceğe dair gelişim planları yapma gibi bir derdi yoktur. Ona göre değişim ve yenilenme hep ürkütücüdür. İnanç ve düşüncelerinin son kulanma tarihi çoktan geçmiş ve çürüyüp kemikleşmiştir. Halbuki, geçmişi iyi okumalı ve eleştirmeli, bugünü anlamalı, geleceği de bilinçli bir şekilde planlamalıyız. Maalesef bu şehirde bunların hiçbiri yoktur. Dolayısıyla gelişememesinin temel sebebi de burada aranmalıdır. Böylesi toplumlar şehrin kodamanlarının insafına kalmış toplumlardır. Buna bir nevi ağalık düzeni de denilebilir. Ağalık düzeninden farkı ise ağa sayısının çokluğu ve toplumun büyüklüğüdür.

Geçenlerde LGS sonuçları açıklandı ve şehrimizin makus talihi yenilendi. Şehir olarak 64. sırada olmak mutlaka ilgililer tarafından sorgulanmalıdır. Şüphesiz ki; bu bir sonuçtur. Bu sonuca giderken kilometre taşlarının ne alemde olduğunun iyi araştırılması ve gelecek yılla ilgili her türlü tedbirin alınması gerekir. Yapılacak iş basit. İlk on sırada yer alan iller eğitim-öğretim açısından incelenip bir yol haritası çıkarılmalı. Bu konuda en büyük handikap ise; yukarıda değindiğim sosyal muhafazakarlığın yenilik ve değişimlerin önünde bir duvar teşkil etmesidir. Sosyal doku değişmedikçe, o dokuya bağlı olarak işleyen siyaset, ekonomi, eğitim v.s. konusunda da köklü bir değişikliği başarabilmek mümkün olmadığı gibi, tek başına bir ya da birkaç kişinin başarabileceği bir olay da değildir. Bütün yük şehrin üç-beş aydınının üzerindedir. Onlar toplumu bu konularda aydınlatmalı ve üzerlerine düşen sorumluluğu tam olarak yerine getirmelidirler.

Sosyal muhafazakarlığın yaygın olduğu toplumlar, çocuklarını eğitip yetiştirirken farkında olmadan onların değişim, yenilik ve düşünme damarlarını da kurutmaktadır. Bunun için, yerine göre çocuk ve genç üzerinde baskılar inşa edilmekte, akıl ve düşünce o inşaatın zeminine tonluk betonlarla gömülmektedir. Böylesi toplumlarda, gençlerin ergenlik dönemlerini daha çok fırtınalı geçirecekleri de kolayca öngörülebilecek bir durumdur. Gençlik üzerine dökülecek tonluk betonlara yoğun bir tepki verecektir elbette. Yerine göre bu tepki din üzerinden olacak, bugün olduğu gibi ateizm ve deizm kılığına bürünecektir. Ateizm ve deizmi popüler bulan gençlere sorulduğunda bu ideolojileri çok da bilmediklerini görüyoruz. Çünkü onlar bu ideolojileri sadece bir tepki aracı olarak kullanıyorlar. Eğer gençlere doğru bir yaklaşım sergilenirse, bu ideolojiler gençlerin hayatında sadece bir mevsim olarak yaşanacak ve geçecektir.

Yoğun olarak yaşanan kuşak çatışması da, yine sosyal muhafazakarlığa bir tepki olarak kendini göstermektedir. Dünyanın ve evrenin sürekli değişim içerisinde olduğunu düşünürsek, aslında değişim ve yeniliklere direnmek, akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Olması gereken ise; değişim ve yenilik sürecinin sağlıklı bir şekilde planlanması ve yönetilmesidir. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” sözü aslında değişime ve yenilenmeye direnç göstermenin anlamsızlığına vurgu yapar. Peki; “İki günü eşit olan ziyandadır” hadisinin anlamı nedir sizce? Bence yenilik ve değişimin ta kendisidir. Yenilik ve değişimin olmazsa olmazı da eleştirel bakış açısıdır. Akıl ve düşünceyi, daha çocuklukta betonlarla gömerseniz, eleştiri de, yenilik de, değişim de hayal olur. Şu anki yaşadığımız durumun özeti de budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Hbrma Haber, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Hangi Milletvekili Halka Daha Yakın?