Kur’an’da Bir Ceza Yöntemi Olarak Oruç

Geçen haftaki yazımda genel olarak; oruç ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmış, Kur’an’da orucun bir ceza yöntemi olarak da ele alındığını özetle ifade etmiştim. İnşallah bu hafta bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alacağım. Değerlendirme ve ifadelerim tamamen bana ait olacağından, bu kısımları dinin bir görüşü olarak değil, şahsımın bir görüşü olarak ele almanızı öneririm. Madem ki Allah ayetler üzerinde düşünmemizi emrediyor. O zaman buyurun beraber düşünelim. Size göre yanlış düşündüğüm veya eksik bıraktığım yerleri münasip bir dille tamamlamanızdan sadece mutluluk duyarım. Düşünmeme katkı sağlamış olursunuz.

Nisa suresi 92. ayette bir mü’minin başka bir mü’mini hataen öldürmesi ile ilgili olarak; maktulün, ayette geçen üç durumuna binaen, katilin önce mümin bir köle azat edip, ilgili aileye de diyet ödemesi emredilir. Her ikisi de mali bir ceza olduğundan, maddi durumu bunu karşılamaya elvermeyen kimseler için de, hataen öldürme cezası olarak iki ay peşpeşe oruç tutma emredilir. Köle azat etme ve diyet konusu bizim ele aldığımız mevzunun dışında olduğu için onların üzerinde durmayacağım. Buradan anladığımız, Allah’ın hiç kimseden imkansızı talep etmemesidir. Ayrıca, hataen adam öldürme bir dikkatsizlik ve ihmal sonucu olabileceğinden dolayı, iki ay tutulacak oruç bu kişide farkındalık ve davranışlarına dikkat etme alışkanlığı kazandıracaktır. Çünkü oruç tuttuğu her gün yaptığı o hatayı hatırlayacak ve muhtemelen büyük bir pişmanlık duygusu yaşayacaktır. Ramazan ayında tuttuğumuz orucun da benzer bir yönü olduğunu, yani geçmiş hata ve kusurlarımızla yüzleşmemiz ve kendimizi tevbe ile arındırmamız gerektiğini ifade edebiliriz.

Mücadile suresi 3. ve 4. ayette geçen olay ise biraz farklı bir konudur. Cahiliyye dönemi araplarının, sosyal hayat içerisinde kadınlara bakış açısı her açıdan son derece negatifti. İşte bu ayetlerde ele alınan konu; “zıhar” (sırt) denen cahiliyye adetidir. Peki zıhar nedir? Bir kimsenin karısına “sen bana anamın sırtı gibisin” diyerek, onunla her türlü ilgiyi kesmesi, fakat bir türlü de boşamaması demektir. Bu durumda kadın büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Bilmeyenler açısından ayetlerin nüzül sebebine bakmak, mevzuyu anlamalarını daha da kolaylaştıracaktır. İşte bu durumda, eşine geri dönmek isteyen bir erkeğe, eşiyle karı-koca ilişkisine geçmeden önce, ceza olarak önce köle azat etmek, eğer buna gücü yetmiyorsa iki ay peşpeşe oruç tutmak emredilmiştir.

Dikkat edilirse ceza yükümlülüğü olarak iki yerde de ele alınan oruç miktarı iki aydır. Bizim bildiğimiz 61 günlük keffaret orucu da bu iki ayete kıyasen müctehid imamlar tarafından verilmiş bir hükümdür. İki ay neden 60 gün değil de 61 gün derseniz, oradaki bir gün, kasten bozulan orucun kazası olarak, 60 gün de cezası olarak öngörülmüştür. Dolayısıyla keffaret orucu Kur’an’da geçen bir oruç çeşidi değildir. Hasta ve yolcular için kaza imkanı tanıyan Kur’an, kasten oruç bozana herhangi bir telafi imkanı vermemiştir. Ayrıca hiçbir ibadetin bozulmasına karşılık da zikredilmiş bir ceza yoktur. Kasten oruç bozmayı elbette ki doğru bulmayız ve onaylamayız. Bireyin özgür iradesi kapsamında olduğu için de kasten oruç bozan kişiye müdahale edemeyiz. Ancak; orucunu kasten bozan biri için hataen adam öldürmüş ya da zıhar yapmış muamelesi yapmak da zaten dinin özü ile bağdaşmaz. Üstelik; eğer bu ayete kıyasla keffaret orucu hükmü verilmişse, orucunu kasten bozan biri için, neden köle azat etme alternatifi görmezden gelinmiştir? Zengin biri açısından böyle bir alternatif daha cazip olabileceği gibi, Kur’an’da, “sarp yokuş” (Beled Suresi 12) olarak nitelenen ve övülen bir duruma da sebep olmuş olacaktır. İşte bu sebeplerden dolayı benim şahsi kanaatim, kasten oruç bozan kişi bir yanlış yapmıştır. Ancak; o yanlışın telafisi en azından bu dünyada yoktur. İşin ahiret kısmını da Allah bilir.

Maide suresi 89. ayette de yemin bozmanın keffareti olarak; on fakiri doyurmak, giydirmek ya da köle azat etmek emredildikten sonra, bunlara mali imkanı olmayanlar için de üç (3) gün oruç tutmak emredilmiştir. Yine aynı surenin 95. ayetinde; hac esnasında ihramlı iken yasak olmasına rağmen av hayvanı öldüren birinin, iki adil hakemin karar vereceği hüküm gereğince, öldürdüğüne denk bir hayvanı kurban etmesi, yine ona denk gelecek şekilde miskinleri doyurması, bunlara da gücü yetmiyorsa, aynı şekilde işlediği suça denk gelecek şekilde oruç tutması emredilmiştir. Bu ayette oruç tutulacak gün sayısı belirtilmemiştir. Dikkat edilirse bu iki ayette emredilen oruç miktarı, ilk iki ayete göre oldukça azdır. Çünkü işlenen suç diğerleri gibi ağır suç olarak görülmemiştir. Buradaki yanlış davranışın, kısa süreli bir oruç ile telafi edileceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Burada ele alınan bütün ayetlerde ortak nokta, köle azat etme konusudur. İnsanlık onuru ile bağdaşmayan kölelik; İslam ile birlikte köle azat etmek şeklinde, Beled suresinin 10-13. ayetlerinde de ele alındığı gibi zenginlerin üzerine bir sorumluluk olarak yüklenmiş, çeşitli suçlar için de bir keffaret vesilesi kılınmıştır. Bugünün müslüman zenginleri, böyle bir sorumluluk hissetmeleri gerekirken, bu sorumluluğu hissetmedikleri gibi, emrinde çalışanları da adeta köleleştirmektedirler. Bir işçinin emeğinin karşılığını tam vermemek, sorgusuz sualsiz kapı önüne koymak da aslında köleliğin modern versiyonudur. Bunun dışında da müslüman zenginlerimizin aklından bile geçmeyen binbir türlü modern kölelik çeşitleri mevcuttur.

Ayetlerde geçen bir diğer ortak nokta ise bir ceza yöntemi olarak oruçtur. İlk olarak mali ceza (para cezası) öngörülmüş, sadece mali imkanı olmayanlar için de oruç cezası getirilmiştir. Bu ayetlerde, mali imkanı olan biri açısından oruç cezası yok hükmündedir. Onun mutlaka yukarıda sayılan mali bir yükümlülüğü yerine getirmesi gerekir.

Yukarıda da değindiğim gibi; Ramazan ayında, zengin-fakir ayırımı olmaksızın tuttuğumuz oruçların günah ve kusurlarımızdan kurtulma vesilesi bilinciyle ifa edilmesi gerekmektedir. “Nasıl eder de bu sene oruçtan yırtarım” anlayışı yerine, “hasta veya yolcu olmama rağmen nasıl eder de bu seneki orucumu tutarım” anlayışında olmak, Allah’a karşı bir samimiyet göstergesidir. Tuttuğu orucu kasten bozan biri ise, kendine karşı bile samimi değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbrma Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbrma Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Seçim Sonuçlarından Memnun musunuz?