İşgal edilmiş hayatlar

İşgal denince ilk akla gelen; bir ülkenin, başka bir ülkenin topraklarına çökmesi, çöreklenmesi ve çullanmasıdır. İşgal sona erdiğinde, bunun devam ettirilebilmesi konusunda, o ülkenin ilk sahipleri de daima tehdit olarak görülür. Elbette ki; gayet haklı olarak hiç kimse düşmanı güllerle karşılamaz. Her insan, kendi ülkesini işgâlden kurtarmak için, var gücüyle ve dayanışma içerisinde gayret gösterir. Bu gayretin temel sebebi özgürce yaşayabileceği bir vatan arzusudur. İşgal edilen yerlerde, yerli halkın özgürlükleri de elinden alınır. Arkasından asimilasyon süreci başlar. İnsanoğlunun, başkaları üzerinde tahakküm kurma aşk ve iştiyakına bir anlam verebilmek için, insan psikolojisi üzerine derin analizler yapmak gerekiyor.

Şurası da bir gerçek ki; toplumların ve bireylerin içerisinde işgâle karşı direnç kolay kolay bitmiyor. Bunun bitmesinin tek yolu, etkili bir afyon kullanımıdır. Bu afyonun da çeşitli hammaddeleri vardır. İlk akla gelen uyuşturuculardır ama en etkili afyon “din”den yapılır. “Din”; kitleleri, sorgulamadan ve dirençten mahrum etmenin en etkili yoludur. “Kitleleri kontrol etmede asimilasyon mu afyon mu daha etkilidir” diye soracak olursanız ben afyonun daha etkili olacağını söylerim. Baskı ve asimilasyon, daima direnmeyi tetikler ve safları sıklaştırır. Ancak; dünyada sık sık denenen bir yöntem olarak, orantısız güç kullanımı, kitleleri geçici bir süreyle sindirir ve çaresizlik duygusu uyandırır.

Ben bu yazımda; bildiğim kadarıyla üzerinde düşünülmemiş bir konuyu, daha net ortaya koyabilmek için, bir ülkenin diğerini işgâl etmesi örneğinden hareketle, meseleyi daha net ortaya koyabileceğimi düşündüm. Eğer bu yazıyı, düşünsel süreçleri içerisinde okumazsanız, hedeflediğim noktanın tam tersine düşebilirsiniz. Yüzeysel bir değerlendirmeden, her konuda olduğu gibi bu konuda da uzak durmanızı tavsiye ederim. Bireysel hayatların işgâli, uzun zamandır zihnimde demlenen bir mevzu idi. Bireyin hayatı işgâl edilebilir mi? Anne-baba kendi çocuğunun hayatını işgâl eder mi? Bu işgâl mekanizması nasıl çalışır? İşgalciler bunu bilerek mi yoksa geleneksel olarak mı yaparlar? İnsan, hayatının işgâl edilmesine karşı nasıl bir tutum sergiler? Bu işgâle karşı direnenlerin toplum nezdindeki durumu nedir? Neden toplum, adeta kurulmuşçasına işgâle boyun eğmeyi telkin eder? İşgale direnç, saygısızlık olarak görülebilir mi?

Bir ülkenin diğer ülkeyi işgâli düşmanlar tarafından, bir bireyin hayatının işgâli ise, terbiye ve eğitim gibi pozitif değerler üzerinden, çoğunlukla dostları tarafından yapılır. Eğer anne-baba çocuğun üzerinde, baskıcı ve zorba bir tutum takınıyorsa, iyi niyetinden şüphe etmemekle birlikte, akıllarının köşesinden bile geçmeyen bir iş yapıyorlardır. Bu iş çocuğun zihnini işgâl işidir. Çocuğun aklına, iradesine ve özgürlüğüne rehberlik etmesi gereken anne-baba tutumu, bazen kolaycılığa kaçmaktan, bazen de cehaletten dolayı işgâl yolunu seçebiliyor. Çocuğun giyim kuşamından, yemek yeme şekline kadar her süreci kendi uhdesine alıp, irade eğitimini görmezden geliyor. Uzun vadede neticelerinin ne olacağını hesap etmiş olsa, asla bunu yapmayacak aslında. Aklı, iradesi ve özgürlüğü baskılanmış bireylerin, kendi ayakları üzerinde durabilmeleri mümkün olmadığı gibi, üretkenlikleri de dumura uğramış olur. Bu duruma düşmüş birey, kendi işlerini idare etmekten aciz olacağı için, kendi başına mutlu da olamaz. Zira; fıtrat denilen şeyin üzerine bir kezzap dökülmekte; insan, doğal insani yetilerini kaybetmektedir.

Diyelim ki, aile çocuğunun hayatını işgâl etmedi. Mesele bitti mi? Hayır. Yakın akraba çevresinden başlayarak toplum devreye giriyor. Çocuğun her hareketini denetleyip; bilinçsiz bir şekilde bazen kızarak, bazen gülerek, bazen alay ederek onu akıl, irade ve özgürlük ekseninden koparmaya çalışıyor. Her toplumun kollektif tutumu, daima bütün bireyleri tek tipleştirmeyi hedefler. Bundan dolayıdır ki; genel kabullere aykırı durumlarla karşılaştığı zaman bunu yadırgar. Mesela; “Sünnilerin çoğunlukta olduğu bir yerde bir şiinin varlığı, hanefilerin çoğunlukta olduğu yerde de şafi birinin varlığı daima yadırganır. Aslında her toplumun kendi içerisinde bulunan; dini ve ırki azınlıklara karşı tutumu sosyolojik olarak genelde böyledir. Ben buna sosyal asimilasyon diyorum. Asimilasyonu da, bir nevi zihinlerin işgâl edilmesi olarak görüyorum.

Peki tek tipleşmeden toplum olunabilir mi? Çok zor. Karşıt inançların direnci karşısında, bu konuda peygamberler dahi zorlanmıştır. Mesela; Hz. İsa’nın peygamberlik serüveni hepimizin bildiği gibi ölümle neticelenmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed, ölüm tehditleri almıştır ama dünyaya tek tipleşmeden toplum olunabileceğini, Medine Anayasası ile göstermiştir. Peygamberimizin ölümünden sonra ise bu durum maalesef yavaş yavaş geri önceki döneme dönmüştür. Birey hayatının en ağır işgâli anlamına gelen esirlerin köleleştirilmesi konusu, tadilata tutulmuş bir tarihin bile gizleyemeyeceği kadar açık ve seçiktir.

Geçen haftaki yazımda da kısmen değinmiştim: Birey; küçük çocuk dahi olsa, hayatının işgâl edilmesine karşı müthiş bir direnç gösterir. Üzerinde işgâl girişimi denenmiş bir çocuğun, ergenlik dönemi çok fırtınalı, hatta kasırgalı geçer. Çünkü hayatının işgâl edilmiş alanlarına karşı bir kurtuluş savaşı verir. Çoğu zaman duyduğumuz ve yadırgadığımız, ailesinden kaçıp uzaklaşan çocuk ve gençlerin durumu, işgâl edilen topraklarını başka yerlere taşıma girişimidir. Sonuç ise, çoğunlukla hüsran olur. Çünkü karşısına yeni işgâlciler çıkar ve bunlara karşı da mücadele verecek bir donanıma sahip değildir. Burada sonuç, bazen de intihar olabilir. Hatırlarsanız bu durum Elazığ’da bir tıp fakültesi öğrencisinin başına gelmişti.

Furkan suresi 30. ayetinde kullanılan, “Sen yönünü yeniden fıtrata çevir” ayetini şimdi daha net anlayabiliriz. Burada aslında “Sen hayatının işgâl edilmesinin öncesine tekrar dön” deniliyor. Zihninin bebeklik haline tekrar dön ki, zihnindeki işgâl tortuları tamamen temizlenmiş olsun ve üzerine doğru inanç ve tutumlar inşa edilebilsin. Şirk dediğimiz şey, çok etkili bir işgâl altyapısı oluşturur. İcad edilmiş putlara söyletilen her söz, afyonlanmış bir bireyin hayatında, her türlü ameliyatı kolaylaştırır. Modern dini toplulukların genelinde, bu işgâl girişimi din üzerinden bu yolla neticelendirilir. Sonra gelsin kurşun askerler. Eğer cesaret edip başlayabilirseniz, zihnî kurtuluş savaşınız mübarek olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

Haberma, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?