Vıttırı vızzık adamlar!

Tencere-Tava, Çarşı-Pazar, Nişan-Düğün, Krediler-Kredi Kartı Borçları, Sağlık-Şiddet, Emekli-Asgari Ücretli, Memur-Doktor, Mühendis-CEO, Mavi Yakalı-Beyaz Yakalı ve Yakasızlar (Din Tüccarları), Avukatlar- Barolar…

Ekonomik şartlar gittikçe kötüleşirken –e göre enflasyon verilerine güven kalmadığı gibi halkın da sabrı kalmadı. Hayat pahalılığı karşısında tükendik. Tüm değer yargılarımız ayaklar altına alındı. Açlık ve yoksulluk karşısında insanın onurlu bir duruş sergilemesi mümkün değil.

“Refah Devleti” kavramı küreselleşme ile birlikte son bulmaya başladı. Neo-liberal uygulamalar; bir taraftan zenginlikleri arttırırken diğer taraftan da eşitsizlik, güvencesizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk ve bağımlılığı körükledi.

Doğan Cüceloğlu, “Hayatın sermayesi güvendir; güvenin olmadığı yerde hayat devam edemez” diyor.

Sosyal politikaların insanları daha bağımlı hale getirdiği uygulamalar ise, “Ekonomik şartlar daha ne kadar kötüye gidebilir?” sorusuna cevap. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verileri ülkedeki yoksulluğu gözler önüne serdi. Yaklaşık 6 milyon hane gıdadan yakacağa, sağlıktan barınmaya kadar birçok kalemde sosyal yardım alıyor. 2021 yılında 27 milyon 189 bin 433 kişi yardım aldı. Geçen yıl 5 milyon 903 bin 515 hane sosyal yardımlardan faydalanırken bu hanelerden 2 milyon 476 bin 457’si düzenli yardım, 5 milyon 276 bin 998’i süreli yardım aldı, 1 milyon 849 bin 940 hane ise hem düzenli hem de süreli yardımlardan faydalandı.

Halkın payına açlık ve yoksulluk düştü. Yapılan tüm iyileştire çabaları ise tencere-tava sıcaklığı karşısında anında buhar oluyor. Ekonomik şartların kötüleşmesine paralel olarak dünya genelinde sokaklar ısınıyor. Sokakta vatandaşlar, uzun uzun düşüncelere dalıp ay sonunu değil, haftayı nasıl çıkaracağını düşünüyor. Elbette bu sadece ülkemizin değil tüm dünyanın sorunu. Sermaye sahipleri firavunlaşıyor, bu firavunlaşmaya el mahkûm tarzında yaklaşan devletlerin de borç yükü giderek artıyor. Ek bütçeler, halk için değil küresel sermayenin faizine gidiyor.

Son dönemde artık siyasal gücüde içine alarak etkisini arttıran sosyal dışlanma sorununa çözüm üretilemiyor.

Sosyal güvenlik sistemimiz, asgari ücret uygulaması, istihdam politikaları sorunu çözmek yerine sorun üretiyor. Liyakat ve ehliyet ekseninden uzaklaşan “Yandaş istihdam” politikası, milyonlarca haksızlığa neden olurken liyakatten uzak görevlendirmeler hem güveni bitiriyor hem adaletsizliği arttırıyor. Adalet yoksa güven yoktur. Güven yoksa insan hakları yoktur, eşitlik yoktur, üretim yoktur… Kölelik giderek artıyor.

Sosyal dışlanma ve yoksulluk ile mücadele etme acil olarak yerine getirilmesi gereken ilk görev olmalı. Bu kadar dağınık politika anlayışı aşılamaz sorunları tetiklemeye devam ediyor.

Atama bekleyen binlerce beyaz yakalı işsizler ordusu, hak ettiği makama gelemeyenler, alanında uzman isimlerin yapması gereken görevlerin alakasız insanlara teslim edilmesi. Kısaca insanlarla alay edilir gibi işler yapmak.

Kötünün iyisi siyasi tercihlerle geldiğimiz noktada ilk yapılması gereken insanları ötekileştirmeden hak ettiği uzmanlık kadrosuyla buluşturmak olmalıdır. -e göre adalet sisteminden vazgeçilmeli; adalet sağlam zemine geri dönemlidir.

2023 Seçimlerine çok umut bağlamamak gerekli. Devlet destekli yerel kalkınma politikası yeniden hayata geçirilmeli. Özelleştiren ne varsa yeniden devletin kanatları altına alınmalı, satarak sadece günü kurtarırız lakin üreterek ve halkı da bu üretime dahil ederek refah düzeyini üst seviyelere çıkartabiliriz.

Hilmi Şahballı’nın “Vıttırı Vızzık Adamlar” türküsü bugünlerde yoksulluktan bunalmış insanların dilinden düşmüyor.

“Adam sandım fos çıktı

Vıttırı Vızzık Adamlar

Temiz sandık pis çıktı

Vıttırı vızzık adamlar

Vıttırı vızzık vıttırı vızzık adamlar”

Kim bu vıttırı vızzık adamlar peki?

Güven vermeyen, sözünün hükmü olmayan, bir başarı hikâyesi bulunmayan, onun bunun sözünle hareket eden, özgül olmayan kim varsa onlar.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati'nin bir televizyon kanalında sarf ettiği "Bir ülkenin bakanı 'Enflasyonunuz çok yüksek' dedi; ben bu enflasyonla sokağa çıkabiliyorum, siz yüzde 10'la çıkamıyorsunuz' dedim” sözleri gibi…

Kaht-ı Rical (Adamsızlık) çağını yaşatanlar kimler peki? Ne iş olursa yaparım diyerek her türlü makama torpille gelenlerden başkası olamaz.

Hazreti Mevlana’nın sözüyle bitirelim;

“Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme.

Ya onu kaybedersin ya da kendini mahvedersin.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Alyaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

Haberma, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?