Din ile Dünya Dilinde Münafık ve Günümüzde Görünürleri…

Münafığın her yüzü ayrı okunur. Ancak okuyanların basireti ile çözülür. Münafığın zıttı mümindir. Münafık, Müslümanım ve inanıyorum diyenlerin içinde barınır. İnanıyorum der ama güvenmez. Çünkü inanmak ayrı iman etmek ayrıdır. İman etmek güvenmektir. Müslüman, mümin ve münafık farkı da buradan çıkar.


MÜNAFIK; “herkesi memnun etmek gibi” iflah olmaz bir mükemmeliyet sergiler.  O kadar kendinden emindir ki profesyonel tiyatrocular pes edebilir. Yani rollerindeki becerileri müthiştir. Üstelik külliyen inanmadığı bir meselede (!) fevkalade inandırıcıdırlar. Düşman olduğu halde sadık bir dost görünümü size fevkalade inandırıcı gelebilir.
Hani “yıllarca dost bellemiştim… Koynumda yılan beslemişim meğer” dediğiniz insanlar mutlaka hayatınıza girmiştir.


PEKİ DİNDE MÜNAFIK KİMDİR?


Din dilinde İNFAK, NİFAK VE MÜNAFIK kavramları manidardır. İNFAK ile NİFAK aynı kökten gelir ancak biri zehir diğeri panzehirdir.

İNFAK; vermek, dağıtmak, paylaşmaktır. (Dinin bel kemiği, özüdür.) NİFAK ise geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuktur. (Halk arasında fitne diye geçer.) Bunlardan birinin olduğu yerde diğeri barınmaz.


İnsanlığın yaşam alanına DİN ile adım atarlar, ayrı bir dini kategorisi yoktur. Ancak münafığı Müslümanın halinde görürüz. Yani Kuran’da “Müslüman” adı münafığı da kapsar. Bu demek münafıklar, Müslümanların içindedir.

Müslüman, Mümin, Münafık: 3M. (Yani Mümin ile Münafık Müslümanın alt kümeleridir.) Siz topyekûn bakınca Müslümanın kim ve ne olduğunu fark edemezsiniz. Dolayısıyla münafık, Müslümanların içinde bir hal yaşayandır. Demek ki Müslümana dışarıdan bakıldığında mümin de olabilir münafık da. Ama her ikisi de Müslümanım der. Nereden mi anlıyoruz? Kuran’dan. (Kuran’da 41 yerde “münafıklar” tabiri geçer.)

Mümin içten teslim olandır. Münafık ise dıştan teslim olandır.

“İbrahim İÇTEN teslim olmuş bir Müslümandır” diyor Bakara 131. Yani içten teslimiyet İbrahim gibi olur, yani mümin olan. Bir de dıştan teslimiyet var: “Bedevîler iman ettik dediler. De ki siz henüz iman etmediniz. Fakat «biz sadece boyun eğdik» deyin. Çünkü iman henüz tam olarak kalplerinize yerleşmemiştir” diyor Hucurât 14. Münafığa “saklı müşrik” de denir.

Münafık ayetleri Mekke’de değil Medine’de inmiştir. Çünkü “devlet, mal, para, rant” Medine’de başlamıştır.

Hz. Peygamber MÜNAFIĞIN ALAMETİ 3’tür der;


1- Konuştuğu zaman yalan söyler… (Dili yalana dönüktür.)
2- Kızdığında haddi aşar. Hatır, gönül, vefa bırakmaz. (Oysa mümin kendini tutandır)
3- Söz verdiğinde sözünde durmaz. (Muslim 18.) (İnandırıcıdır, gayet şık konuşur, kendisinden emindir ama sözünde durmaz. Yalanı büyük büyük ve sürekli söylediği için inandırıcı olur.)

Kendi döneminde Mekke müşrikleri ile maruf idi. Yani Mekke yılları; muhalefet, eziyet, işkence, fedakârlık ve bedel yıllarıydı. Son dindeki prototipleri Mekke (kodamanları) müşrikleridir. Bu düzenin başını da 7-8 tefeci bezirgandan birisi olan Ebu Leheb çekiyordu. Kuran’ın “Yedâ Ebu Leheb” (Ebu Leheb düzeni/iktidarı/gücü) dediği şey buydu. “Ebu Cehil’in ve Ebu Leheb’in başını çektiği, Ebu Süfyan, Velid Bin Muğire, Ebu Amr es Sekafi, Utbe Bin Rabia vs.” Kuran’da ‘9’lu çete’ olarak geçer. ‘Enam’a (Mekke’ye getirilen mallara) el koyan bezirgan çete…

 

Peygambere ilk dikilenlerdi bunlar çünkü din bunlar için gelmişti (ayrı bir bahis). İşte bunlar Kâbe’yi yönetmelerini kaderleri olarak görüyorlardı. İşleri oldukça iyi idi. Kâbe’ye fakir ve fukaraya dağıtılmak üzere getirilen mallara, bunların dağıtımına engel olmak için el koyuyorlardı. Bu malların kendilerine ait olması ve kölelerinin olması kendileri için hak, yoksulluk da Allah'ın kaderiydi onlara göre!

 

Çünkü ‘isterse Allah zaten düzeltir’ diyorlardı. Kendilerine 'Size verilen rızıklardan Allah yolunda infak edin / dağıtın’ denildiğinde onlar 'Eğer Allah dileseydi onlara da verirdi, Allah'ın doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?' diyorlardı. Yani ‘Yoksulluk Allah'ın takdiri ve kaderidir. Siz Allah’tan zengin misiniz?’ diyorlardı.

(Tam da bu sebepten İSLAM ÖFKE VE İSYAN İLE DOĞMUŞTUR. Ezen ve ezilene, sınıf egemenliğine, efendi köleye karşı “Adalet” diyerek öfke ve isyan ile bayrak açmıştı Muhammet Peygamber. Zira adalet yoksa DİN yoktur. Adalet, Allah kavramından daha büyük bir kavramdır. En büyük HAK kavramıdır. Geçekliğin kendisidir. İşte adalet peygamberlerin HAK kavramında türeterek ortaya koydukları şeydir. Yeryüzünde Allah’a inanmayanların adalete inandıklarını görmek mümkün. Tanrı ismine karşılık gelen 400’e yakın isim var.  Bir ateist bu tanrılara inanıyorum diyenlerin davranışlarını görüp “Sizin Tanrı dediğinize inanmıyorum ama adalete inanıyorum” diyor. Yani Tanrı insanları birleştiremiyor ama ADALET birleştiriyor. Ayrı bir bahis!)

MEDİNE’DE MANTAR GİBİ BİTTİLER. Çünkü Medine dönemi; iktidar, devlet, servet, beyt-ül mal günleri, ikbal yıllarıydı. Bu yıllarda peygamber 18 Yahudi kabilesini bir araya getirerek Adalet Devletini kurmuştu. Bunlar arasında Evs ve Hazreç adlı Yahudi kabileleri vardı. Hazreç kabilesinin önemli lideri olan (Nadiroğulları, Kanıkoğulları, Kurayzoğulları; o zamanki orta doğunun göçmen kabileleri…) Abdullah bin Übey bin Selül, dönemin en büyük münafığıdır. Ben de Müslüman oldum demişti. Oysa peygamberin altını oyuyordu… Bir çok örnekleri ile beraber Hz. Ayşe’nin uğradığı iftiranın da amili budur.

Bugün BU MÜNAFIKLARIN ÇOCUKLARI aramızda atalarına rahmet okutuyorlar.

Onların kim olduklarının kıstası da tanımı da farkı fark ettiren (el-fâruk) ayırıcı ölçüsü de gayet nettir. Onlar, cihat ve infak kaçkınları olan Müslümanım diyenlerdir. Münafığın “sözü ile hali arasında” hiçbir alaka yoktur. Popüler ifade ile;


- Askerlik yapmaz, çocuğunu da askere göndermez ama şehitlik dilinden düşmez.


- Kendi cebinde AKREP vardır ama eli hep başkasının cebindedir.


- Adalet ile zulmü, hak ile batılı, iyi ile kötüyü, birbirine karıştırıp sunar. 2 yanlışı 8 doğru içine sokarak sunarken hedefi 2 yanlışı yedirmektir.


- Doğruyu yanlışın, zulmü adaletin, hakkı batılın ve YOLSUZLUĞU ÇALIŞMANIN içerisine sokarak sunar. (Geriden bakıldığında çalışıyor görünsün.)


- Devletten vergi kaçırır, hak sahiplerinden mal kaçırır ama CUMAYI KAÇIRMAZ.


- Sözünü tutmaz ama ORCUNU TUTAR.


- Her yıl umreye gider ama BİR MAZLUMUN ve EVSİZİN eşiğine gitmez.


- Faiz yer, haram yer hatta domuzu bile domuz gibi yer ama Allah var ORUCUNU YEMEZ.


- Din dersi ve fetva verir ama ZEKAT VERMEZ. Yani infak etmeyen münafıktır.

 

Ne kadar paylaşım düşmanı, para ve servete tapan varsa tartışmasız “münafık sınıfına” girer. Merhum Y. N. Öztürk Hocanın üstüne basarak söylediği sözdür; “bir insanda bunların biri varsa bir diğeri yoktur.” Yani İNFAK varsa NİFAK, NİFAK varsa İNFAK yoktur. Eğer her ikisi de varsa işte MÜNAFIK bu ikisini birden yaşatanların çocuğudur!

Münafığın beslenme kaynağının kökü derinlerdedir; Emevi baronlarının türettikleri uydurma hadislerdir. Peygamberin ölümünü müteakip dine el koyan bunlardır. Yani günümüzde onların kurumsallaşmış varisleri payidardır ve tüm Müslüman alem bunlardan çekmektedir.

Popüler ifade ile “özü örtmeye vesile üretmek, bahane yaratmak, kandırmak” en büyük münafıklıktır.

Tüm “riyakârlar, münafıklar, hak ihlali ve gasbının muhatapları ve tüm bunlara fetva veren mürailer… Hasılı tüm adaletsizliklerin ADI ve AÇILIMI” budur.

Günümüz tipolojilerini çok aramaya gerek yok. Her yan ve yönden buradayım diye bağıran bağırana… Yukarıda değindiğimiz üzere;

 

- Din ve devlet ile devleşenler…

 

- İnsanı malzeme kılanlar…

 

- Darü’l-harp diyerek her şey mubah deyip, çapulu (talanı) meşrulaştıranlar…

 

- Dillerinde “Allah, peygamber, cami, cemaat, ezan, bayrak, toprak, hak, hakikat, devlet benim, mülk benim, ben- ben- ben” olup; hallerinde “istismar, istiskal, ötekini yok sayma” olanlar…

 

- Hasılı cenneti yaşarken cehennem yaşatanlar ve bu hal ile cennet vadedenler…

Biriktirdiğinden vermezler, biriktirmeye de doymazlar. Pratikteki belirgin göstergeleri / karineleri şunlardır: “Tehlike anında sıvışırlar, tehlike geçince beraberiz derler”.

 

***

Söz Halife Ömer’e aittir: “Yoksullara öyle İNFAK ediniz ki bir daha ROMA ve SASANİ krallarına itaate ihtiyaç duymasınlar.”

 

Müddesir Suresinde “SALAT (dikey anlamda Allah’tan destek ve yardım istemek, yatay anlamda insanlarla yardımlaşma, paylaşma ve dayanışma, yani kamu desteği) etmeyenlerin ateşle tehdit edildiği” hatırlatılır. Dolayısıyla SALAT- İNFAK- NİFAK arasında doğrudan bağ vardır. Yukarıda ifade edildiği üzere, NİFAK ile İNFAK aynı köktendir. Bir kimse İNFAK etmiyorsa NİFAK ehlidir. Yani iman ediyorum deyip paylaşmıyorsa MÜNAFIKTIR. Münafığı “Ateist veya Gayrimüslimde” aramamak lazım. Çünkü inanıyorum diye fitne çıkaran ve İNFAK etmeyendir. Ne yazık ki ‘SALAT’ın yerine NAMAZI ikame etmeyi başaran Emeviler, dini de süreçte amuda kaldırmayı başarmış durumda.

 

…ve NE YAZIK Kİ peygamber sonrası Emevilerin, bugünkü yaşayan dini yeniden devreye sokması ile BUGÜN DİN YİNE ONLARIN yani MÜNAFIKLARIN ELİNDE vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.

01

S. A - MÜNAFIK, MÜŞRİK ve KAFİR akraba kavramlardır ve MÜSLÜMANLARIN (Müslümanım diyenlerin) İÇİNDEDİR. Günümüzde muhafazakar Müslüman ve siyasetçiler dini bilmezler, dini sadece lüzumuna binaen savunurlar. Bu savunma, dini savurmaktır, kullanmaktır, yemektir, tüketmektir. Nitekim yaşayan din Allah’ın dini değildir.

Bu Müslüman tür Peygamberin İDRARI ile İDRAKİNİ unutturdu. En büyük mirası olan AKLI ise KIL ile örtmeyi başardı. Şeyhi ya da efendisi ile Peygamberi, Peygamber ile Allah’ı yarıştıranların” yarıştığı bir Müslüman alemidir” Bu Alem.

(Yasin- 47) de gayet net ve matematiksel olarak ifade edilmiş. "Onlara Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infâk edin / verin denildiği zaman o kâfirler / iman edenler / güvenenler için ‘Allah isterse onları doyurur. Biz mi doyuracağız onları’ siz düpedüz sapıtmışsınız” derler.

Münafık, infak etmeyen demektir. Makam, mevkilerini kullanarak İhalelerden mal ve para biriktirip yoksulu doyurmaya teşvik etmeyenlerin hepsi münafıktır. Münafık kamu ve kul hakkını mülkiyetine alır, biriktirir, vermez.

İşte bu sapkın algıdır; şeytanı bile mahcup edecek bir hamle ile “devlet benim ben devletim benim için bu haktır” dedirten…

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 21 Temmuz 07:42


Ankara Markaları

Haberma, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?