Ülkücü ve Ülkücülükte türeyen mezhepler ile amansız hastalık

Yarım asırdır adı konmamıştı, tanımı yapılmamış izafi bir kavramdı! Macerası, daha önce birkaç kez yazdığımız gibi “potansiyeli Anadolu delikanlısı olan ve od düşen ocaklar başta, tüm millete” pahalıya mal olmuştu. Zayiatı kanlı kardeş kavgaları ile son bulsa da işlevi vurgun düzeninde devam etmekte…
* Partiler arası kavgalarla…
* Genel başkanlar arası salvolarla…
* Dinde türeyen pavluslar arasında jandarmalıklarla…
* Tartışmasız totemleriyle…
* Din adına mezhepler ve tarikatlara takılı… Osmanlı ile Cumhuriyet arasında askıda kalanlarla…
* Saraya, saltanata, aparat olanlarla…
* Sisteme dolgu malzemesi olanlardan simgelerle sınır boylarından, iç güvenliğe, enerji ve sinerjiye alet edilinceye kadar…
YETMEDİ!
Kendi içinden çıkardıkları mezheplerle (!) kargaşa ve karartmanın demine vurmaktalar…
* Taş Medreseliler…
* Yusufiyeliler…
* Ülkü devleri…
* Reisler…
* Türkeşçiler…
* Balgatçılar…
* Muhsinciler…
* IYI’ciler, yiyiciler, Ümit’çiler, ümitsizler, eskiler, yeniler, paramiliter fedailer ve yoldakiler... vs.
…ve elan sembollerle oy avcılarına, yem konumunda olanlar...


Bilmem Irak, Suriye ya da İran da “din de düşman kimdir” sorusunun cevabını hiç düşündünüz mü?  Cevap olarak “YAHUDİ- HIRİSTİYANDIR” demeden önce, Sünni ise Alevi ya da Şii diyecektir (!), Alevi ise “yezit diye Sünniyi gösterecektir! Bu kadim çarpık algı da açıktan düşünülmesi gereken ayrı bir faktör! İşte “siyaset, mezhep, cemaat ve tarikat ekiminin” İslam’a hediye ettiği mahsuldür (!) ve ikinci ana sebeplerdendir.
Aynı durum kendisine alan açarak “köhnemiş, şartlı ideolojiler” sürecindeki tecelli ile devam etmektedir. Bir tarafta dağdan, taştan ve resmi kurumlardan TC’ler kaldırılırken, andımız yasaklanıp bayrak tartışılırken, kadim değerler tarumar edilirken “ülkücü mezheplerin” kavgası eşikte vesselam.

ÜLKÜCÜLÜK ve EVRENSELLİK…
Allah’ın evrensel olan dinleri / İSLAM tüm dinlerin mezhepleri, mezhepçileri ve pavluslarınca, nasıl un ufak edildi ise tıpkı evrensel bir olgu olan ÜLKÜCÜLÜĞE de yukarıdaki unsurlarca el konmuş durumda. Bunların her biri birer ‘mezhep, tarikat ve pavlustan’ başka bir şey değil tabi. Oysa fotoğrafta bilim insanımız ülkücü ve ülkücülüğün tanımında kodu vermiş ve kendisi de bu tanıma şehadet ediyor.

Hala kendisini ülkücülüğün mal sahibi gören acınasıcalar “falan ülkücü ise vah ki vah…/ O da ülkücü he…/ Ya ondan ülkücü mü olur” vs. diyor. Dahası kimse de bu aymazlara “Sen nesin, kimsin?” diye sormamakta.
Bir diğeri “…ille de ülkücü cumhurbaşkanı” istiyor. Aymazlığın daniskası! Bunların alayına SİZ ÜLKÜCÜ İSENİZ BEN DEĞİLİM diye haykırıyorum. Düşün bu toplumun yakasından. Anladık sizin lügatinizde “karakter, kabiliyet, ehliyet, liyakat ve gayret yok, basiret hiç yok. PUT üretmekten ve kuru bir ezberden başka bir marifetiniz de yok.” Bir kere de kendinizi boy aynasına alın ya! Hiç mi kendinize saygınız yok?

Hem ülkücülük senin / sizin tekelinizde mi? Tabi tekelinde görüyor zira süreçte tekellerin malı olarak bugünlere gelmiş ya! Yahu bu ülkücülük sadece bize has değil, “vicdan mahreçli aklın komutasında ‘ilmen, bilimsel olarak, ahlaken’ yarışta olan milli merkezli, evrensel bir kavram ve her ülkede mevcut olan bir idealdir”. Birkaç kez yazdık, ülkücülük;
* Bir kısım batıda ufuk,
* Bir kısmında vizyon,
* Birilerine göre misyon,
* İbn Haldun’a göre asabiye,
* Birilerine göre iman,
* Kimilerine göre ideal ve aksiyondur.

Durum bu iken bizdeki kargaşanın getirdiği savrulmaya göre kimilerine göre de ülkücülük “üzerinden menfaat devşirmeye yarayan en ucuz ve kolay potansiyeldir. / Her partide, parti genel başkanının taktiri ve o partiye lüzumu nispetinde lazım olandır.” Bu lüzumu nispetindeki irade başkasında olduğundan her yerde var ama olması gereken yerde yoklar! Ne acı ki bu durum aşağı-yukarı, karşıt ideoloji için de aynıdır. Çünkü onlar da müşterek kaderin paydaşlarıdırlar.
&
ÜLKÜCÜ “akıl, vicdan ve evrensel adalet ve değerler adına” kendisini izleyenlere “HA! İŞTE BUDUR dedirten tek başına şuurdur.” Fotoğrafta Aziz Sancar Hocanın dışında kaç örnek kişi var bu tanıma uyan? Kim ne der, nasıl algılar bilmem ama bu tanım; şahsen katettiğim yol, ödediğim bedel, elde ettiğim kazanımlar ve insan olmanın idraki adınadır. Bir hakikat var, kadim handikabımızdır, “Birçok tarihi dehamızın, dehasına duyduğumuz hürmet ‘bir dokunulmazlık kılıfına bürünerek’ aklımızı örttü” (!) ne acı ki bu handikap devam ediyor. Köhnemiş bir doktrin, bel vermiş ideolojiler ile simon üreten ‘masonik, oligarşik, ankebut’ ve tüm DİN- DAR ve MANTAR yapılarla beraber… An itibari ile “ülkücülük” de aynı safta.

Allah'ın bir hükmü var, Bakara- 110. Ayette “Kendi elinle ne yaptıysan o” diye. Bana göre de ülkü ve ülkücülük bu noktada saklıdır. Bu ilahi ve evrensel mesaja “görevini en iyi yapanı da” eklemek lazım. Evet kim “inandığı uğruna, bastığı toprakları sevme ve değerlerine sahip çıkma adına hangi oranda katkı sunduysa o oranda değerlidir.”

BİLİYOR MUSUNUZ?
Dünyayı parselleyen küresel emperyalizmin ilk hedefi o ülkedeki “isyan potansiyeli” taşıyan dinamikleri birbirine boğdurmaktır. Nüfuz ettiği ülkelere ilk adımı aynı yöntemle atar. O toplumun enerjisini bu yolla alarak işe başlar. Cumhuriyetin 1950’den sonraki süreçte SAĞ ve SOL ayrıştırmakla her birini… Özellikle tarih ÜLKÜCÜ kesimin sisteme dolgu malzemesi kılındığının şahididir.

Ne var ki günümüzde ülkücülükten bana, benden kalan şudur: “Aklın komutasında devletin ve milletin ikbaline yönelik vaziyet almış isyan potansiyeli, umudu, ışığıdır.” Her partide olabilen tek partide asla olmaması gereken partiler üstüdür. Parti patronlarının güdümündeki “partili ülkücülük” ancak parti genel başkanının takdiri hikmetinde ve o partiye lüzumu nispetindeki ihtiyaç giderendir. Bu en iyimser ve vicdanlı bir tespittir.

Elde kalanı lider bodyguardlığı, parti militanlığı, gücün kahyalığı ve sistemin nimetleriyle iğdiş edilmiş savruk potansiyel. Aslında günün MHP'si "ülkücü derken ne anlaşılmalı" manasında önemli bir veri kaynağı da neden dikkatlerden kaçar sıkıntı orada.


NE DİYELİM?
Tarihin tekerrür etmemesi adına değerleriyle aldatılan kuşaklar (!) sıradakilere ibrete vesile olsun.

Devletten geçinip devlete düşman olan milyonların yanında, milletin evlatlarını devlete sevdalılara düşman kılan bir cendereden gelmiş olmak, Nazım Hikmet ve emsallerini hain diye tartışmak, birçoğunun hainliği ile iktifa etmek (!) bunu da kar saymak nasıl bir makus maceraymış meğer…

Onun (Nazım’ın) “Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim” muhteşem sözü ile haykırıp, hatırlayıp ve hatırlatalım. / Sır yine onun kendi satırlarında saklı!

&

Söylediklerimden çok sustuklarımda saklıyım.

Ve gizlediklerimde gizliyim.

Beni anlamak için;

Konuştuklarımdan çok

Sustuklarıma kulak verin.

Aklım sukutu sever benim.

Çünkü çok ağır ödeştik biz hayatla.

Ben sonu olmayan çok yollardan geçtim.

Uç noktalar koymaz bana… / Nazım Hikmet Ran

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?