Olanla Yetinmeyle Nereye Gidiyoruz?

“Giden atın başı tutulmaz.” Atasözü

Bugün bir atasözümüzle başlıyoruz. Adam Smith’in günümüz iktisadi teorisinin temellerini oluşturan “Laissez faire, laissez passer!, Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sözünün aslında bizim topraklarda da yıllar boyunca olduğunu göstermiyor mu? Finansmana ulaşma konusunda katma değeri yüksek işler yapanların daha avantajlı olduğu bir sistemin kurulmasını anlatıyor. Aynı zamanda işletmelerin artık ülke sınırlarının üzerinde bir coğrafyaya hizmet etmesi gerektiğini belirtiyor. Sonuç olarak olanla yetinmek yerine olması gerekene doğru bir yolculuğu başlatmış oluyoruz.

Gerek sizden öncekilerin oluşturmuş olduğu birikimin miras kalması, gerekse de sizin yaptığınız tasarruflarla bir şekilde birikim yapmış oluyoruz demek isterdim ama gerçekten de ülkemiz açısından ekonomik bağlamda önemli bir problem teşkil eden tasarruf eksikliği ile birlikte çok büyük problemler yaşamaktayız. Toplumun tasarrufa yönlendirilmesi sayesinde ancak paranın miktarını sınırlı tutarak değerli kalmasını sağlayabiliyoruz. İthalatla ihracat arasındaki dengenin korunması ekonominin nüfus artış hızına göre büyümesi ile gerçekleşebiliyor. Böylece yetişen her bireye yeni iş sağlayabilecek şekilde hane halkının ekonomik sürdürülebilirliği ile ilgili iyimser tahminler gerçekleştirebiliyoruz. Peki tasarrufları değerlendirirken aslında para kaybetmeye kendi tüketici davranışlarımızla yol açıyor olabilir miyiz?

Açıklamak gerekli böyle bir önermeyi. Bunun farklı ayakları var onun için eğitimle ilgili olandan başlayalım. Teknolojideki hızı giderek artan gelişimle birlikte yeni mesleklere olan ihtiyaç da çeşitlenmekle birlikte insan kaynağının nitelikli hale gelmesine yönelik artan bir talep var. Dolayısıyla özellikle mesleki eğitimle ilgili kurumların piyasanın ihtiyacına yönelik insan kaynağını oluşturması lazım. Bu kapsamda milli gelirle oluşan bütçeden en büyük pay eğitime ayrılmakla birlikte elimize geçenlerin sorgulanması önemli bir nokta. İlköğretimden mezun olan kişi ile ilgili bir standart oluşturmak gerekiyor. Hakeza diğer kademelerle ilgili de bir kalite yönetim sistemine ihtiyaç duyuyoruz. Nitekim üniversitelerle ilgili Yükseköğretim Kurulu liderliğinde kurum iç değerlendirme raporları ile birlikte üniversitelerin neler yaptığı ve neler yapması hususunda önemli bildirimler alınıyor. Netice itibariyle kurumların ortaya çıkarmış olduğu insan kaynağının yetkinliği ülke ekonomisinin de geleceği anlamına geliyor.

Geçen hafta söz verdiğim üzere bu hafta reel getiri üzerine odaklanacağız. Ancak bir ağacın yeşermesi için nasıl su, toprak ve diğer gereksinimler karşılanması gerekiyorsa reel getirinin sağlanabilmesi için de bütün toplumun finansal okuryazarlık ve rasyonel iktisadi davranışlar geliştirmeye yönlendirilmesi gerekli. Nitekim ülkemizdeki menkul kıymetler borsasında hatırı sayılır derecede yabancıların yatırımları bulunurken bizim bu konuya ilgimiz henüz gelişiyor. Japonya’daki ev hanımlarının göstermiş olduğu ilgiyle başlayan ralliler hatırlıyorum. New York için de konuşmak gerekirse oradaki yerli yatırımcı genelde taksi şoförlerinden oluşuyor.

Dolayısıyla bir şekilde ortaya çıkmış olan birikimin erimemesini sağlayarak elde edebileceğimiz reel getiri için bütün paranın dolaşımda olması lazım. Paranın maliyetini bu şekilde azaltarak çocuklarımıza iş olanakları hazırlayabiliriz ancak. Bireylerin kamudan beklentileri sosyal hizmetlerin yürütülmesi ve güvenliğin sağlanması üzerine olması gerekirken kamuyu ekonomiye müdahaleye zorlayacak şekilde bir beklenti içine giriyoruz. Sonuç olarak da olağan seyrine her kamu müdahalesi geldiğinde iş içinden daha çıkılmaz hale geliyor. Pek çok işletme kamuya satışla ayakta kalabildiği için özel sektörün gerçekçi bir biçimde gelişmesi mümkün olmuyor. Böylece şirketlerin birbirlerine ve vatandaşa satışlarından elde edilen kamu vergi gelirlerindeki oran sürekli artmak durumunda kalıyor. Bu nedenle de bütçeyi denk hale getirmek için birkaç neslin kendisini feda etmesi gibi gerçekten de çok sıkıntılı olabilecek bir duruma doğru gideriz.

Ortada reel bir gelir olmadan yapacağınız her satın alma ile birlikte ülkenin ekonomik bakımdan daha zor duruma gelmesine yol açarsınız. Bu yüzden politika geliştirici ve uygulayıcıların parayı daha değerli hale getirmeleri yönünde politikalara sevk edilmesi için kamuoyu oluşturmak lazım. Durumun nasıl ortaya çıktığını izah ettikten sonra gelelim yatırımlarla ilgili reel getirinin nasıl hesaplanacağına.

Reel getiri piyasadaki enflasyon oranı ile faiz oranı arasındaki kıyasla elde edilen bir orandır. Genelde yüzdelik olarak hesaplandığı için oranlara bir eklenerek formüle girecek olan değerler oluşturulur. Banka faiz oranına bir eklenmiş halini enflasyon oranında bir eklenmiş haline bölerek reel getiri oranına bir eklenmiş olan miktarı hesaplayabilirsiniz. Bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse bankalardan elde edeceğiniz getirinin oranı %50 iken enflasyon oranı %40 civarında olsun. Bunları dediğim şekilde hesaplayacak olursanız reel getiri %7,1 olarak karşımıza çıkar. Sonuçta enflasyonun tasarrufun alım gücünü erittiği sonucuna ulaşırız. Günümüz şartlarında bu hesabı yapacak olursak en son açıklanan enflasyon oranı %69,97 ve en yüksek mevduat faizi de %21 düzeyinde. O zaman enflasyondan arındırışmış olan getirinin aslında getiri olmadığını görüyoruz. Böylece her bir dönemde %70’i aşan kayıplarla paranın alım gücü düşüyor anlamına geliyor. Buna bağlı olarak paranın değerini korumak mümkün olmaz. Neticede eskiden hatırlayacağınız üzere milyonlar verip karşılığında çiklet almak durumunda kalırız aklımız başımıza gelmezse. Bu nedenle hem kendiniz hem de çocuklarımızın geleceği için bir an evvel enflasyonu düşürecek şekilde önlemler almamız gerekiyor. Tam olarak ihtiyaç haline gelmeden bir şeyler almamaya herkes başlayacak olursa o zaman reel getiri elde etme olanağı enflasyondaki düşüş ile birlikte mümkün olur. Hele bir de ekonomiyi büyütmeye yönelik para arzını artıracak olursak o zaman ne enflasyonun önüne geçebiliriz ne de mevduatta para tutan kimse kalmaz.

Çare ne? İlk olarak katma değeri yüksek olan ürünlerin üretimi ve ihracatıyla döviz açığını kapatmak gerekir. İnsan kaynaklarını daha nitelikli hale getirecek şekilde uygulamalar yapılmalıdır. Yabancı yatırımcının kar gördüğünde gelip alacağını alıp sonra kaçtığı bir şekilde portföy yatırımı ile değil de kalıcı halde ülkede faaliyet göstermesini sağlayacak şekilde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına teşvik edildiği bir ortam oluşturmak da faydalı olabilir. Ayrıca ihracat potansiyelini gerçekleştirmeye yönelik yeni pazarlara açılma konusunda da bir şeyler yapılabilir.

Gelelim Teknokentte ve odalarla ilgili yaptıklarımıza. Moda ve Tasarım Akademisi ile ilgili yüklenici büyük oranda temin etmesi gerekenleri tamamladı. Biz de bunların kullanılacağı alanla ilgili düzenlemeleri yapıyoruz. Yapay zekâ sözel veri etiketleme merkezi ile ilgili fizibilitede yapılmasını istediğimiz değişiklikler yapılıyor. Avrupa Birliği destekli Eğitim 4.0 projesinde de Ulusal Ajansla görüşmek üzere Genel Müdürümüz ve İdari ve Mali İşlerle İlgili Genel Müdür Yardımcımız Ankara’da temaslarda bulunacaklar. Mesleki mükemmeliyet merkezleri ile ilgili bir öneri hazırlıyoruz. Katılmak isteyenler başımızın üstündedir. Odalarla ilgili olarak kendilerinden gelen talep üzerine teknoloji ediniminden önce çok kriterli karar verme tekniklerinden birini kullanarak hazırlamış olduğum formu yaymalarını sağladım. Henüz bir talep gelmedi ama formla ilgili bilgileri doldurduklarını düşünüyorum. Gelince onu da çözüme kavuşturabileceğim. Aynı zamanda dijital olgunluk düzeylerinin belirlenmesine yönelik bir formu da yönlendireceğiz. Anladığım kadarıyla yapılan duyurulara cevap verme oranının artırılmasına yönelik çalışmalar da gerekli.

Sonuç olarak yapılan yatırımların reel getiriye dönüşebilmesi için bir an evvel enflasyonun satın alım gücüne olan etkisini kırmamız gerektiğini görüyoruz. Bunu yaparken de ihtiyaç olmadan bir şeyin alınmasının aslında bir sonraki sefer alınamayacak kadar pahalı olmasına yol açtığını gösterdik. Haftaya ne yazacağımıza gelince menkul kıymetler borsasından bahsetmiş oldum. Bununla ilgili yazalım. Her şey ateş pahasına dönüyor, piyasalarda belirsizlik hakim bu yüzden de aslında olması gerekenle ilgili bilgiye nereden ulaşacağız dememeniz temennisiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Selim EREN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

Haberma, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?