ADAMSIZLIK ve Zevahir A-damlar

"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde." Ziya Paşa bu beytinde diyor ki: "İnsanın aynası iştir, lafa bakılmaz. Bir kişinin aklının seviyesi yaptığı işte görünür."

Lafa bakılmaz olur mu hiç! Bakılır, ne söylediği kadar nasıl söylediği de önemli değil mi? Söz yoksa hükümde yoktur. Eylem yoksa kimi neyle suçlayacaksınız. Eylem sadece fiziki olarak gerçekleşir diye bir kanun hükmünde kararname mi yayınlandı?

İşine bakarsanız, Ahmet Kuybu 20 yıldır o koltukta misafirlerini ağırlamaya devam ediyor. Bu zamana kadar odaların seçimlerinde değişimden yana oldum. İki dönemden fazla yapmamaları gerekliliğini savundum. Gel görelim ki “Kel başa şimşir tarak” misali gereksizlik devam ediyor. Değişim şartken, Mahir Ünal ile siyasetimize giren “Kaht-ı rical” durumunu her dönem Kahramanmaraş’ta yaşamaya devam ediyoruz.

“Kaht-ı rical” kısaca; ‘’Devlet yönetiminde liyakat isteyen alanlarda, kültür, bilgi ve birikimiyle yetişmiş, kalifiye insanın bulunamaması’’ durumunu anlatıyor.

Adamsızlık!

Maalesef şehrimizin sorunu da bu ADAM bildiklerimizin DAM olarak sözden ibaret kalması. O kadar çoklar ki, şehrin iki yakası bir araya gelmiyor ve bu iki yakası gelmemesi durumunu da Aksu Mahallesi’nde türbesi bulunan “Malik Bin Ejder” sahabeyi kirama bağlıyoruz.

Kişi kendinde eksik olanı dile getirirmiş; “Kaht-ı rical”

Bu şehirden nice yetişmiş insanlar var ama A-DAM’ım diyenlerin ektiği kin ve nefretten uzak durmak için şehirden uzakta başka bir şehirde yaşamayı tercih ediyorlar. Çok tanıdıklarım var. Biliyorlar ki bu şehirde makamda yükselmek imkânsız. Tutup paçandan aşağı çekerler, güçleri yetmezse ayağının altına sabun koyarlar. Ve ondan sonra kayma başlar.

Ziya Paşa’nın devlet katında geçerli olan zihniyet üzerine özdeyiş haline gelmiş birçok mısra ve beyti var bunlardan bir tanesinde ‘’Asiyab-ı devleti (devletin değirmenini) bir har (eşek) da olsa döndürür.’’ der. Bundan cesaret alan Türk edebiyatının hiciv ustası Şair Eşref de gecikmeden Ziya Paşa’ya cevabını yapıştırır; ‘’Asiyab-ı sengi'yi bir har da olsa döndürür, Döndürür ama mili kırar çarka s…çar harabeye döndürür.’’

Neyzen Tevfik de onun mısrasına, ‘’Öyle harlar koştular kim asiyab-ı devlete, Birbirin çiğnemekten, dolab-ı devlet dönmüyor.” diyerek ortaya koyar. Devam eder gider dönemin atışması.

Farabî’den bir kesiti önce Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanımız Hayrettin Güngör Bey’in sonra da yenilir yutulur olmayan Ahmet Kuybu’nun özellikle okumasını rica ediyorum. Söylenen sözler yerine ulaştı.

Anlaşılan o ki; Celalettin Güvenç Vs. Mahir Ünal soğuş savaşı çok derinden devam ediyormuş. Ahmet Kuybu sayesinde gün yüzüne çıktı. Ve yine kaybeden şehir oldu!

El-Medinetü’l-Fâzıla’dan!

“Büyük topluluk, yeryüzündeki bütün insanlardan ibarettir. Ortancası, yeryüzündeki [ayrı ayrı] milletlerden teşekkül eder. Küçüğü ise bir milletin topraklarında oturan şehir halkından ibarettir. Eksik topluluk ise, köy, mahalle, sokak veya ev halkından teşekkül eder. Evden küçük olan kulübe de bu cümledendir. Mahallenin ve köyün her ikisi de şehre tâbidir; şu farkla ki köy, şehre hâdım olması itibariyle; şehre bir cüz’ü olmasıyla tâbidir. Bu kabilden ev, sokağın bir cüz’ü, şehir millet topraklarının bir cüz’ü, millet de dünya nüfusunun bir cüz’ü sayılır. Mamafih hayrın efdalı ve kemâlin âlâsı şehirden ufak olan topluluk merkezlerinde değil- şehirlerin sınırları içinde elde edilir.(...)

(Ş)ehri teşkil eden unsurlar, yaradılışta çeşitli ve birbirlerinden üstün yapıdadırlar. Bunların arasında riyaset vazifesini gören bir insanla, mertebece ona yakın başka kimseler bulunur. Bunların her biri, kendi kabiliyet ve melekelerini reisin gayelerine uygun bir surette kullanır. Bu yüksek rütbe sahiplerinin emrinde başka kimseler bulunduğu gibi, bunların da emrinde başkaları bulunur. Merâtib silsilesiyle böylece alçala alçala nihayet en aşağı tabakalara varılır ki bu sonuncular, artık başkalarına emretmeyip yalnız aldıkları emirleri yerlerine getirirler.(...) Fâzıl şehrin reisi de gelişi güzel herhangi bir adam olamaz. Riyaset iki şeyle olur. Birisi reisin riyasete tabiat ve yaradılışı ile müstaid bulunmasiyle; diğeri reisin heyetce ve irâdi melekesi ile riyasete mastaid bulunmasiyle. (...)

Câhil şehir öyle bir şehirdir ki, halkı, saadeti ne tanırlar ne düşünürler. Kendilerine öğretilse bile ne onu kabul ederler ne de ona inanırlar. Onlar ancak sıhhat, servet, şehvet, serazad olmak, saygı ve itibar kazanmak gibi zevahire, hayatın gayesi nazariyle bakarlar. İşte bu şeylerin her biri cahil şehir halkınca birer saadet sayılır. Onların en büyük saadetleri de bütün bu şeylerin bir arada toplanmasıdır...”

Farabî (1990). El-Medinetü’l-Fâzıla, Çev. Nafiz Danışman, İstanbul: MEB Yayınları, s. 79-91

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Alyaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?