“Din, Tarih, Değer” ile devletleri temsil edenler ışığındaki insanlık…

İnsanlık, tarih boyunca ‘uygarlık ile barbarlık’ arasında sıkışmış, uygarlık hep barbarlığı doğurmuş, iflas eden insanlık olmuş. Maceranın özü budur diye düşünüyorum. İdare edenlerince kendi çıkarları uğruna, “hamasetten husumete” devletin çıkarlarını istismar ederek ihdas ettiği yapay gerekçelerle yapılan katliamlar tarihe geçmiştir. Hikmeti ‘niyette’ saklı vesselam.


Daha çok DİN ve ETNİK KÖKEN malzeme edilmiş. İslam dünyası, DİN kılıfına büründürülen bir tür abdest aldırılmış ROMA’dır. İmparatorluk veya iradelerini tek kişiye teslim etmiş kabilemsi monarşilerdir. Bu yapıların özünde toplumların kendilerine saygıları yoktur. Din devletleşmiş (!) devlet tahakküm kurumuna dönmüştür bir kere… Tarih boyunca DİNLER hep DEVLETLERE PAYANDA OLMUŞ ve olumlu ya da olumsuz devlete sindiği an zulme dönüşmüş. Hülasa “hilafet, saltanat, krallık vs.” tek kişi iradesi ve onun psikolojisi ile biçimlenen toplumlarda bu fırsat devletlulara ana malzeme olmuş. Genellersek, karma malzemeler şunlar; “başta din, bayrak, milli marş, adalet, demokrasi, insan hakkı, özgürlük, refah” vs.

 

Hemen tüm devletlerin anayasalarının (A) maddesinde adalet ve (yukarıda zikredilen) diğerleri vardır. Ne var ki devletlerin başındaki “çıban başları” bu sayılı değerlerin istismarı ile ayakta dururlar.

* MAO (kültür devrimi diye) 78 milyon kişiyi (20 milyonu açlıktan) katlederek...
* STALIN (dünyanın en büyük katili) 25 milyon kişiyi katlederek…
* HITLER (ırkçılık aşkına) 17 milyon kişiyi (6 milyonu Yahudi) katlederek… 
* Albay Yakup, NİJERYA zalimi, 1 milyon kişiyi (100 bini asker) katlederek…
* Mariam, ETİYOPYA Başkanı, (terör yaratarak) 1.5 milyon kişiyi katlederek…
* Kim Il-Sung, KUZEY KORE Başkanı (kızıl diktatör), 1.6 milyon kişiyi katlederek…
* Pol Pot, KAMBOÇYA Başbakanı, (refah adına) 1.7 milyon kişiyi katlederek…
* Hideki Tojo, JAPONYA Başbakanı, (2. Dünya Savaşı) 5.5 milyon kişiyi savaş suçlusu olduğu gerekçesiyle idam ederek…
* 2. Leopold, BELÇİKA Kralı, sömürgeciliği başarı sayıp 15 milyon kişiyi katlederek…

Ve diğerleri;

* Vietnam Savaşında (1959-75) 4 milyon 200 bin.
* Haçlı Seferlerinde (1095-1291) 3 milyon.
* Kore Savaşında (1950-53) 3 milyon.
* Rus – Afgan Savaşında (1979-92) 1,5 milyon.
* İtalyan – Habeş Savaşında (1935-41) 750 bin.
* İran – Irak Savaşında (1980-88) 700 bin.
* Büyük İskender (M.Ö. 336-325) 500 bin.
* Türk – Rus Savaşında (1877-78) 500 bin.
* Irak’a karşı müttefiklerce yürütülen savaşlarda (1990-2003) 350 bin.
* Saddam Hüseyin’in kıyımlarında (1979-2003) 300 bindir.

Sadece yukarıda zikredilen sebeplerden mülhem bu kadar kişi katledilmiştir.

İşte bir de bize bakın!
Düne bakın, güne bakın, yarım asra yakın kayıplara bakın, sebeplere bakın ve sonucu okuyun. Hala aylarca hapislerde yatarak iddianame bekleyenlerimize bakın(!) Nedenlerine vesile olan hukuk düzeninin çarpıklığına bakın. İçinde ADALET ARADIĞIMIZ en büyük adliye saraylarımıza rağmen adaletsizliğe bakın.
Hala Ankara’dan gönderilen (matbu- fiks) hutbelerin her Cuma okunduğu 100 bin civarında camiye… Bir o kadar imamla aradığımız İslam’a… Güvenilmeyen Müslümanlara ve imamlara bakın. Dini ve adaleti temsil edenlerin “gücün emir eri olduklarını” görün ve hasılı, insana güvensizliğin ifadesi olan bu tabloyu okuyun. Vicdan gözlüğü ile okuyun.
 
Günümüzde hayatın akışına bakınca en çok kafa yorduğumdu! Çok mu karamsarım yoksa? "Hukukunu arayan DEVLET, adaletini arayan DEMOKRASİ ve kendisini arayan İNSAN"!

Ben şiştim, sizi bilmem.
Her gelen iktidarın kendi hukukunu oluşturduğu demokrasimizde tablo bu. İsterseniz illiyet kurarak, rasyonel ve analitik bir bakışla hatırlayalım;
1946’dan sonra sulandırılarak temellendirilen bir demokrasi…
1960 hukuku…
1971 hukuku…
1980 hukuku…


….ve nihayet 15 Temmuz ile gelen “OHAL ve KHK’lar” hukuku.. Bunların her biri diğerine alt yapı oluşturur lakin kurgulayıcılar fark edemez. “RÖVANŞLA GELEN İKTİDARLARIN MACERASIDIR” bu sistemin adı.


Bakın bir ülkenin gündeminde hala “demagoji siyaseti” varsa “aydınlar, sanatçılar, şairler, edipler, yazarlar” muvazene unsurudur ki tablo budur. Bu hususta da tarihimiz aynamızdır. Osmanlı’ya bakın, “kanı ile hatıralarını yazanlar ve sarayı ayakta tutanlar” kimlerdir? Zihniyet temelli izdüşümlerini günümüzde görmek mümkün.


****
“Osmanlı’dan Cumhuriyet’e sirayet eden, “kör ve topal yolcuları ve tren etkisi ile demagoji siyaseti öncülüğünde kompartıman demokrasimiz” devam etmekte…


* Tabanı karartan tavanı aydınlatan, tatlı su AYDINLARI...
* İlmin haysiyetini yerlerde süründüren ilim adamları, munkabız YAZARLARI…
* Ebu Cehil ve Ebu Leheb MÜSLÜMANLARI…
* Kuşatılmış SALON MİLLİYETÇİLERİ...
* Akvaryum SOSYALİSTLERİ…
* Turfanda OSMANLICILARI…
* Düzenbaz ŞAİRLERİ…
* Ruhsuz SANATÇILARI…
* Yandaş ÂLİMLERİ…

Nihayet efsunlanmış SÜRÜLERİ ve YIĞINLARI ile halka mal olamayanların, pahalıya mal olduğu ile maruf.


Dahası “dine sığınarak dinsizlik ve milliyetçiliğe sığınarak milliyetsiz üretenlerin” merkeze oturduğu… Birinin din ile dar ettiği, diğerinin yan bakanı yamulttuğu fiili bir durum! Şimdi hangi mahallelilik vebalısına anlatalım, bu oligark düzenini?
Zaten bunlar yüzünden bu noktaya gelinmedi mi?

Toplumdaki parsel algı malum!


* Solculukla dinsizliği eşit tutan solcu kafalar...
* Dini siyasete malzeme eden zihniyet…
* Slogana esir, “Lider’e biatı” DAVA diye satan milliyetçiler…
* Müslüman olmanın olmazsa olmazı namaz diyen ahlaksız din ve post Müslümanlar...
* Kendi insanını sömüren abdestli kapitalistler...
* Değerlerle tepinen ümera! Olmayan ilmini güce “paspas” eden ve pazarlayan allameler...

...Ve tüm bunları KÂLE ALAN TABANDA oluşmuş yığınlar…

Evet BİZ olamadık çünkü BİZ BİZE YETİYORUZ. TEPE-TABAN PROBLEM YUMAĞIYIZ.
Şu KUTUPLAŞTIRMAYA bakın bir de YOK EDİLEN BİREYE ve KAYBOLAN İNSANA;


* İslam milliyetçiliğini AKP kapmış…
* Türk milliyetçiliğini MHP kapmış…
* Kürt milliyetçiliğini HDP kapmış…
* Atatürk milliyetçiliğini CHP kapmış…

Üstüne üstlük herkes kaptığını kendi alanında yerlerde süründürüyor. Bunlara tarikat ve cemaatleri de eklersek birey var ama yok hükmünde. Gövde sürüden ibaret ve kafalar gövdelere ait değil. 


Nerede kaldı milletin; biyolojinin değil, sosyolojinin konusu olduğu gerçeği? Evet millet “etnik bir temeli olsa dahi ancak bu etnikliğin aşıldığı, farklı etnik yapıların bir şemsiye altında toplandığı aşamada ortaya çıkar.” (Bu satırlar Profesör Mehmet Öz’e ait)

Ey yukarıda adı geçen kutuplaşmalara vesile olup parselasyon yapanlar şunu bilin ki; SİZİN HİÇBİRİNİZE İNANMIYORUM ve HEPİNİZDEN NEFRET EDİYORUM.
**** 
TABANDA, herkesin kendisini sorgulamak ve değiştirmek adına kılı kıpırdıyor mu acaba? Veya herkes kendisine “ne kadar sözümün eriyim, bugün öteki için ne yaptım ve olup bitenlere ne kadar kafa yordum” diye soruyor mu? Veya toplumun, bu ölçüye itibar etmemek ile içine düşülen illetin direkt ilişkili olduğunu % kaçı düşünebiliyor? Ya da bu toplum şu anda yaşadığı keşmekeşten daha iyisini hak etmek uğruna “zengin fakir için, komşu komşusu için” ne yapıyor acaba? Oysa %99’u Müslümanım diyen ve güya hassasiyeti malum olan bu topluma; Allah, “bir toplum kendisini değiştirmedikçe ben değiştirmem" diyor.
TEPEDE ise devleti idare edenler halkı için, amir memuru için ne yapıyor acaba? 
İktidara bakıyorsun, içeride kendi muhalefetini duymuyor, hatta adam yerine koymuyor ama yıllardır dışarıda başka bir ülkenin (Suriye) iktidarına muhalefet etmek ve başka ülkelere ayar vermekle meşgul. 
Muhalefete bakıyorsun bir kısmı kendi iç muhalifleriyle boğuşmaktan nefessiz… Bir kısmı da kendi muhaliflerini yok etmek için iktidara kuyruk sallıyor ki apayrı bir garabet! Hülasa tüm sorumlular sorunlu…
Problemleri yaratanlar KENDİLERİNE ODAKLI,
Problemleri yaşatanlar ZATEN MÜPTEZEL,
Problemi yaşayanlar BU DA GELİR BU DA GEÇER diyor. 
Sızlananlar da KADERİMİZ BUYMUŞ diyor. VALLAHİ KOPMALI KIYAMET!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberma Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberma hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberma editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberma değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haberma, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?