Ahmet Say için Ankara’da veda töreni düzenlendi

Hayatını kaybeden müzikolog ve yazar Ahmet Say için Ankara’da; Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde veda töreni düzenlendi.

Video için play'e tıklayın

Yaşamını yitiren müzikolog ve yazar Ahmet Say için Ankara’da veda töreni düzenlendi. “O, herkesin Ahmet ağabeyiydi. Edebiyatçıların ve müzikçilerin, Türkiye’deki tüm müzikçilerin Ahmet ağabeyiydi” diyen oğlu, dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, babası için bestelediği “Babam Ahmet Say” eserini ilk kez seslendirdi. Şair Ahmet Telli ise “Ahmet Say haysiyetli aydın kuşağının temsilcilerinden biriydi ve öylece ayrılıyor işte aramızdan. Onun bıraktığı yerden yıldızlara karşı ıslık çalmayı unutmayalım” dedi.

Hayatını kaybeden müzikolog ve yazar Ahmet Say için Ankara’da; Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde veda töreni düzenlendi. Törene; Say’ın ailesinin yanı sıra CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Gelecek Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Serap Yazıcı, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, oyuncu Fırat Tanış ve şair Ahmet Telli ile sanatçılar ve müzikseverler katıldı.

Törende Say’ın hayatı ve fotoğraflarının yer aldığı sinevizyon gösterimi yapıldı. Say’ın uğurlama töreninde açılış konuşmasını şair Ahmet Telli yaptı.  Telli, Ahmet Say hakkında şunları söyledi:

“Ahmet Say’ı sonsuzluğa gönderiyoruz. İnsan sevdiklerini yitirince tökezliyor biraz, hatta kekemeleşiyor. Ahmet Say, haysiyetli bir aydın kuşağının temsilcisi olarak, bu dünyaya veda ederken Türkiye’de ağaçların çiçekleri solgundur biraz. Koca kurt, son numarasını çekerken; kapitalizmin açıkgöz kedisi ipek halıya ters binmektedir. Ahmet Say’dan söz ederken iki ana cümle önemlidir. Baba Ahmet Say ve devrimci Ahmet Say.

Baba olarak Fazıl’ın yetişmesindeki emek, çaba enerjisini tarif edici cümleler kurmakta zorlanıyorum. Hayatı Fazıl odaklı yaşadığı yılları biliyorum, kısmen tanığıyım. Fazıl’ın piyano saatlerinde ödünsüz, çocukluğuna ayıracağı saatlerde arkadaş, şaka ve güreş dahil olmak üzere argo da serbest. Uzun sözün kısası, oğul babayı mahcup etmedi, dünya alem bunu biliyor. Oğluyla arkadaş olabilen bir baba.

O, devrimci olmanın direngenlikle eylemlilikle mümkün olduğunu dillendiren biriydi ve hayatı da öyle yaşadı. Eylemleri ve fikirleri nedeniyle hapis yattı. Hapiste açlık grevlerine de katıldı. 80 yaşına doğru, o hala uslanmaz biriydi ve Yüksel Caddesi’ndeki direnişlere bedeniyle ve sözüyle katıldı. Eşref’ten beyitler okuyarak kitlelerin duygusunu dile getirdi. Türk solu ve Türkiye solu önemlidir, yaşamında. Sosyalizmin aydınlar katından işçi sınıfı mücadelelerine doğru evrildiği, kitlelerin sokaklara inmeye başladığı bir zamandır, bu dönem.

O dönem Ahmet Say Almanya’da edindiği politik bilgiler kadar politik görgüsünü de bu dergilerde yansıtmaya çalışıldı. Diyalektik bir aklın başat olduğu entelektüel biriydi diyebilirim, Ahmet Say için. Etik ve estetik alanda ödünsüzdü. Bunun için kimileri bunu katı ve huysuz bulmuş olabilir ama bu onun sevecenliğini vefa duygusunu görmezden gelmek olur. Hayatlarımızın yalın anlaşılır cümlelerini onunla beraber kurduk. Onun en çok canını yakan olaylardan biri de 93 Temmuz Madımak yangınıdır. Madımak onun hem öfkesini büyüttü. Hem de sağlığına bir darbe oldu. Hatta kimi şairlerin ilk kitaplarını da kendisi yayınladı. Saatler sürecek anıları vardır. Bende de öyle. Bende sımsıcaktır bu anılar ve hep öyle kalacaktır. Ahmet Say; haysiyetli aydın kuşağının temsilcilerinden biriydi ve öylece ayrılıyor işte aramızdan. Onun bıraktığı yerden yıldızlara karşı ıslık çalmayı unutmayalım.”

“BABAMIN BİNGÖL HİKAYELERİNİ, ‘GÜNEŞİN SAVRULDUĞU YERDEN’İ GENÇ NESİLLERE TAVSİYE EDERİM”

“Babamın pek çok insana dokunmuş olduğunu, sevgili Ahmet Telli de anlattı. O herkesin Ahmet ağabeyiydi. Edebiyatçıların ve müzikçilerin, Türkiye’deki tüm müzikçilerin Ahmet ağabeyiydi. Ne kadar büyük bir onur benim, Say ailesi adına da. Ahmet Say gibi üretken bir sanatçının ailesi olmak ve onun edebiyat ve müzik eserlerine de en iyi şekilde sahip çıkacağız.

Uzun yıllardır bir Say Vakfı kurmayı planlıyorum ve bu vakıfta babamın tüm eserlerini hem ülke çapında hem de dünyaya yönelik sahip çıkma olarak adımlar atacağımızı düşünüyoruz.

Ben en çok Bingöl hikayelerini yani, ‘Güneşin Savrulduğu Yerden’i’ genç nesillere tavsiye ederim. Olağanüstü enteresan hikayelerdir. 17 yaşıma kadar babamla büyüdüğüm evimde; bu müzik ansiklopedileri, müzik tarihi… O kadar çok çalıştı ki babam 1980’li yıllarda. Sevgili eşi Handan’la beraber… Günde 16 saat çalışırlardı. Böyle bir adanmışlık, böyle bir emek ben hayatımda hiç görmedim. O binlerce sayfalık kitaplar, dergiler hepsi o yılların ürünüdür.

“12 EYLÜL BABAMI MÜZİĞE YÖNLENDİRDİ”

Bugün, bütün müzik camiasının Ahmet Abi’si olması, bütün o kitaplar, tüm müzikseverlerin başlıca kullandığı kitaplardır. Biz o kitapları yenilemeye başladık, revizyondan geçirip tekrar basıyoruz. Babamın eserleri ölümsüzdür ilelebet kalacaktır; hem edebiyat eserleri, hem müzik eserleri. Ben çocukken Metin Altınok’un kızı Ahmet Telli’nin oğlu, Cemal Süreya’nın oğlu hep beraber ‘Türkiye Yazıları’nı’, 8 bin 500 abonesine, her pazar, pulları yapıştırırdık, damgaları adresleri uhulardık. Biz çocuklar o abonelere Türkiye’nin aslında en son felsefe dergilerinden birileri olan ‘Türkiye Yazıları’nı sunardık. 12 Eylül, Ankara’daki edebiyat çevresini ve babamı yıldırdı.  Babam biraz daha müzik olayına yönelmiştir. Tek başına arabasına müzik kitaplarını koydu. Bütün müzik fakültelerine, öğretmenlerine kendi götürdü.

“JANDARMALAR, ‘BİZE BİR MASTİKA ÇALSIN OĞLUNUZ’ DEDİ”

Sevgili Handan, babamın bu son yıllarındaki hastalık döneminde ona olağanüstü baktı. Müthiş bir şey başardı. Ben Handan’a büyük bir şükran borçluyum oğlu olarak. Ben de turnelerim arasında gelebilmeye özen gösterdim.

Babam, 12 Eylül günü, eve jandarmalar gelmişti, onların gelmesine dakikalar kala bütün evdeki sol kitapları, Nazım Hikmet’ler, Marx, Lenin evde ne varsa duvar piyanosunun içine koymuştuk. Jandarmalar neredeyse parkeleri bile kaldıracak kadar evi aradılar. Sonra piyanoya baktılar, ‘Bu ne’ dediler. Babam ‘Bu bir müzik enstrümanı, piyano’ dedi. Jandarmalar ‘kim çalıyor?’ dedi. Babam ‘oğlum çalıyor’ dedi. ‘O zaman bize bir mastika çalsın oğlunuz’ dedi. Ben de mastikayı çaldım ama piyanonun içindeki kitaplarla, böyle bir avangart müzik sesleri gibi şeyler çıkıyordu…

Babamla çok hoş anılarımız var. Ahmet Say, insanlara dokunmuş, hediyeler vermiş; ruhsal, zihinsel hediyeler vermiş. Bu anlata anlata bitmez. Ben oğlu olarak çok şey kazandım. Onun oğlu olduğum için ve onurlu ve gururluyum. Eskiden Ankara’da ‘Ahmet Say’ın oğluydum.’ Şimdi bakıyorum gazetelere ‘Fazıl Say’ın babası’ yazmışlar. Bunlar bizim için önemli değil. Biz bir bütünüz, sonuçta.”

FAZIL SAY, “BABAM AHMET SAY” ESERİNİ İLK KEZ SESLENDİRDİ

Ahmet Say’ın oğlu, dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, babası için bestelediği “Babam Ahmet Say” adlı eserini ilk kez, veda töreninde seslendirdi. Say, “Bunu ilk kez dinleyeceksiniz. Ben aralık ayında besteledim. Kaydını mart ayında yaptım. Kaydının tamamı da henüz hazır değil. Kaydı hazır olsaydı, babama dinletir miydim, dinletmeye cesaret edebilir miydim ya da babam nasıl karşılardı böyle bir şeyi… Onu tanıyanlar bilir, sevinirdi bir yandan da  bir yandan da ‘ne gerek vardı’ diye azarlayabilirdi de” dedi.

12 May 2022 - 17:02 Ankara- Haberde İnsan